Şimdi sıra İsraillilere geldi

Filistin yönetiminin yeni lideri Mahmud Abbas, göreve gelişinin, silahlı direniş gruplarınca altı İsrail askerinin ölümüne 20'sinin yaralanmasına yol açan Mintar'daki fedai eylemiyle kutlanacağını hiç beklemiyordu.
Haber: ABDULBARİ ATWAN / Arşivi

Filistin yönetiminin yeni lideri Mahmud Abbas, göreve gelişinin, silahlı direniş gruplarınca altı İsrail askerinin ölümüne 20'sinin yaralanmasına yol açan Mintar'daki fedai eylemiyle kutlanacağını hiç beklemiyordu. Zira Abbas, direniş gruplarının kendisine bir ateşkes hediye edeceğini düşünmüştü. Oysa yanılıyordu. Şaron, Abbas'la bir an önce görüşme kararlılığını açıklamak ve intifadanın askeri yönünü bitirme vaadine dikkat çekmekle nasıl aceleci davrandıysa, silahlı gruplar da (içlerinden biri Abbas'ın kendi örgütü El Aksa Şehitleri Tugayı) fiili şartları hatırlatan ve önümüzdeki süreçteki anahtar sözcüğün yetersiz çözümler değil silahlı direniş olduğunu vurgulayan son eylemleriyle anlamlı bir mesaj göndermekte gecikmedi.
Şaron yeni ortağı Abbas'la ilişkisini, başlamadan bitirmekte hızlı davrandı, verdiği, ancak bizim duymadığımız mühleti kaldırdı, İsrail ordusunun ve generallerinin elini intikam için serbest bıraktı. Oysa ne ordunun eli kolu bağlıydı, ne de iğrenççe yürüttüğü öldürme ve yıkımlar sona ermişti.
Ilımlı bir başkan seçmelerinin mükafatı bu olmuştu Filistinlilerin.
Batı dünyasının ve özellikle de Bush'un, El Cezire kanalında, arkadaşlarını
kurtarmak için acele eden Filistinli çocukların üzerine öldürmek kastıyla ateş açan İsrail askerlerinin görüntülerini izlemesini arzu ederdim.
Mintar eylemi sadece zamanlamasıyla değil, uygulanma titizliğiyle de önemli. Bu eylem üç Filistinli grubun (Hamas, El Aksa Şehitleri Tugayı ve Halkçı Direniş Birimleri) plan ve katılımının sonucu ve bu örgütlerin çifte eylem yöntemini kullandığı ilk vaka. Bir Filistinlinin kullandığı dinamit yüklü kamyonla duvarda bir gedik açılıyor ve ardından diğer iki Filistinli direnişçi açılan duvardan sızıp gece yarısı İsrail güçlerinin menziline saldırıyor.
Bu eylemin başarısı güçlü askeri bir zekâyı, plan ve uygulamadaki gelişmenin varlığını yansıtıyor ve direnişçilerin sürpriz unsuruna sahip olduğu gerçeğini pekiştiriyor. Söz konusu örgütlerin hedeflerine ulaşmak için yeni araçlar bulma çabası, İsrail ordusunun savunma gücünden daha ileride.
Daha açık bir ifadeyle Mintar eylemi Şaron'un, şahadet eylemlerini durdurmak için inşa ettiği Batı Şeria'daki duvara ilk darbe olarak görülebilir. Zira duvar bu eylemleri azalttı ancak geçici bir başarı bu. Abbas'ın ve onun bir avuç güvenlik danışmanının 'Filistin halkına zarar veriyor' dediği, Gazze ve Batı Şeria'daki bazı yerleşim birimlerine yönelik saldırıların gösterdiği de bu. Abbas ve danışmanları bu patlamaların Şaron'u Gazze'den çekilmeyi ilan etmeye mecbur bıraktığını unutuyor. Bu saldırılar onlarca yerleşimci ailenin kurtulmak için Tel Aviv'e kaçmasına yol açtı. 10 yıl boyunca yürütülen alçaltıcı Oslo ve Taba görüşmeleri bunu yapamamıştı.
Şaron tökezliyor. Çünkü son eylem İsrailli çocukları ve sivilleri hedef almadı, televizyon kameraları ceset parçalarına zum yapıp Filistinlilerin vahşetini gözler önüne serme olanağı bulamadı. Ayrıca Şaron, eylemin sorumluluğunu Arafat'a yüklemek suretiyle meşhur plağını çalma fırsatından da yoksun artık. Zira Arafat artık ortada yok ve yerini alan Filistin lideri, Şaron'un çiftliğinde kabul ettiği, akşam veya öğle yemeği sofrasında barış sürecini nasıl harekete geçireceğini birlikte ele aldığı eski bir dost.
Şaron'un Abbas'ın başkanlığındaki trajedisi, selefi Arafat'ın başkanlığı gölgesindeki trajediden ağır. Zira Abbas, demokratik yolla ve Amerikan kriterlerine uygun biçimde seçildi ve Filistin halkı bu seçimlerle zekâsını ortaya koydu. Oy sandıklarına giderken adeta şöyle diyorlardı:
"Siz Abbas'ı istiyordunuz. İşte size Abbas. Şimdi onun için ne yapacaksınız?"
Abbas, Şaron'un baskısına boyun eğip direnişçilere karşı güç kullanırsa hata eder. Güvenlikten Amerikalı ve İsrailli bazı akıl hocalarının kendilerine telkin ettikleri dışında başka bir şey anlamayan bazı güvenlik danışmanlarını dinlerse daha da hata eder. Mintar eylemini, anlamlarını ve işaretlerini iyi düşünmeli ve kendisinin bir Arafat olmadığını sürekli hatırlamalı. Eğer Arafat isteseydi veya direnişi bastırmaya güç yetirebilseydi yapardı ancak iki noktada çok zekiydi Arafat: İlki, Şaron'un barış istemediğini biliyordu ve bu yüzden karşılıksız ağır bir bedel ödemek istemedi. İkincisi, direnişi bastırmasının kendisinin sonu olacağını biliyordu.
Barış, Şaron'dan sonra
Abbas'ın önümüzdeki süreçte yapabileceği tek şey, Arafat'ın uygulamakta ustalaştığı 'Bekle gör' yöntemini öğrenmesi. Aynı zamanda kendi evinin düzeni için çalışması lazım: Kurumların etkinleştirilmesi, yolsuzluğun kökünün kazınması, idari kokuşmuşluğun ortadan kaldırılması, yargıya gereken değerin verilmesi ve kayırmacılığın sona erdirilmesi.
Abbas'ın tek umudu Şaron'un gitmesi, İsraillilerin ödün vermek zorunda olduklarını idrak etmeleri ve tıpkı Filistinlilerin yaptığı gibi ılımlı bir lider seçmeleri. Ancak ondan sonra barış üzerinde konuşulabilir. Amerikan adaleti değil uluslararası meşruiyet üzerinde kurulu bir barış...
Amerikalılar Irak'ta kendilerini yakan cehennemden kaçmak için seçim istiyor. Şaron Gazze cehenneminden çekileceğini açıklayarak kaçışa erken başladı. Abbas'ın ve generallerinin bu gerçeği iyi idrak etmelerini
ve sabrın faziletini anlamalarını umut ediyoruz.
(ABDULBARİ ATWAN: Londra'da Arapça yayımlanan Kuds ül Arabi gazetesi, genel yayın yönetmeni, 17 Ocak 2005)