Soykırımdan kaçış yok

Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan ile söyleşi:
90 yıl önce, 24 Nisan 1915'te Osmanlı Türkiyesi'nde Ermenilere yönelik soykırım başladı. Bugün bu suçu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan ile söyleşi:
90 yıl önce, 24 Nisan 1915'te Osmanlı Türkiyesi'nde Ermenilere yönelik soykırım başladı. Bugün bu suçu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu, 20. yüzyıl tarihindeki en korkunç dönemin başlangıcıydı. Bir devlet, siyasi nedenlerden dolayı bir halkın tamamını planlı bir şekilde yok etmek istiyordu. Jöntürk rejimi Birinci Dünya Savaşı'nın gölgesinde 'Ermeni sorunu' diye adlandırılan bu sorundan 'kurtulmak' istiyordu. Ermeniler ise, tarihi vatanlarında özgürce yaşamaktan başka bir şey istemiyorlardı. Soykırım sırasında 1.5 milyon Ermeni öldürüldü, yüzbinlercesi tarihi yerleşim yerlerinden kaçmak zorunda kaldı.
Ermeniler soykırımı neden unutamıyor?
Neredeyse her Ermeni ailesi kurban verdi. Öldürülen aile bireylerimizi unutmamak bizim ahlaki görevimizdir. Aynı zamanda da öldürülen din adamlarımız, aydınlarımız ve politikacılarımızı, yani hepsini anıyoruz. Her şeyden önce de kurbanlar için olduğu kadar onlardan sonra gelen yeni nesiller için hakkaniyet istiyoruz. Soykırım, tam da kararın alındığı ve uygulandığı ülkede şimdiye dek mahkûm edilmedi.
Soykırımın tanınması Ankara ile diplomatik ilişkilerin başlaması için bir koşul mu?
Hayır. Aynı şekilde Türkiye'den de bize koşul öne sürmemesini bekliyoruz.
Ayrıca Türkiye'de 'soykırım' sözcüğünü Ermenilerle bağlantılı olarak telaffuz edenler bile hâlâ cezai takibata uğruyor.
Neden soykırımın uluslararası alanda tanınması için çaba harcıyorsunuz?
Ermeniler ölüleri için artık tek başlarına yas tutmuyor. Tüm dünya bizimle birlikte bu katliamı anıyor. Ermenistan, soykırım başlangıcının 90. yıldönümüne, 'önlemek, tanımak ve kurbanları anmak' sloganıyla girecek. Çünkü biz katliamın evrensel boyutunu vurgulamak istiyoruz. Bizim için önemli olan, bir halkın yok edilmesinin hiçbir taviz verilmeden cezalandırılmasıdır. Aralarında Avrupa Parlamentosu'nun da bulunduğu uluslararası kuruluşlar, Türkiye'den tarihiyle yüzleşmesini ve kendi geçmişini irdelemesini talep etti. Türkler bunlarla barışmadığı sürece, Türk tarihinin kara sayfaları bir sorun olarak kalmayı sürdürecektir. Türkler bu konuda, geçmişleriyle hesaplaşan Almanların gösterdiği cesareti göstermeli.
Hamle bekliyoruz
Türkiye'nin soykırımı resmen tanımaya ne denli hazır olduğu konusunda tahmininiz ne?
Bu mesele artık Türkiye'nin bir iç politika unsuru haline geldi. Soykırımlara yönelik tutumlar ve genel değerlendirmeler bir toplumun siyasi değerler sistemi hakkında çok şey ifade ediyor. Artık Ermenilere yönelik soykırım gerçeğini açıkça dile getiren ve toplumdan bu suçun sorumluluğunu üstlenmesini ilk kez talep eden Türk aydınları var. Barışmanın yolunu arayan bu insanların cesaretine saygı duyuyorum. Bu, öncelikle Türk hükümetine yönelik önemli bir sinyaldir. Biz, kendi üzerimize düşeni yapmaya hazırız ve hâlâ karşı tarafın adım atmasını bekliyoruz.
Ankara, Avrupa Birliği ile katılım müzakereleri başlamadan önce soykırımı tanımalı mı?
Türkiye'nin AB'ye katılım süreci, Ermeni-Türk ilişkilerinin başarısına katkıda bulunabilir, özellikle de sınırların açılması ve soykırımın tanınması konusunda. Ancak şu bir gerçek: AB, 10 yıldan uzun bir süredir Ermenistan sınırını kapalı tutan ve açılmasını kabul edilemez koşullara bağlayan bir devletle müzakereleri başlatmak istiyor. Diğer adaylarla kıyaslandığında Türkiye bu müzakereleri yürütmek için olgunlaşmadı. AB'nin Türkiye olayında sadece siyasi bir karar vermesinden endişeliyiz.
Brüksel'den ne bekliyorsunuz?
Avrupalıların Türkiye'ye, 20. yüzyılın ilk soykırımını resmen tanımak zorunda olduğunun gereğine işaret etmesini umuyoruz. Ayrıca AB, sınırın bloke edilmesinin ve soykırımın inkârının, Avrupa'nın dünyada temsil ettiği değerlere ters düştüğünü de açıkça belirtmeli. (Alman gazetesi, 20 Nisan 2005)