Sevinmek için daha erken

Irak'ta dün düzenlenen seçimlerden çıkarılacak en açık mesaj şu:
Gerçek kazananların kim olduğunu anlamak için epey bir zaman geçmesi gerekecek.

Irak'ta dün düzenlenen seçimlerden çıkarılacak en açık mesaj şu:
Gerçek kazananların kim olduğunu anlamak için epey bir zaman geçmesi gerekecek. Bu hem bizzat seçimin sonucuyla (zira sonuçlar ancak 10 güne kadar alınabilecek ve zaten birçok adayın kimliği de meçhul) hem de genel olarak Irak'ın geleceğiyle ilgili bir durum. Bu seçim, Kofi Annan'ın da gözlemlediği üzere, Irak'ın geleceğine karar verilmesi bakımından sadece bir ilk adım. Bugünden yarına yaşanacaklar, Irak'ın hangi rotada ilerleyeceğini de belirleyecek.
Öte yandan sandıkların kapanmasının üzerinden daha birkaç saat geçmişken ve bir RAF Hercules nakliye uçağının düşmesi gibi olaylara dair ayrıntılar bilinmezken, kesin sonuçlara varmak da saçma olur.
Seçimden iyi haber kırıntıları çıkarmak isteyenler, seçimin son aylarda dökülen onca kana rağmen, bazılarının korktuğu boyutlarda ölüm ve yıkım yaşanmadan, zamanında yapılmış olmasını öne çıkaracak. İsyancıların dünkü seçimi felce uğratmak için geniş çaplı hazırlık yapmış olacağı beklentisi göz önüne alınırsa, bazıları isyancıların başarılı olamadıklarını ve bunun olumlu bir sonuç olduğunu öne sürecek. Seçim iyimserleri, ilk baştaki yüzde 70 tahmininin abartılı olduğu ortaya çıksa da, nihai katılım oranından dolayı cesaret bulacak. Nihai katılım oranının yaklaşık yüzde 60 olması da iyi bir gelişme addedilecek, halbuki seçimden birkaç hafta önce de öngörülen sonuç buydu.
Yüzde 60'lık oran, 13 milyon kayıtlı seçmenin 8 milyondan fazlasının sandığa gittiğini gösterir ki seçmenlerin oy kullanmak için cesetlerin yanından, kontrol noktalarından ve intihar eylemlerinin içinden geçme cesareti sergilemesinin gerekmediği ABD veya Britanya'daki son seçimlere göre daha yüksektir.
İki farklı tablo
Fakat her ne kadar Kürtlerin yaşadığı kuzeyde ve Şii ağırlıklı güneyde katılım oranı yüksek çıksa da, Samarra ve Ramadi'den gelen haberler farklı bir hikâye anlatıyordu. Bakuba gibi Sünni bölgelerinde beklenenin üzerinde katılım olduğu söylense de, El Cezire'deki Tikrit görüntüleri (Saddam Hüseyin'in memleketi), bir hayalet kasabayı yansıtıyordu.
Seçim günü ve önceki birkaç günde güvenlik en üst düzeydeydi: arabaların trafiğe çıkması yasaklandı, koalisyon orduları ve müttefik Irak birimleri tüm gücüyle görev yaptı ve bütün bir ülkeyi adeta kapattı. Ancak bombacılar yine de işbaşındaydı: Seçim istasyonlarına düzenlenen hava topu saldırıları, silahlı saldırılar ve bir dizi intihar saldırısı 36'dan fazla cana mal oldu.
Demokrasiye zaman var
Bir ülke uzun diktatörlük döneminden sonra ilk seçimlerini düzenlediğinde, olayın kendisinin bile tek başına bir sevinç kaynağı olacağı düşünülür. Avrupa'daki Doğu Bloku ülkelerinden, yanı sıra daha yakın dönemde Güney Afrika ve Ukrayna'dan yansıyan görüntüler ve tecrübeler, romantik bir tını taşıyordu. Bu romantizmi Irak'a transfer etmek, meseleyi fazla basitleştirmek olur, zira diğerlerinden tamamen farklı bir seçimdi bu. Özgür veya adil bir seçim yaşandığından emin olmak, seçimi kuşatan şiddet ve tehdit ortamı göz önüne alındığında, birçok bakımdan zor. Bir tarafta Sünniler, Ebu Musab Zarkavi gibilerinin tehditleriyle sandıktan uzak durmaya zorlanırken, diğer yanda taraftarlarına oy kullanmaları yönünde talimatlar veren Ayetullah Ali Sistani vardı. Yani demokrasinin meyveleri Irak'ta henüz tadılmadı. Yine de bu, seçim sonrasında iyi şeyler olmayacağı anlamına gelmediği gibi nihai sonucun ne olacağı da meçhul.
Her şeye rağmen, seçim geride kaldı ve şimdi dikkatler daha acil olan diğer sorunlara dönecek. Seçimler bir yönüyle başarılı addedilse bile, ABD ve Britanya güçlerinin Irak'tan ne zaman çekileceğini kestirmek için henüz erken. Irak'ın anayasal yapılanmasının nihai biçiminin ne olacağını da bilmiyoruz. En önemlisi de, Irak halkının gördüğü şiddet kâbusunun ne zaman biteceği konusunda da hiçbir fikrimiz yok. (Başyazı, 31 Ocak 2005)