Savaş yıllarındaki arzular

Avrupa Birliği süreci ve ona bağlı olarak sene sonuna takvimlenmiş 'iş planı'na Ermenistan'la ilişkiler girdi. Öte yandan 'soykırım' tartışmaları da iyiden iyiye kızıştı.
Haber: AVNİ ÖZGÜREL / Arşivi

Avrupa Birliği süreci ve ona bağlı olarak sene sonuna takvimlenmiş 'iş planı'na Ermenistan'la ilişkiler girdi. Öte yandan 'soykırım' tartışmaları da iyiden iyiye kızıştı. Açıkçası Türkiye bu meselede suskun tavrının faturasını ödüyor. Aram Andonyan'ın 1920'de yayınladığı ve Ermeni müzelerinde sergilenen kitabında yer alan Talat Paşa'nın telgrafının sahteliğini 1983'te Şinasi Orel-Süreyya Yuca yazdılar.
Osmanlı arşivlerinde Ermeni tezlerini doğrulayacak bir şeyler bulunabileceği korkusuyla yıllar yılı raflara ne biz elimizi uzattık ne de yabancılara el sürdürdük. Bu zaman zarfında 'soykırım' iddiası 'galat-ı meşhur' oldu. Yani, yaygın kabul ve kullanımından dolayı dünya kamuoyunca doğru sanılıp benimsendi. AB meselesinde kararlı bir tavra girmesek şimdi dahi bu işi ciddiye alır, 'derdimizi kime anlatırız' der miydik ondan da emin değilim.
Şimdi 'doğruyu yapıyor muyuz' sorusu da bence yersiz. Zira her zamanki gibi şaşkınız. Uğraştığımız şey, 'Mavi Kitap v.s. Oysa mesele belge açıklama aşamasını geçti. Ermeniler, 'Dünyanın kabul ettiği bir gerçek bu, siz ister kabul edin ister etmeyin' noktasındalar. Bizim kendimize propaganda yapan belgeseller, tartışma programları üretmekten, dışımızdaki dünyaya resmi yazılar göndermekten başka yaptığımız dişe dokunur bir şey yok. İnternet ortamında bir Ermeni tezlerinin yansıdığı sitelere bakın bir de bizimkilerin perişanlığına.
İmza Paşa'nın ama...
İttihat Terakki liderlerinin hatıratına baktığınızda tehcir kararından ne kadar sıkıntı duyduklarını görürsünüz. Talat Paşa 'Günlerce gözüme uyku girmedi' diyor. Cemal Paşa, "Ermeni tehcir ve katli meselesiyle ben zerre kadar ilgili değilim. Tehcir kararının verildiği müzakerelere de iştirak etmedim. Herhalde arkadaşlarımın elinde umumi tehcir gibi pek şiddetli ve bütün medeni dünyanın ilgileneceği bir karar almayı gerekli kılacak pek büyük sebepler ve vesikalar vardır" diyor.
Hatta onların bu konuda yazarak kendisini ve herkesi şüphe ve meraktan kurtaracaklarına inandığını söylüyor. Elbette emir ve kararnamelerde Osmanlı idarecilerinin imzası var. Ancak ona rağmen bu kararın gerçekte kim tarafından alındığı veya telkin edildiği tartışmalı. Padişah'ın bilgisi dışında, başbakanın içine sinmeyen, hatta sadece metni eline alıp bakanlar kuruluna taşıdığını söylediği, diğer bakanlardan ve meclis başkanından da habersiz bir kararname... Akla hemen Enver Paşa gelebilir. Hatta tehcir önerisinin kaynağının o olduğuna inanmak için elde belge de var. Ancak Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı olan Paşa'nın başbakana gönderdiği yazı, "Şayet bir sakınca yoksa..." diye başlıyor. Yani "...uygun olacağı mütalea edilmiştir..." türünden, "Bunu mutlaka yapın" manasında yorumlanabilecek bir tavrı yok.
Akla yakın gelen ihtimal cephede zorlanan Alman kurmay heyetinin tehcir konusunda Enver Paşa'ya baskı yapmış ve kararı aldırmış olması. Savaş sonrası Alman yetkililerin bu düşünceye hak verdirecek açıklamaları ve batı basınında bu yolda pek çok makale var. İddiaların özeti, Berlin'in Osmanlı idarecilerine tehcir kararı aldırmakla kalmayıp bu kitlevi sürgünü sevk ve idare ettiği..
Bu konudaki rahatsızlıktan dolayı Almanya Ermenilerin gönlünü kazanmak için imparator 2. Wilhelm'e, annesinin, "Hıristiyan bir topluma bu yapılır mı? Bütün Hıristiyanların görevi akan kanın intikamının Türklerden alınmasıdır" dediği, onun da askerlere, "Bu kadarı fazla, Ermeniler de Hıristiyan, derhal engelleyin" diye talimat verdiğini açıkladı. Onunla da yetinmediler, Ermeni bir hanımla evli olan Lepsus adlı bir rahibe Almanya'nın Ermenileri kollamak için ne çabalar sarfettiğinin anlatıldığı, 'Almanya ve Ermenistan 1914-1918' adlı bir kitap da yazdırdılar.
'Sultanlık' meselesi
İttihat Terakki'nin son günlerinde, lider kadro kendi içinde kırılmaya uğradı. Bu ortamda geçerli kural da amiyane ifadeyle, gemisini kurtaran, kaptan... Geçtiğimiz hafta İttihad Terakki'nin siyaset sahnesine çıkarken Ermenilerle ne denli içli dışlı olduğunu yazmıştım. Cemal Paşa'nın hatıralarında Adana hadiselerinden sonra kurulan örfi idare mahkemelerinin kararlarını kastederek 40 Türk'ü idam ettirmekle övündüğünü de... Aynı Cemal Paşa'nın harp içinde yine Ermenilerle anlaşarak başkaca ayak oyunlarına giriştiğini eklemeyi unuttum. Rus arşivleri Paşa'nın ihtilal hazırlığı içinde olduğu, padişahı tahttan indirip kendi hanedanını kurmaya yöneldiği düşüncesini akla getirecek raporlarla dolu.
Paşa'nın bu amaçla Ruslarla temas etmek için Ermenileri seçtiği anlaşılıyor. 1917 ihtilali sonrası Lenin tarafından ifşa edilen Rus dışişleri yazışmalarında onun Boğazların kontrolunu Rusya'ya bırakabileceğinden tutun Doğu Anadolu'yu Ermenilere terk etmeyi kabul etme eğiliminde olduğuna kadar pek çok iddia yansıyor. Seçtiğim birkaç yazışmanın özetini okuduğunuzda kanaatiniz netleşebilir:
"Bükreş Büyükelçisi S.A. Poklevsky'den Dışişleri Bakanlığı'na;
Cemal Paşa ile Türk hükümeti arasında bir anlaşmazlık çıktığı söyleniyor. Şayet Cemal'e biz Türk Asya'sısında hükmünü yürütmesi konusunda yardım vaad edecek olursak muhtemelen Cemal'i İstanbul aleyhine açıktan açığa bir harekete sevk etmek mümkün olur. Dr. Zavriyev bunun imparatorluk hükümetinin görüşlerine ne derece uygun olduğunu soruyor. Çünkü Ermeniler Cemal üzerinde etkiliolacak bazı hareket tarzları tasarlıyorlar. Telgraf No: 778. 11 Aralık 1915"
"Rusya Dışişleri'nden, Bükreş Elçisi'ne;
Türkiye'de hükümet içinde baş gösterecek her türlü ayrılık bizce ancak yardımla karşılanır. Cemal'e en geniş şekilde vaade bulunulabilir. Gerekirse bu vaatler konusunda diğer hükümetlerin onayını almak da mümkündür. O zamana kadar meseleyi son derece gizli tutmak gerekir. Telgraf No: 6150. 12 Aralık1915"
"Rus Dışişleri Bakanı Sazanof'tan Paris, Londra ve Roma'daki Rus büyükelçilerine;
İstanbul'daki Ermeni çevreleri bildiriyorlar ki, şayet hükümetler kendisine aşağıdaki şartları teklif edecek olurlarsa Cemal'i İstanbul hükümeti aleyhine açık bir isyana sevk etmek mümkün.
1- Sultanın başkanlığı altında Suriye, Filistin, Irak, Arabistan, Klikya, Ermenistan ve Kürdistan muhtar eyaletlerinden oluşacak Türkiye Asyası devletler tarafından garanti edilecek.
2- Cemal Paşa babadan oğula veraset yoluyla geçmek üzere sultan ilan edilecek.
3- Cemal Paşa, Osmanlı sultanını ve İstanbul hükümetini Almanların elinde esir ve lağvedilmiş sayıp bunların aleyhine savaş açmayı taahhüt ediyor.
4- Onun İstanbul üzerine yürümesi halinde devletler kendisini silah, erzak, teçhizat vesaireyle donatacaklar.
5- Savaş sonrasında devletler Cemal'e mali yardımda bulunacaklar.
6- Cemal İstanbul ve Boğazlar'ın kaybına razı olacaktır.
7- Cemal bugünden itibaren Ermenilerin kurtarılması ve savaşın sonuna kadar beslenmeleri için tedbirler almayı taahhüt ediyor.
Her türlü iç kargaşa yalnız ve ancak Türkiye'nin kuvvetlerini zayıflatır ve bizim çıkarlarımıza hizmet eder. Dolayısıyla bize sadık Ermeniler aracılıyla Cemal'le gizli görüşmelere başlamak lazımdır. Cemal Almanları kovmayı ve İstanbul hükümetini devirmeyi başaramasa bile Osmanlı İmparatorluğu'nda bir kargaşa ve fesat çıkarmış olması bize fayda sağlar. Bu hususları dışişleri bakanlarına gizlice anlatmanızı ve sonucunu da bana telgrafla acele bildirmenizi rica ederim. Telgraf No: 6391. 25 Aralık 1915)"
'Temas kopmamalı'
Bu telgraflar uzayıp gidiyor. Cemal Paşa'ya gelişmeleri nakleden Ermenilerden temaslarını koparmamaları isteniyor, 'proje'nin doğrudan Paşa'yla ve Mısır'da ayrıtılı olarak görüşülüp karara bağlanması üzerinde anlaşma sağlanıyor. Bu müzakereleri yürütecek Ermenilere Rusya'nın gerekli pasaport v.s. vereceği ifade ediliyor... Tabii bu arada konu Fransız, İngiliz ve İtalyan dışişleri bakanları üzerinden bu ülkelerin bakanlar kurulunda da görüşülüyor. Rus elçiler Moskova'ya herkesin çok istekli ve 'Bir an evvel harekete geçilmesi' arzusunda olduğuna dair raporlar yağdırıyorlar.
Ermenilerin Cemal Paşa tercihi kendi açılarından doğru elbette. Paşa Ermenilerin göz koyduğu Adana-Mersin bölgesi sorumluluk alanında olan 4. Ordu'nun komutanı ve Suriye Valisi... Savaşta ibrenin Almanya ve Osmanlı aleyhine dönmesi üzerine 'proje' rafa kalkıyor. Cemal Paşa'nın İtilaf Devletleri'nin heveskâr görüntüsüne bakıp pazarlığı yüksekten açmayı planladığı v.s. akla gelebilecek ihitimaller arasında. Ancak cepheler çökmeye yüz tutunca Cemal Paşa ve onunla yapılacak pazarlık yerine kısa yoldan, "Osmanlı coğrafyasını paylaşma" düşüncesi hâkim oluyor...
Kesilmeyen ümit
Son bir not olarak Cemal Paşa'nın Kurtuluş Savaşı başladıktan sonra Ermenilerden ümidini kesmemiş olduğunu söyleyeyim. Paşa, 3. Enternasyonal'in başkanı Radek'le görüşüp, onun tavsiyesini Kazım Karabekir Paşa'ya ve dolayısıyla Mustafa Kemal'e yazıyor:
"Türkiye'nin Batı dünyasındaki durumu Ermeni meselesinden dolayı gayet naziktir. Bugün Rusya içinde kurulmuş bulunan Ermenistan'a Türkiye arazisinden ufak bir fedakârlık yapacak olursanız bu fedakârlık sizin elinizi güçlendirecektir. Bu fedakârlığın kısa zaman için olacağından şüphe yoktur. Ama sizin hakkınızda o kadar büyük fayda sağlayacaktır ki bunun derecesini tahmin etmek bile imkânsızdır. Dolayısıyla bu fedakârlığı yapın."
Karabekir'in Ankara'ya bunu nasıl yansıttığına göz atın: "... Ermenilere arazi verilmesi hakkındaki sözler pek fena. Biz Arpaçayı'na kadar olan bölgeyi isterken Cemal Paşa işi berbat ediyor. Heyet göndermeyi teklif ediyor. Halil Paşa (Enver Paşa'nın amcası) daha fena bir hareket yapıyor. Çiçerin'e Van ve Bitlis'i Ermenilere terk edebileceğimizi söylemiş. Moskova'ye giden heyetimize bunu Çiçerin söylüyor. Tabii böyle bir şeyin asılsız olduğu kendisine anlatıldı."
Paşa, Ermeniler üzerinden Ruslarla anlaşıp son olarak Afganistan Kralı olma arzusuyla bir saltanat denemesi de yaptı...