Şeriat için moratoryum

Müslüman ülkelerde uygulanan ve genellikle yanlış anlaşılan şeriat kelimesiyle bilinen İslami ceza yasası, Batı ile Müslüman dünya arasındaki diyalogda en çekişmeli konulardan biri. Bedensel cezalandırmanın, taşlamanın ve dini metinler adına idamın bir topluma dayatılması kabul edilemez.
Haber: TARIK RAMADAN / Arşivi

Müslüman ülkelerde uygulanan ve genellikle yanlış anlaşılan şeriat kelimesiyle bilinen İslami ceza yasası, Batı ile Müslüman dünya arasındaki diyalogda en çekişmeli konulardan biri. Bedensel cezalandırmanın, taşlamanın ve dini metinler adına idamın bir topluma dayatılması kabul edilemez. Gereken yasal süreç işletilmeden yapılan bu tür baskıcı uygulamaları kınamalıyız.
İslam dünyası çelişkili mesajlar gönderiyor: bu tür cezalar aydınlar, önde gelen kişiler ve eylemciler tarafından şiddetle kınanırken,
kimi hükümetler İslamcı karakterlerini dini metin ve kaynakların baskıcı yorumlarını uygulayarak meşrulaştırmaya çalışıyor.
İslam dünyasında şeriat üzerine önemli bir tartışma yapılıyor, ancak bu tartışma henüz meyve vermeye başlamadı.
Nijerya'dan Malezya'ya kadar pek çok Müslüman, şeriatı sıkı biçimde uyguladığını iddia etse de, ulemanın çoğu gerekli koşulları oluşturmanın zorluğu nedeniyle, bu cezaların "uygulanmasının neredeyse hiç mümkün olmadığı" görüşünde. Ancak kitlelerin gözünde itibarlarını kaybetmemek için bu düşüncelerini dışavurmaktan kaçınıyorlar.
Şeriat tartışması, uygarlıklar ile kültürler arasındaki ilişkilerde bir olgu halini aldı. Bu uygulamalar nedeniyle İslam dünyası topyekûn kınanmalı mı? İnsanlık onuruna saygı gibi evrensel değerleri şart koşarken, bir yandan da dini, kültürel ve tarihi referansların çeşitlilik ve özelliklerini kabul etmek mümkün değil mi?
Bedensel cezalandırma, taşlama ve ölüm cezasında bir moratoryuma gitme önerisine bütün taraflar karşı çıkıyor. Batı: "Kabul edilemez, yeterli değil!" derken İslam dünyası da: "Kabul edilemez, kutsal metinlerimize ihanet olur" diyor. Moratoryum çağrısı Müslüman dünyaya bizzat kendi içinden gitmeli. Mentalitede bir gelişme ancak bir iç toplumsal dinamiğe dayanırsa mümkün olur.
Birincisi ulema, ne bu tür emirlerden bahsedilen metinlerin sahiciliği veya yorumlamasında, ne de bunların uygulanabileceği siyasi ve toplumsal bağlamlar konusunda bir fikir birliği içinde. İkincisi, günümüzde şeriat uygulaması baskıcı güçler tarafından yarı yasal bir boşluk suiistimal edilerek kadınlar, yoksullar ve siyasi muhalefet üzerinde kötüye kullanılıyor. İslam bilinci, bu adaletsizliği kabul edemez. Üçüncüsü, söz konusu dini metinlerin birçoğuna doğrudan erişemediği halde Müslüman halklar sırf İslam'a kendini adamış olmak için, kısmen Batı'ya bir karşı çıkış anlamı da taşıyan, sert ve aşikâr bir cezalandırma sisteminin olması gerektiğine inanıyor.
Böylesine şekilci bir anlayışa direnmek gerekir.
Gerek ulema gerek toplumda sözü geçen Müslümanlar, bu meselenin içeride tartışılması gerektiğini, din kisvesi altında yapılan adaletsizliklerin kabul edilemez olduğunu düşünüyor. Moratoryum çağrısı iki açıdan avantajlı: Hem İslam'da adaleti sağlamak için bu uygulamaların derhal askıya alınmasını sağlar, hem de şeriatın günümüzde nasıl uygulanabileceğini düşünme sürecini başlatmış olur.
Düşüncede gelişme, bu tartışma olmadan sağlanamaz. Dahası bu tartışma İslam düşünce âleminin de, Batı hâkimiyetinden kaynaklanan yabancılaşma veya öfke hislerinden hareketle sert cezaların şekilci uygulamalarını savunmayı bırakıp, bizzat kendi adalet, eşitlik ve çoğulculuk mesajlarının özüyle yeniden barışmasını sağlayacaktır. Tartışmayı başlatmak ve İslami bir mecburiyet olan içtihat ile cevap vermek gerekir (kutsal metinlerin tefsiri).
Batı'da kulağımıza çalınan türden tek taraflı kınamalarsa hiçbir şeyi daha iyiye götürmez. Tam tersine Müslüman halklar Batı'yı reddederek, "Ne kadar az Batılı olursa o kadar İslami olur" gibi basit bir mantık geliştirerek, kendilerini bu uygulamaların İslami olduğuna inandırıyorlar. Bu sapkınlıktan kaçmak gerekir.
Bu sırada Batılı yönetim ve aydınlar da İslam dünyasının, İslam içindeki bu tartışmaya sükûnetle ve yavaş yavaş girmesine müsaade etmekle yükümlü: Batı'nın evrensellik iddiası, 'öteki'nin kültürel ve dini referanslarını anlamasını, düşünce sisteminin mantığını kavramasını, ortak bir evrensel anlayışa doğru yol alınmasını engellememeli.
Siyasi düzeyde de seçici eleştirilerin durması şart: Yoksul-zengin ülke, müttefik-düşman ayrımı gözetilmemeli. Adaletsizlik, tavizsiz reddedilmeli. Diyaloğa giden yol, sonunda kendi katiyetinizi de sorgulamaya hazır olmanızı gerektirir. (30 Mart 2005)