Son gülen 'budalalar' olabilir

2003'te, Irak işgalinden yaklaşık bir ay önce, Weekly Standard dergisine Bağdat'ın düşüşünün tarihteki düğüm noktalarından biri olabileceğini (Bastille baskını veya...
Haber: MAX BOOT / Arşivi

2003'te, Irak işgalinden yaklaşık bir ay önce, Weekly Standard dergisine Bağdat'ın düşüşünün tarihteki düğüm noktalarından biri olabileceğini (Bastille baskını veya Berlin Duvarı'nın yıkılması gibi), bunun ardından her şeyin değişebileceğini yazmıştım. İşgal iyi giderse (tabii zordu bu ihtimal), Ortadoğu'nun hastalanmış bünyesine zerk edilen güçlü bir antibiyotik yerine geçebileceğini ve bölgeyi iyi yönde değiştirmeye başlayabileceğini belirtmiştim.
O günlerde bu tür fikirler, Beyaz Saray'da istihdam edilmiş çılgın neo-muhafazakârlar dışında neredeyse herkes tarafından reddediliyordu. Ortadoğu'da demokrasi mi? Irak üzerinden mi yayılacak? Şaka yapıyor olmalısın! Entelektüel çevrelerdeki tek gerçek tartışma, demokrasiden söz edenlerin naif budalalar olduğu veya iyimser söylemlerinin arkasında gizli niyetler bulunduğu yönündeydi.
Peki şimdi kim budala konumuna düştü? Araplara demokrasiyi yayma hayalleri kuranlar mı, yoksa bunun alsa olamayacağını savunanlar mı? Elbette henüz sonuç belirsiz ve Irak'ta bile demokrasi sağlam temellere sahip değil. Fakat son birkaç haftadır bazı olağanüstü gelişmeler yaşandığını da kimse reddedemez.
En olağanüstü mesele elbette 30 Ocak'ta bombalı ve kurşunlu tüm tehditlere rağmen 8 milyon Iraklının sandık başına gidip oy vermesi. Birkaç hafta önce de Filistinli seçmenler Yaser Arafat'ın halefini belirlemek üzere sandıklara hücum ettiler ve samimi olup olmadığı bir yana, amacının İsrail'e karşı silahlı mücadeleye son vermek olduğunu söyleyen Mahmud Abbas'ı seçtiler. Ardından 10 Şubat'ta Suudi Arabistan tarihindeki ilk yerel seçimi düzenledi. Sadece erkekler oy kullanabildi, fakat bu kraliyet ailesinin mutlak otoritesinde bir çatlak anlamına da geliyordu.
Şimdi de Mısır'da Hüsnü Mübarek aniden, bu sonbaharda yapılacak devlet başkanlığı seçimlerine kendinden başka adayların katılabilmesinin önünü açtı. Gerçek bir yarışa izin verecek mi? Muhalif lider Ayman Nur'un hâlâ hapiste olması pek iç açıcı bir durum arz etmiyor. Fakat eğer firavun "Mısır'ın daha fazla özgürlüğe ve demokrasiye ihtiyacı var" deme gereği hissediyorsa, önemli bir değişim söz konusu demektir.
Suriye'nin tek lideri Başar Esad da yaklaşan sıcağı hissediyor. Eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin 14 Şubat'ta suikast sonucu öldürülmesinin faturası büyük oranda Suriye'ye çıkarıldı ve bu dünyada infial yarattı. Lübnan muhalefetinin çeşitli unsurları hep bir ağızdan Suriye işgalinin sona ermesini talep etmeye başladı. Normalde en az Lübnanlı Müslümanlar ve Hıristiyanlar gibi bölünmüş durumdaki ABD ve Fransa, Suriye'nin çekilmesini öngören bir BM kararına ortaklaşa imza attı. Zaten Washington 2003'te, Şam'a yaptırım öngören Suriye Güvenilirlik Yasası'nı kabul ederek, Irak'taki terörizmi desteklemekle suçladığı Suriye'ye yönelik öfkesini ifade etmişti.
Esad üzerinde giderek büyüyen baskıyı, Lübnan'dan bir miktar asker çekerek ve Saddam Hüseyin'in üvey kardeşi de dahil 29 eski Baasçıyı Irak'a iade ederek hafifletme çabasında. Fakat Lübnan halkını ancak gerçek bağımsızlık tatmin edecektir. Eğer bunu başarırlarsa, on yıllardır zengin komşusunu zapturapt altında tutan Şam'daki Baas rejimi gidici hale gelebilir.
Bu hafta Beyrut'ta on binlerce Suriye karşıtı gösterici, Başbakan Ömer Karami'nin Suriye yanlısı hükümetini istifa etmek zorunda bıraktı. Birçokları Lübnan'daki Selvi Devrimi'ni, Gürcistan'daki Pembe ve Ukrayna'daki Turuncu Devrim'le kıyaslamaya başladı bile.
Bütün bu gelişmelerin tek başına ABD'nin attığı adımlardan kaynaklandığını iddia etmek abartılı olur. Ortadoğu'nun üzerindeki basınç zaten on yıllardır giderek artıyordu; on yıllardır acı çeken bölge halkları, dış müdahale olmadan da er geç tepelerindeki işlevsiz yönetimlere karşı ayağa kalkacak gibi görünüyorlardı. Fakat Irak işgali ve ardından düzenlenen demokratik seçimler fitili ateşlemiş oldu.
Bush destekçisi sıfatının asla yakıştırılamayacağı Lübnanlı Dürzi lider Velid Cambulat, "Benim için bunu söylemek çok garip, ama bu değişim süreci Amerika'nın Irak işgaliyle başladı" diyor. Eski Lübnan Devlet Başkanı Emil
Cemayel de, "Şimdi yeni Bush yönetimiyle beraber, Lübnan'ı kurtarmak ve Ortadoğu'da demokrasiyi ilerletmek için daha güçlü bir kararlılık hissediyoruz" diye konuşuyor. Belki bu neo-muhafazakârlar o kadar da çılgın değilmiş. (3 Mart 2005)