Şam hâlâ kendini kurtarabilir

Suriye şu günlerde modern siyasi tarihinin en paradoksal ve en önemli dönemlerinden birini yaşıyor. Tecrit ve ablukayla tehdit ediliyor; bölgesel rolünü sınırlandırması, milliyetçi söyleminin tonajını hafifletmesi, belki işgal edilen topraklarını unutması ve en basit kendini savunma haklarından vazgeçmesi isteniyor.
Haber: MERVAN KAPLAN / Arşivi

Suriye şu günlerde modern siyasi tarihinin en paradoksal ve en önemli dönemlerinden birini yaşıyor. Tecrit ve ablukayla tehdit ediliyor; bölgesel rolünü sınırlandırması, milliyetçi söyleminin tonajını hafifletmesi, belki işgal edilen topraklarını unutması ve en basit kendini savunma haklarından vazgeçmesi isteniyor.
Suriye diplomasisi, bu tehlikeli sorunlarla mücadele için bütün geleneksel araçlara başvurdu. Kopukluğu gidermek için Rusya'ya yöneldi; Moskova'nın gölgesinde güven içinde bulunduğu zamanlardaki bölgesel rolünü yeniden kazanmak için ortam hazırlamaya çalıştı. Fakat Rusya halen kendi iç sorunlarına dalmış, şaşkın, çekimser vaziyette ve arzuladığı rolün yükünü kaldırmaya kadir değil.
Suriye daralan ve bazılarının vefatını ilan ettiği Arap dünyası yerine bölgesel koalisyonlar kurmaya çalıştı. Çıkarların buluşması temelinde Türkiye ve İran'a yöneldi. İlki, yani Türkiye, Suriye gibi Irak'ın bölünmesinden ve kuzeyde bir Kürt devleti kurulmasından kaygılı. İkincisi, yani İran ise ABD'nin düşmanı olarak Şam'la aynı konumda.
Türkiye uzun zamandır seçimini yapmıştı zaten. Zira gelecek Batı'daydı. Amerika ve Avrupa kanatlarıyla Batı, Suriye'ye karşı duruyordu. Askeri güç dengesizliği içinde Suriye'nin elinde, düşmanlarına fırsat vermemek ve bu fırsatlara ulaşma gerekçelerini ortadan kaldırmak dışında kendi tutumunu korumanın bir aracı kalmadı. Peki Suriye bu aracı, kullanacak mı?
Bölgedeki bazı 'sıcak' konulara yaklaşımı noktasında Suriye diplomasisini izleyenler, bu ülkenin ABD ile ya çekişme ya da müzakere etme planına ihtiyaç duyduğunu görür. Ayrıca Şam, uluslararası alanda kendi tutumuna destek kazanmak için (diplomasi ve enformasyonla) pazarlamacı
bir stratejiye de muhtaç. Zira Suriye politikası birçok zaman hazırlıksız, tepki göstermek için etki bekleyen, girişimi kaybetmiş, genel karakteri yavaş ve donuk bir görüntü vermekte. Tutumunu koyduğu hiçbir sorun yok ki zamanaşımına uğramasın. Belirli bir girişimde bulunmayı kararlaştırdığı zaman ancak bu girişimin geciktiğini ve ilişkiye geçtiği gerçeklerle ilişkisinin kalmadığını görüyor.
Hariri suikastı sonrası bu diplomasi tehlikeli bir sürece girdi. Gelişmelerin ürkütücü hızı karşısında Suriyeli yetkililerin açıklamaları ağırlığını giderek yitirdi.
İlk olarak, bölgesel ve uluslararası yankıları olabilecek ani gelişmelere hazırlıksız olduğu, ikinci olarak devlet adına konuşanlarla devlet kurumları arasında koordinasyonun bulunmadığı ve üçüncü olarak karşı karşıya bulunduğu tehditlerin boyutlarını hafife aldığı ortaya çıktı. Suriye'nin bugünkü durumu, savaş ve işgal öncesi Irak'ın durumunu andırıyor.
Şam giderek artan Amerikan baskısını önemsemez görünüyor. Ayrıca Irak konusunda bölünen dünya Suriye'ye karşı birleşmiş durumda.
Suriye siyasetinin, yaşadığı belirsizlik halinden hızla çıkması ve önündeki tercihleri kapsamlı biçimde ele alması şart. Bu, en sıcak ve yakın noktadan, Lübnan'dan başlamalı. Tabii sadece uluslararası ve Amerikan kaynaklı baskı nedeniyle değil, aynı zamanda Lübnan yönetiminin Hariri'nin cenaze töreninde yapılan referandum aracılığıyla halk desteğini yitirmesi nedeniyle. Zira Suriye uluslararası muhalefet karşısında Lübnan'da Rusya'nın Gürcistan'daki rolünü oynayamaz. Ayrıca Lübnan'ın, Suriye'nin Kuveyt'ine dönüştürülmesine de imkân yok. Bütün bunlardan daha önemlisi, Hariri suikastı sebebiyle Suriye'den uzaklaşan Lübnanlılardan önemli bir kesimin kalbinin yeniden kazanılması lazım.
Bu sözlerden, Amerikan taleplerine açık teslimiyet çağrısı değil, bu ülkeye kötülük yapmak isteyenlere fırsat vermeme anlamı çıkarmamızdır doğru olan. Suriye'nin Irak'ın akıbetine uğratılmasına ilişkin kaygımız Şam'ın karşılaştığı sorunlara seyirci kalmamamızı gerektiriyor. Suriye karar organlarını uyarmak bir görev. Benzer uyarıları duymazdan gelen Saddam Hüseyin'in başına neler geldiğini gördük.
Baskıların artmasına rağmen Suriye henüz çatışma aşamasında değil. Zira ABD şu an Irak'la meşgul olduğu askıdaki sorunları hâlâ diyalogla çözme eğiliminde. Lübnan'da kendileriyle konuşabilecek akıllı isimler var. Üstelik herkes kalplerdeki nefrete rağmen Suriye ile iyi ilişkiler kurmakta kararlı görünüyor.
(Londra'da Arapça yayımlanan Hayat gazetesi, Şam Üniversitesi öğretim görevlisi ve Suriye Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanı, 25 Şubat 2005)