Seçime giden Fransa (5)

Bayrou, favoriler Sarkozy ve 'Sego'nun hemen arkasında, Le Pen'e de iyice fark attı. Yarışın ilk turu bir sürprizle sonuçlanırsa, o sürpriz onun eseri olacak.

Bayrou'nun Türkiye'yle ilgili görüşleri hiç de olumlu değil, önyargılarını değiştirmesi beklenemez.

ALTAN ÖYMEN
Haber: ALTAN ÖYMEN / Arşivi

Fransa'daki seçim kampanyası artık iyice hızlandı. Adaylar, bu hafta içinde başlayan 'radyo ve televizyonlarda konuşma' hakkını sonuna kadar kullanıyorlar. Afiş asma, broşür ve el ilanı dağıtma faaliyetini de yoğunlaştırdılar.
Bu faaliyet 22 Nisan Pazar günkü 'birinci tur' seçiminden bir gün önceye kadar sürecek. Pazar günkü oylamanın sonucu da 'ikinci tur'a hangi iki adayın kalacağını belirleyecek.
Dünkü son anketlerde, Sarkozy'nin birinciliği, Ségolène'in ikinciliği sürüyor. Le Pen artık yarıştan kopmuş sayılıyor. Bugün portresini yayımladığımız Bayrou da, oy oranı marta göre hayli gerilese de, sürpriz yapabilecek '3. adam' pozisyonundaki tek aday olarak kalmış görünüyor.

* * *
Eğer 'birinci tur'da o sürpriz gerçekleşirse ne olacak?.. 6 Mayıs'taki 'ikinci tur'da o zaman, o ihtimale göre yapılan anketlerin gösterdiğine göre, yepyeni bir durum ortaya çıkacak. Çünkü, birinci turda Ségolène elenir de Bayrou onun yerine geçerse, Ségolène'in seçmenleri, asıl hasımları Sarkozy'yi değil Bayrou'yu seçecek. Bayrou kazanacak.
Eğer, birinci turda Sarkozy elenir de yerine Bayrou geçerse, o zaman da Sarkozy'nin sağcı yandaşları Sosyalist Ségolène yerine Katolik-liberal Bayrou'yu seçecek. İkinci turda gene Bayrou kazanacak..



* * *
Birinci tur sürprizsiz biterse, yani 'Sarko'yla 'Ségo' baş başa kalırlarsa, dünkü 'ikinci tur' anketlerinin gösterdiği sonuç, Sarkozy'nin yüzde 46'ya karşı yüzde 53'le kazanacağı yolunda... (Bkz, yukarıdaki tablolar)
* * *
Tabii, şunu unutmamak gerekli: Fransa'nın -Martinik, Gazdoloupe, Fransız Ginesi, Yeni Kaledonya gibi-yönetimi altındaki yerlerde yaşayanların bir bölümü de Fransız seçmeni... 64 milyonluk toplam Fransız nüfusunun içinde, seçmen sayısı 44.5 milyon...
Bu 44.5 milyonun 18 milyonunun da hâlâ kararsız olduğu bildiriliyor.
İkinci tur anketlerinin sonuçları, 'kararsız'ların oylarının 'kararlı'ların oylarına (tabii, oranlarına uygun olarak) eklenmesiyle oluşturuluyor. Bu açıdan, hele ikinci tur oylaması için, onlara fazla güvenilmiyor.
Kaldı ki, birinci turda, 12 adaydan, 8'inin oyları anketlere yansımıyor, yansısa bile, küçük oranlarda olduğu için güvenilir değiller. 'Kararsız'ların o kadar fazla olduğu bir seçim ortamında, o anketlerdeki isabet şansı da hâlâ yüksek sayılmıyor.
Şimdiye kadarki Fransız seçimlerinde yapılan anketlerin sonucu da, zaten aynı şeyi gösteriyor.
Yani: "Anketlere bakılsın. Onlara göre senaryolar oluşturulsun. Ama onlara güvenilmesin. Sürpriz ihtimalleri gözden uzak tutulmasın."
* * *
Bu seçimden sonra bir seçim daha var
Fransa'daki bu seçim yılının özellikleri bizimkine benziyor. İki ülkede nisanın ikinci yarısıyla mayısın birinci yarısında Cumhurbaşkanlığı seçimi sürüyor. Fransızlar bunu 6 Mayıs'ta tamamlayacak. Biz de 16 Mayıs'a kadar bitirmiş olacağız.
Onun hemen arkasından ise hem Fransa'da, hem bizde milletvekilleri seçimleri başlıyor. Fransa'da, iki turlu olarak 10 ve 17 Haziran'da...
Bizde ise, şimdilik 4 Kasım'da... Ancak, iktidar partisi kulislerinde bu tarihin daha öne alınabileceği belirtiliyor.

Büyütmek için tıklayınız
Sağdaki grafikte bugünkü Fransız Meclisi'ndeki sandalye dağılımı var. Onda da görüldüğü gibi, bugünkü cumhurbaşkanlığı adaylarının partilerinin millet meclisindeki ve Senatodaki sıralaması, kendi aralarındaki sıralamaya uyuyor.
Sarkozy'in UMP'si önde, Ségolène'nin Sosyalist Parti'si ikinci, Bayrou'nun UDF'si üçüncü...
Fransız kamuoyunun bu seçimlerden sonraki konusu da, belli ki, bu tablonun haziran seçimlerinde nasıl değişeceği yolundaki sorularla dolu olacak.

* * * * * * * * * *
Portre / François Bayrou (UDF adayı)
Ata binmekten de hoşlanan bir öğretmen
Tek evlilik yapıp altı çocuk sahibi olan ve 'iyi bir Katolik' diye bilinen Bayrou'nun özel hayatı, öteki üç adaydan hayli değişik. Bu yüzden de muhafazakâr seçmenler arasında yandaşları çok

François Bayrou... Seçim yarışının iki favorisinin hemen arkasında, onlara en yakın koşan aday... Kendisinden sonra gelen Le Pen'e de artık iyice fark attı. Ségolène'e zaman zaman çok yaklaştı. Şu sırada, biraz gerilemiş de olsa, gene 'Ségo'nun en yakınındaki aday o.
Yarışın 'birinci tur'u, sürprizle sonuçlanırsa, o sürpriz onun eseri olacak.
Bayrou, 1951 doğumlu, bugün 56 yaşında... Fransa'nın güneybatısında, Pirenelerle Atlantik Okyanusu arasında Bordere adındaki bir kasabada, çiftçilikle meşgul olan bir ailenin çocuğu...
Üniversitede edebiyat okumuş. Liselerde ve yüksekokullarda öğretmenlik yapma hakkını kazanmış... Bir süre de kasabasında öğretmenlik yapmış. O sırada babasını -bir traktör kazasında- kaybetmiş.
* * *
Özel hayatı, 'ilk dört'teki öteki adaylarınkine pek benzemiyor. Ne Sarkozy ve Le Pen gibi, olaylı geçen -birden fazla- evliliği var, ne de Ségolène gibi 'Çocuğa evet, ama evliliğe hayır' dediği var.
Genç yaştayken evlendiği eşiyle birlikte istikrarlı bir hayat yaşıyor. Ondan doğan altı çocuğu var.
Dini bütün bir Katolik olarak tanınıyor. Zaten küçük ve iddiasız olmakla birlikte varlığını sürdüren partisinin yapısı da öyle... Liberal, ama 'Hıristiyan Demokrat' yönü ağır basan bir parti bu... Adı 'Fransa İçin Demokrasi Birliği'... Kısa adı 'UDF'.
UDF, 1990'lı yıllara kadar merkez sağdaki iki büyük partiden biriydi.
Öteki RPR'ydi. Ortak olarak kurdukları hükümetlere Bayrou da girmiş, Milli Eğitim Bakanlığı yapmıştı. Sonradan bu iki partinin birleşmesi için bir hareket başladı. UDF'lilerin büyük bir kısmı, Chirac'ın başında olduğu o harekete katıldılar. Bugünkü UMP (Halk Hareketi Birliği) ortaya çıktı.
Bayrou, o harekete katılmayanlardan... Partisinde kaldı. Partisi küçüldü ama, o yerinden kımıldamadı. Partisinin başkanı olarak kaldı.
* * *
Bugün 572 üyeli Fransız Milli Meclisi'nde Bayrou'nun UDF'sinin milletvekili sayısı, 29'dan ibaret. (Sarkozy'nin UMP'sinin 359, Ségolène'in Sosyalist Partisi'nin 149 milletvekili var...) Ama Bayrou'nun kamuoyu önünde 'kişi' olarak, partisinden çok daha popüler olduğu muhakkak. Kendine özgü bir 'karizma'sı olduğundan söz ediliyor.
Bunun nedeni ne? Soruya verilen çeşitli cevaplar var. Akla en yakın olanlar şunlar:
    1) Bayrou, iyi bir Katolik. Fransız nüfusunun çoğunluğu da Katolik...
    (Fransa'daki anketlerde, 'dini inanış' sorulduğunda, o soruya verilen cevaplar gerçeği her zaman yansıtmaz. Bazıları dinsiz gibi görünmek istemez, bazıları da -tam tersine- dini inanışını açıklamak istemez. Ama altta Turgay Tüysüz'ün grafiklediği son anket sonuçlarına göre, nüfusun yüzde 51'i 'Katolik' olduğunu söylüyor...)
    Kendine 'Katolik' diyenlerin büyük bir kısmının da -özellikle taşrada- hayli muhafazakâr bir hayat yaşadıkları malum. Bayrou'nun tek evli, altı çocuklu, 'kiliseli', 'mazbut' yaşam biçimi, onlara sempatik geliyor.
    2) Bayrou, politika hayatında genellikle tutarlı, çalışkan bir izlenim bırakmış... Hükümette bulunduğu, özellikle de Milli Eğitim Bakanlığı yaptığı sıralardaki çalışmaları başarılı sayılıyor. Ayrıca görünüşü, konuşmaları da düzgün. Davranışlarında samimi olduğuna inanılıyor.
    3) Rakipleri veya eleştirenleri onu 'Köyde yetişmiş bir lise öğretmeni' diye küçümseseler de, entelektüel birikiminin hiç de az olmadığı belli. Sadece çiftliğindeki atlara iyi binmesiyle değil, politika ve tarih üzerine yazdığı bir düzine kitapla da tanınıyor.

* * *
Bayrou'nun Türkiye'yle ilgili görüşlerine gelince... Bunların hiç de olumlu olmadığı, çok önceden beri biliniyor.
Daha AB-Türkiye müzakerelerinin başlamasından önce yaptığı tüm konuşmalarda, "Türkiye, coğrafi açıdan da, kültürel açıdan da Avrupalı değil" sloganını tekrar edip duruyor.
Gerçi bu görüşünü şimdiki seçim kampanyasında fazla dile getirmedi, yapılan anlaşmalara sadık kalması gerektiğini de genel formüller içinde ifade etti ama, ondan artık çok uzun zamandan beri edindiği o önyargıyı değiştirmesi beklenemez.

* * * * * * * * * *
'Fransız gözü'yle Türkiye'deki seçim
Bu dizide, Fransa'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerini 'Türk gözü'yle anlatıyoruz. Tabii, Türkiye'deki -aşağı yukarı aynı tarihlere rastlayan- cumhurbaşkanı seçimlerini 'Fransız gözü'yle izleyenler ve gazetelerinde yayımlayanlar da var.
Bir örneği, Paris'in ünlü gazetesi Le Figaro'nun 7-8 Nisan tarihli sayısındaydı. Gazete, 4'üncü sayfasının büyük bir kısmını Başbakan Tayyip Erdoğan'la eşi Emine Erdoğan'a ayırmıştı. 'Askerler, Erdoğan'ı engellemeye çalışıyor' başlığı altında, cumhurbaşkanlığı konusundaki gelişmeleri anlatmıştı.
Buna, 'Emine, türbanlı eş' başlıklı bir portre yazısı eklemişti.
Tabii, ikisi de 'Fransız gözü'yle yazılmıştı.
Bunların bazı bölümlerini çevirerek bir özet halinde burada da yayımlıyoruz.


Askerler ve Erdoğan
"Erdoğan, Çankaya'ya çıkacak mı, çıkmayacak mı? Bu soru Türk politikasını meşgul ediyor ve yaklaşan zamanla birlikte tansiyon artıyor. Türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçimleri için adayların açıklanmasına 10 gün kala, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kamuoyuna açıklayacağı karar gizemini koruyor.
Partide söz sahibi 30 civarında milletvekili dün onu adaylığa çağırdı. Ama muhafazakâr İslamcı hükümetin başının devletin en tepesine çıkma olasılığı, ordu tarafından desteklenen laik kesimin muhalefetine neden oluyor.
Suriye'den dönüşte uçakta Erdoğan, ulusal ekonomiye zarar vermeme niyetini açıklamaksızın, "Çok hassas stratejilere sahibiz, zira bu ülke gerginliklerle yaşayamaz" açıklamasını yaptı.
Görevini 16 Mayıs'ta bırakacak olan yeni cumhurbaşkanı, AKP'nin çoğunlukta olacağı parlamentodan seçilecek.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa İslamcı bir kişi laikliğin bu kalesini fethetmek üzere.
Modern Türkiye'nin kurucusu Atatürk'ün mirasını savunan ve Erdoğan'ın o makam için fazla İslamcı bir profile sahip olduğunu düşünenler, bu sembolik durumu akıl almaz buluyor.
Cumhurbaşkanı esas olarak onursal yetkilere sahip. Ama Genelkurmay Başkanı'nı, yargıçları, üniversite rektörlerini seçme yetsisine sahip bulunuyor.
Seçim kampanyasının üzerinde askerin gölgesi var. Askeri Akademi'de 16 Mart'ta bir konuşma yapan Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, kimsenin Türk askeriyle başa çıkamayacağını, terörizme ve laikliğin tahrib edilmesine karşı olduklarını bildirdi. Bir gözlemciye göre askerler, Erdoğan'ın geri çekilmesini sağlamak için son dakikaya kadar kulis faaliyetlerini sürdürecekler.
Muhalefet, başbakanın cumhurbaşkanlığı arzusundan vazgeçmesi için baskılarını sürdürüyor. Anamuhalefet partisi CHP bu konuda yargıya gitmekten çekinmeyecek.
Adalet açısından Başbakan Erdoğan bölücü Kürt partisi PKK'nın başkanına 'Monsieur Öcalan' dediği için hakkında dava açılmıştı...
Mart ayında gerçekleştirilen bir kamuoyu araştırması beş kişiden en az birinin Erdoğan'ı cumhurbaşkanı olarak görmek istediğini gösteriyor.
Başbakan'ın sadık ismi, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Erdoğan'ın yerine geçebilecek muhtemel bir aday."
Emine, türbanlı eş
"Başbakan'ın ketum eşi, kendinden sadece laiklerin kınadığı türbanıyla söz ettiriyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına gelişi konusu, rahatlıkla eşinin türbanına bağlanabilir. Emine Erdoğan'ın daima şık ve İslamiyet'e uygun kıyafetleri, eşinin seçilmesine muhalefeti güçlendiriyor. Laikler için, Türkiye'de türban takmak, siyasi İslam'a açık bir destek vermek anlamına geliyor.
O türbanıyla Emine Erdoğan, Cumhuriyet'i tehdit edecek bir militanlığın sembolü gibi algılanıyor. Laik çevrelerin gözünde, cumhurbaşkanı eşinin türbanlı olması tamamen anlaşılmaz bir durum. Başbakan'ın eşi, laiklik konusunda uzlaşmaz olan mevcut Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Çankaya Köşkü'nde verdiği hiçbir resepsiyona davet edilmedi.
Daima kocasının gölgesinde kalan, ama onunla 1978'de İslami bir oluşum niteliğindeki 'İdealist Kadınlar Derneği'nde mücadele ederken tanıştığından bu yana yanından ayrılmayan Emine Erdoğan, kamuoyu önündeki ilişkilerinde dikkatli. Türk siyasetine kadınların katılımı için mücadele eden Ka-Der derneği yetkililerinden İpek Çalışlar, "Kendisinden sadece türban polemiği aracılığıyla söz ettiriyor" diyor.
Güneydoğu'daki Siirt kentindeki Arap bir aileden gelen Emine, iki kızını, türbanlı kalabilmeleri amacıyla ABD'de eğitime gönderdi.
Özel hayatı hakkındaki nadir itiraflarından birinde, genç bir kızken kendisini kapanmaya zorlayanın ağabeyi olduğunu ve buna karşı çıkmak için intiharı dahi düşündüğünü anlatmıştı. Okuduğu dini eserler onu daha sonradan ikna etmiş.
O günden bu yana, yüzünde donuk bir ifade olan bu dört çocuk annesi ahlaki açıdan sertliğiyle ün kazanıyor.
Radikal gazetesi köşe yazarı Nuray Mert, "Güçlü bir kişilik. Konu kocası olduğu andan itibaren aşırı korumacı oluyor" diyor. AKP'nin çokeşli milletvekillerinden bazılarının yasadışı oldukları için dinen gizlice yüceltilen ikinci evlilikleri, onu çok öfkelendiriyor.
Bir gazeteci, "Muhafazakâr Emine Erdoğan'ın, eşinin politikaları üzerinde çok güçlü bir etkisi var. AKP'nin kadınları, onunla iyi ilişkiler kurmaya çok dikkat ediyorlar" diyor.

YARIN: Fransa ve Türkiye