Şam'ın kozu artık zaaf

Esad, Suriye güçlerinin Lübnan'dan çekilmesi kararını almadan önce bölgeyi ve dünyayı iyi tetkik etmeli. En önemli konu, bu güçlerin Lübnan'dan tamamen çekilmesini öngören 1559 No'lu karar.
Haber: GASSAN ŞERBEL / Arşivi

Esad, Suriye güçlerinin Lübnan'dan çekilmesi kararını almadan önce bölgeyi ve dünyayı iyi tetkik etmeli. En önemli konu, bu güçlerin Lübnan'dan tamamen çekilmesini öngören 1559 No'lu karar. Kararın Fransız-Amerikan girişimiyle çıkarılmış bulunması, uluslararası topluluğun, Lübnan hükümetinin tutumunu ve Lübnan ile Suriye ile arasında imzalanmış Taif Anlaşması'nı doğru bulmadığı anlamına geliyor. Esad, bu kararın Atlantik'in iki yakası arasında Irak'taki Amerikan savaşının körüklediği ayrılık halini ortadan kaldırmaya yönelik yeni bir işbirliği ortamının oluşması için fırsata dönüştüğünü de göz önüne almalı. ABD ile Avrupa'nın arasında sıkıştıktan sonra, Rus itirazına veya Çin engeline umut bağlamak boşuna artık.
Esad, Ortadoğu'nun halihazırda içinde bulunduğu koşullara da dikkat etmeli. Suriye uluslararası toplulukla çatışma sürecine girmeyi tercih ederse hiçbir Arap ülkesinin desteğini alamaz. Suriye, Irak sınırında ABD kuvvetleri bulunduğu gerçeğini de görmezlikten gelemez.
Esad Lübnan'daki gelişmeleri de iyi değerlendirmeli. Lübnan'daki Suriye askeri varlığının sürdürülebilmesi için Şam'ın iki taraflı bir mücadele vermesi gerekecek. İlki Lübnanlılardan pek az sayılmayacak bir kesimle, ikincisi ise uluslararası toplumla. Suriye'nin böylesi bir ikili mücadeleye birden girmesinden en fazla İsrail'in kazançlı çıkacağı aşikâr.
Esad şu iki seçenek arasında tercih yapmak zorunda: Suriye'nin bölgesel rolünde değişikliğe gitmeyi kabul etmek ya da Amerikan-Fransız işbirliğinin Lübnan'daki Suriye askeri varlığını hedef almanın ötesine geçip Suriye rejiminin istikrarını hedef almaya yöneleceği bir çatışma sürecine sürüklenmek.
ABD'nin 11 Eylül sonrası Suriye'ye Hafız Esad döneminde bizzat kendisinin müsamaha gösterdiği bölgesel rolü sürdürme imkânını tanımadığı sır değil. Yine ABD'nin Saddam Hüseyin'in düşürülmesi sonrası bu role itiraz etmenin bir adım ilerisine gidip rolü değiştirme çabası içine girdiği de sır değil. Zira ABD, bu rolü, iki bloklu dünyanın ortadan kalkması, Sovyetler Birliği'nin çökmesi, teröre karşı savaşın başlatılması ve Amerikan güçlerinin Suriye-Irak sınırında konuşlanmasıyla birlikte artık tarihe gömülen uluslararası ve bölgesel dengelerin kalıntısı olarak görmekte.
Geçen aylar içinde Bush yönetiminin Suriye rejiminin varlığını hedef aldığına dair hiçbir işaret belirmedi. ABD yönetimi Suriye'yi elindeki güç kullanma veya görüşme yapma kartlarından mahrum bırakmaya çalışmakla yetinmekte. Tabii Suriye'ye selametini güvenceye alıp sicilini iyileştirmesi için bu kartlardan ödün vermesi nasihatinde bulunarak ve gerektiğinde Şam'a suçlamalar yönelterek yapmakta bunu. Üstelik bu ödüne karşı hiçbir şey ödeme hazırlığına da girmeksizin. Böylelikle Suriye rejimi elindeki güç kartları, zaafa çevriliyor. Şam'ın Irak'taki rolü, Lübnan'daki askeri yayılmacılığı, Hizbullah ve İran'la ilişkileri, Hamas ve İslami Cihat liderlerine ev sahipliği yapması omuzlarında duran ağır birer yüke dönüştürülüyor.
Lübnan'dan çekilme kararı basiretli bir karar. Zira Suriye'nin fırtınadan veya uluslararası tecritten kurtarılması bu türden zor bir kararı gerekli kılıyor. Çünkü böyle bir karar aynı zamanda Arapların bölgedeki istikrarsızlığı artıracak yeni bir sıkıntıdan kurtarılması anlamına geliyor. Suriye'nin istikrarı Suriye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Araplar için kaçınılmaz. Bu gerçekler ışığında çekilme kararı, ateşli konuşmalardan ve Irak yönetimini felakete götüren 'boş' tutumlardan uzak duracak biçimde ele alınmalı.
(Londra'da yayımlanan El Hayat gazetesi, başyazı, 8 Mart 2005)