Savaş yine de haksızdı

Irak'ta nihayet dönüşüm mü başlıyor? Amerikalı askerlerin Iraklılarla birlikte Saddam Hüseyin'in dev heykelini yıkmalarından iki yıl sonra, ufukta normale dönme belirtileri görülmeye başlandı.

Irak'ta nihayet dönüşüm mü başlıyor? Amerikalı askerlerin Iraklılarla birlikte Saddam Hüseyin'in dev heykelini yıkmalarından iki yıl sonra, ufukta normale dönme belirtileri görülmeye başlandı.
İsyancıların saldırıları geçtiğimiz ay keskin bir düşüş gösterdi. Her ne kadar Sünniler boykot etmiş olsa da, seçimler düzenlendi. Uzun ve zorlu pazarlıkların ardından Irak bir başkanlık konseyine ve bir de başbakana kavuştu, koltuklar ülkenin üç ana etnik grubu arasında paylaşıldı. Ülkenin bütünlüğü, en azından şimdilik muhafaza edildi.
ABD'li üst düzey subaylar, Irak'taki asker sayısını önümüzdeki yıl üçte bir oranında indirebileceklerini, zira Iraklı birimlerin işleri devralmaya son derece ehil olduğunu söylüyor. Talabani, ABD askerlerinin Irak'ı iki yıl içinde tümüyle terk etmiş olacağını tahmin ediyor.
Bu tahminin iyimser olup olmadığını göreceğiz, ancak gerçekten de Irak'ın genel durumu geçen yılın sonlarındaki anarşi ortamına nazaran düzeliyor. Hatta Blair bu durumu yeniden seçilme kampanyasında bile kullanabilir. Blair ve savaşı destekleyen diğerleri, işgal kötü yönetilmiş, muhalefet beklenenden çok daha güçlü çıkmış olsa da, neticenin iyi olacağını iddia edebilir, ettiler de nitekim. Saddam Hüseyin ve tiranlık rejimi devrildi, Irak nihayet demokrasiye kavuşuyor deniliyor.
Ancak bununla da kalmayıp savaşın haklı çıktığını, Britanya'nın savaşa katılımının doğruluğunun da kanıtlanmış olduğunu söylemek, fazla ileri gitmek olur. Irak savaşı, sonraları tümüyle yanlış olduğu ortaya çıkmış bir istihbarat üzerine ve Birleşmiş Milletler hiçe sayılarak yapıldı. Britanya'nın savaşa katılımının yasal olup olmadığı hâlâ meçhul.
Uluslararası yaşamın uygarca yürütülebilmesi, hatta her türlü iyi yönetim için hukukun üstünlüğü mutlak bir önkoşuldur. Britanya'nın dışarılarda başkalarına nasihatlerini çektiği bu ilke, ne bizim ne başkasının istisna teşkil ettiği, alay etmeye gelmeyen bir şarttır.
Irak savaşımızın bedeli on binlerce Iraklının, 1500'den fazla Amerikalı ve 80 küsur Britanyalı askerin hayatı oldu. Bedel, Irak'ın yıkımı, Guantanamo'da ve Irak cezaevlerinde en temel insan haklarının ihlali oldu. Bedel, Irak'ta ve Arap dünyasının dört bir yanında yeni terör yuvalarının doğması oldu. Sadece son iki üç hafta içinde Pakistanlı bir diplomat fidye için kaçırıldı, ABD üslerine karşı iki intihar saldırısı yapıldı, Ebu Garib cezaevinde asiler saldırıda bulundu. Tüm bunlara bakıp 'Geçen ay ne iyi geçti' denebilmesi, daha öncesinin nasıl olduğunu hazin bir şekilde açıklıyor. (Başyazı, 13 Nisan 2005)