Savaş şartlarında dostluk

Bir yandan ABD'de aniden Türkiye aleyhine başlayan TV serilerine, öte yandan Kuzey Irak'ta şekillendirilmeye başlanan 'bağımsız Kürt devleti projesi'ne bakıyoruz ve merak ediyoruz:
Haber: VURAL CENGİZ / Arşivi

Bir yandan ABD'de aniden Türkiye aleyhine başlayan TV serilerine, öte yandan Kuzey Irak'ta şekillendirilmeye başlanan 'bağımsız Kürt devleti projesi'ne bakıyoruz ve merak ediyoruz: ABD, 'Büyük Ortadoğu Projesi' adı verilen yeni Ortadoğu planını yürürlüğe koyabilmek için Türkiye ile geçici bir kriz mi istiyor? Geçici diyoruz, çünkü uzun dönemli ABD çıkarlarının Türkiyesiz bir Ortadoğu'da gerçekleştirilemeyeceğini Amerikalı strateji uzmanları da biliyor.
Gerek Dışişleri Bakanı Rice'ın Türkiye ziyareti ve gerekse ABD tarafından Türk hükümetine getirilen yeni 'ittifak teklifleri' ilişkilerin iyi yolda gittiği izlenimini vermeye çalışıyorsa da bu kez de aklımıza şu soru geliyor: ABD yönetimi iyi ilişkiler konusunda ne derece samimi?
Tepkisizlik
İlginçtir, FOX ve NBC kanallarındaki Türkiye karşıtı yayınlardan sonra Washington'dan hiçbir tepki sesi yükselmedi. Yalnızca Türk asıllı Amerikalıların sesi yükseldi ancak onu dinlemeye de kimsenin niyeti yok!
Üstelik önümüzdeki günlerde ABD-Türkiye arasındaki ilişkilerin daha da gerilmesine elverişli bir gündem de işliyor: 'Ermeni soykırımı'nın 90'ıncı yıldönümü nedeniyle nisanda yapılması planlanan gösterilere ABD basınının ilgi göstereceğinden eminiz. Gösteriler çığırından çıkar, Türk asıllı Amerikalı çocuklar ve Türk üniversite öğrencileri okullarda ve kampüslerde tartaklanır ve buna göz yumulursa Türkiye'de oluşacak infial ilişkilerin boyutunu daha da kötü hale getirecektir.
Bir başka kritik gündem maddesi de ABD'nin Kıbrıs sorunu konusunda takındığı tavırdır. ABD Kongresi'ndeki Türk Dostluk Grubu lideri Robert Wexler'in de belirttiği gibi, Amerikan yönetimi Annan Planı'na 'Evet' diyen Türkiye ve KKTC'ye büyük bir haksızlık yaptı ve bu haksızlık hâlâ sürüyor.
Türk Amerikan Dernekleri Asamblesi olarak, 2003 yazında düzenlediğimiz Türkiye gezimizde, Türk hükümet ve muhalefet yetkililerine bir hayli ısrarla, neden Irak'a Türk askerinin de gitmesinin sağlanmadığını sormuştuk. O günlerdeki amacımız, Kerkük'te bugün ortaya çıkana benzer bir haksızlığı önlemek, en azından bu konuda Ankara'yı uyarmaktı.
Ancak Ankara'daki görüşmelerimizde öğrendik ki, Türkiye bu konuda inisiyatif almamış değildi. Sadece, Türkiye, ABD tarafından Irak Savaşı'nda 'partner' olarak kabul edilmemişti. Bunu sayın Şükrü Elekdağ'dan ve TBMM Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger'den öğrenmiştik. O zaman da anlamıştık ki, ortada, Türkiye'ye karşı uzun süredir devam eden bir samimiyetsizlik vardı.
Eski Başbakan Ecevit'in Irak Savaşı öncesinde ABD yetkililerine ilettiği görüş şuydu: "Irak'a girmeyin, sizin için ikinci Vietnam olur." Bugün geçekten de görüyoruz ki; asker kaybı Vietnam kadar olmasa da savaşın sonuçları açısından ABD için Vietnam'dan da kötü birtakım sonuçlar da doğabilir. Hatta ABD açısından bu savaşın en kötü sonucu, Ortadoğu'daki en güçlü müttefiki olan Türkiye'yi yitirmesi de olabilir.
Sokaktaki Amerikalı
Bu konuda sanki her türlü yanlış adım atılıyor. Irak'ın bütünü Amerikan işgali altında iken, bugüne dek PKK'ya karşı hiçbir önlem alınmaması, ABD'nin samimiyeti konusunda en büyük soru işaretini oluşturuyor.
Bu noktada Türkiye'de zaman zaman tartışılan bir konuya değinmekte de yarar var: Kuzey Irak'ta uygulanan Amerikan politikası kesinlikle Amerikan halkının benimsediği bir politika değildir. Sokaktaki Amerikalı dürüsttür, sözüne güvenilir, devletine, dostuna yalan söylemez, borcunu öder, vergisini verir. Ve seçtiği temsilcilere de güvenir. Çünkü Amerikan dış politikasını yapan ve yürüten kişilerin de kendisi gibi dürüst olduğunu düşünür.
Eskiden 'iyi dost'tu
Amerikan halkı, Irak Savaşı'na kadar 'Türkiye' sorusuna 'iyi dost' cevabını veren bir halktı. Ancak Türkiye Amerikan basınınca önce savaş başlangıcında 'hayırsız dost' durumuna kondu, şimdi de Amerikan dizileri kullanılarak 'düşman' haline sokulmaya çalışılıyor. Buna gerekçe Türkiye'deki ABD karşıtı kamuoyu olabilir. Yani Türkiye bu konuda
cezalandırılıyor olabilir. Ancak şunu görmek gerek: Türkiye'deki ABD karşıtı düşüncenin nedeni Türk basınının haksız yayını değil, Irak'taki savaştır. Dünyada, Britanya dahil hangi ülkenin insanı Amerika'nın Irak'taki işgalini desteklemektedir ki bu, Türk halkından beklensin?
Başkan Bush'un, "Bizimle olmayan herkes bizim düşmanımızdır" anlayışının uzantısı olan katı tavrın sonucu, Türk-Amerikan ilişkilerinde çok ciddi bir krizi kapıya getirebilir.
Bunun sonucu Türkiye açısından ciddi bir ekonomik kriz olabilir. ABD içinse sonuç, bölgede dış politika iflası olur. Neden mi? Çünkü bir süredir ABD'de gerçek konumu unutulan Türkiye, yalnız bir üsler ülkesi olarak görülmeye başlandı ve dış politika da buna göre oluşturuldu. Türkiye'nin Balkanlar, Ortadoğu ve Orta Asya'daki etkisi görmezden gelinerek, ABD etkisinde bir Kuzey Irak'ın Türkiye'nin yerini alabileceği düşünülüyor.
Irak Kürdistanı
Bu perspektifin açılımları arasında, yeni bir karaya-kilitlenmiş küçük devletle İran'ın etki altında tutulabileceği ve/veya İsrail'i tehdit
eden Lübnan'a karşı İran'ı tehdit eden Irak Kürdistanı oluşturup bir çeşit denge sağlanması yer alıyor olabilir. Burada karar aslında ABD yönetimine değil, kesinlikle Iraklı Kürtlere düşüyor. Bugün, sonucu Kürt ulusu için
ekonomik hüsran olacak planların içerisinde yer almama sorumluluğu tamamen Iraklı Kürtlere ait. Türkiye'nin son beş yılda dış politikadaki önemli bir başarısı, Çinlilerin, "Hak ettiğini değil pazarlık ettiğini alırsın" özdeyişi doğrultusunda Osmanlı'nın vakur tavrından arınıp birçok konuyu pazarlık konusu yapabilmesi oldu.
Kıbrıs sorununun çözümünde bugün gelinen nokta, bu farklılığın en somut göstergesidir. Ancak bunu görüp her konunun pazarlık konusu olabileceğini düşünmek de yanlıştır.
Türk ulusunun çetin bir kurtuluş mücadelesi tarihi vardır. Türk halkının da pazarlık konusu yapmayacağı bazı değerleri vardır. Bunların başında da ülkesinin bütünlüğü gelir. Hem dostun hem de düşmanın bunu anlaması ve buna saygı duyması Ortadoğu'da akılcı, toplumların üzerinde uzlaşabileceği çözümler üretmek isteyenler için bir zorunluluk.
Vural Cengiz: Türk Amerikan Dernekleri Asamblesi (ATAA) Genel Başkanı