Suçlu değil çare aramalı

Süreyya Ayhan Kop'u vatan haini olarak nitelendirip onu suçlu gibi yargılamak ve kariyerini bitirmesine sebep olmak yerine, onun da her elit sporcunun başına gelebilecek bir olayı yaşadığını kabul edilip ona Türk sporu için açtığı altın sayfalara bir yenisini eklemesi için şans tanınmalıdır.
Haber: MERT YAŞAR / Arşivi

Geniş bir kafile ile katıldığımız 28. Yaz Olimpiyat Oyunları'nda sporcularımız henüz yarışmaya başlamadan spor kamuoyu kendisini şiddetli bir tartışmanın içinde buldu. Süreyya Ayhan Kop'un sakatlık gerekçesi ile Atina'ya gidemeyeceğini açıklamasının ardından ortaya atılan doping iddiaları ve Uluslararası Atletizm Federasyonu'nun (IAAF) Türkiye Atletizm Federasyonu'na (TAF) gönderdiği rapor medya tarafından her yönüyle ortaya konuldu, çok farklı görüşler uzmanlar tarafından ileri sürüldü.
Şimdi Süreyya Ayhan, TAF ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (GSGM) başta olmak üzere tüm spor kamuoyu IAAF'nin vereceği kararı bekliyor. Söz konusu skandal, Türk spor tarihi için büyük önem taşıyor. Daha önce ünlü bir futbolcumuzun doping cezası alması ile başlayan tartışmalar son olayla iyice alevlendi ve artık doping olgusu Türk halkının dikkatini çekmeye başladı. Gazete ve internet haber sitelerinde karşımıza çıkan manşetler, yorumlar ise Türk uzmanların bu olayı milli onur meselesi haline getirdiğini gösteriyor. Devletin sistemli spor politikasının bulunmayışı ve uzmanlar başta olmak üzere, Türk toplumunda spor kültürünün gelişmemiş olması eleştirilerin de dozunun kaçmasına sebep oluyor.
Hukuk unutulmasın
Süreyya Ayhan'ı neredeyse vatan haini ilan eden bazı çevreler artık eleştiri sınırını aşan ve Süreyya Ayhan ile eşinin kişilik haklarına saldırı teşkil eden yorumlar yapıyorlar. Olayın hukuksal yönden irdelenmesi ise çoğu zaman olduğu gibi, ihmal ediliyor.
IAAF'nin TAF'a gönderdiği gizli raporda Yücel Kop'un doping kontrolü yapmak isteyen görevlileri bir odaya kilitleyerek engellediği ve üçüncü doping kontrolüne izin vermediği; Süreyya Ayhan'ın doping kontrolünü erteletmeye çalıştığı, birkaç başarısız numune verdiği ve son denemeden sonra başka bir numuneyi vermeye teşebbüs ettiği; Süreyya Ayhan yerine başka bir kadının numunesinin takdim edildiği gibi iddialar yer almaktadır.
Savunma
Bu iddialara karşı, numune kabının sadece yetkililerde olabileceği ve bu sebeple Kop'un yanında başka bir kap bulunamayacağı, erkek görevlinin numune alımı sırasında içeri girmek istemesi sebebiyle görevlilere sert davranıldığı, sporcunun yetersiz İngilizce bilgisi ile kendisini yanlış ifade etmiş olabileceği, numune alımından önce WADA'nın Türk temsilcisi ile diğer temsilcilerin numune verilecek odayı kontrol ettikleri ve onların gözetimi altında numune verilmesi karşısında başka bir kimsenin odaya girip numune veremeyeceği ileri sürülmüştür.
Yukarıdaki iddia ve savunmalarda dikkat çeken birkaç nokta üzerinde durulmasında fayda vardır. Bu noktalar sadece akla gelen şüpheler olup ilgililer tarafından açıklanması durumunda şüpheler de giderilmiş olacaktır.
Dikkat edilirse, rapora göre iki farklı zamanda kontrol yapılmak istenmiştir. İddiaya göre, ilk kontrolde Yücel Kop numune görevlisini başka bir odaya kilitlemiş, daha sonra Süreyya Ayhan Kop'tan başka bir kadından numune alınmış ve kontrol formları numuneyi veren diğer kadın tarafından imzalanmıştır. İkinci kontrolde ise, Süreyya Ayhan'ın verdiği idrar örneğinin kurallarla öngörülen oranda olmaması sebebiyle ikinci bir numune verilmesinin talep edildiği, ikinci örnek alımında ise Süreyya Ayhan'ın numuneyi başka bir kaptaki sıvı ile değiştirmek istediği ileri sürülmüştür. Doping kontrolü yapmak için gelen yabancı yetkililerin yanında WADA Türkiye temsilcisi Serap Yüceler'in de bulunduğu bilinmektedir. Yüceler de sporcudan numune alınırken orada bulunduğunu açıklamıştır. Yabancı görevliler sporcuyu tanımayabilirler ancak Yüceler numuneyi veren ve imzayı atan kimsenin Süreyya Ayhan olup olmadığını bilebilecek durumdadır. Bu durumda Yüceler raporda bahsedilen kontrollerden sadece 25 Temmuz 2004'te yapılan ikinci kontrole mi katılmıştır? Bu şüphenin oluşmasında, savunmada yer alan bir ifadenin büyük payı vardır.
Savunmaya göre, Süreyya Ayhan doping kontrolünü erteletmeye çalışmamış, eksik İngilizce bilgisi sebebiyle kendisini yanlış ifade etmiştir. Yüceler'in yabancı görevliler ile birlikte bulunması durumunda sporcunun kendi dilini bilen bir görevli ile konuşacağı dikkate alınırsa, Serap Yüceler'in ilk kontrolde yabancı görevlilerle birlikte olmadığı sonucuna ulaşılabilir. Ancak ilk kontrol formunda da Yüceler'in imzası varsa, Süreyya Ayhan savunması önemli bir açık vermiş olacaktır.
Yücel Kop erkek görevlinin numune alımı sırasında içeri girmek istediğini iddia etmektedir. Kop'un da belirttiği üzere, numune veren sporcu ile bu sırada onun yanında duracak görevlinin aynı cinsiyetten olması gerekir. (WADA Kontrole İlişkin Uluslararası Standartlar, Ek C. Mad. C. 4. 7) Görevliler, doping kontrol usulü ile ilgili her eğitim almış uzman kimselerdir (WADA Kontrole İlişkin Uluslararası Standartlar, Ek G, Mad. G.4.3 ve Mad. G.4.5). Bir erkek görevlinin karşı cinsten bir sporcunun yanında durmak için ısrar etmesi pek ihtimal dahilinde değildir.
Gelişmeler
IAAF kuralları ve bugüne dek IAAF tarafından verilen kararlar ışığında Süreyya Ayhan'ı ne gibi gelişmeler bekliyor? Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay, Süreyya Ayhan'ın ceza almayacağını ümit ettiğini ifade etmiştir. Peki Ayhan cezadan kurtulabilir mi? Bu soruya yanıt verebilmek için doping konusunda önemli bir husus dikkate alınmalı: Bir sporcunun doping cezası alması için muhakkak doping testinin pozitif (+) sonuç vermesi gerekmemektedir. WADA bünyesinde hazırlanmış ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Türkiye Doping Kontrol Merkezi ile IAAF basta olmak üzere birçok uluslararası spor federasyonunun kabul etmiş olduğu Dünya Dopingle Mücadele Kodu (World Anti-Doping Code)'na göre, bir sporcu, geçerli bir sebep olmaksızın doping kontrolüne katılmayı, numune vermeyi reddederse veya kontrolde başarısız olursa veya yasak metotlara başvurursa yine dopingli sayılmaktadır (Kod Mad. 2.3, 2.4, 2.5). Dünya Dopingle Mücadele Kodu'na onay veren uluslararası federasyonlar ve devletler mevzuatlarını söz konusu Kod'a uyumlu hale getirmek zorundadırlar. IAAF'nin yarışma kurallarında da benzer hükümler (Mad. 32, 35.13) yer almaktadır.
Ceza ihtimali
Bütün bu kurallar dikkate alındığında, Süreyya Ayhan, yurtdışında yaptırdığı kontrollerde temiz çıksa ve onun hamile olmadığı anlaşılsa bile sadece doping kontrolünü reddettiği için iki yıl yarışmalardan men edilebilecektir. IAAF raporunda birden çok iddia yer almakla birlikte, bu fiiller için öngörülen cezalar toplanarak ciddi bir ceza verilmeyecek, sadece en ağır cezayı gerektiren fiil dikkate alınarak o fiil için öngörülen ceza verilecektir. Diğer bir deyişle, Süreyya Ayhan iki yıl ceza alacaktır.
Ayhan'ı bu karara karşı Spor Tahkim Mahkemesi'ne (Court of Arbitration for Sport-CAS) başvurma hakkı bulunmaktadır. CAS'in kararlarında ise uluslararası federasyonların somut olayın şartları dikkate almadan doğrudan doğruya mevzuatlarında yer alan cezaları uygulamaları eleştirilmekte ve sporcunun yaşı, cezanın sporcunun sosyal, sportif ve ekonomik durumunda yaratacağı sonuçların ağırlığı ve elbette sporcunun profesyonel kariyerine etkisi dikkate alınarak uluslararası federasyonların verdiği cezalar indirilebilmektedir. Süreyya Ayhan dosyasındaki iddialar karşısında CAS'in söz konusu cezayı indirmesi ise çok uzak bir ihtimaldir.
Bundan sonra ne olacak? IAAF'nin Ayhan olayı ile ilgili vereceği kararın Türk sporu açısından önemli bir kilometre taşı olacağını ümit ediyoruz. Ayhan'ın ceza alması durumunda, Türk spor kamuoyu, uluslararası kuruluşların doping konusunda çok ciddi olduğunu ve Türk yetkililerin harekete geçmesi gerektiğini daha iyi anlayacaktır. Aslında doping konusunda Türkiye'nin çok geri bir ülke olduğunu söylemek, bu konuda çalışma yapanlara haksızlık olur. Türkiye, Avrupa Konseyi Dopingle Mücadele Sözleşmesi ile Dünya Dopingle Mücadele Kodu'nu onaylamış, dopingle mücadele için Hacettepe Üniversitesi bünyesinde Türkiye Doping Kontrol Merkezi'ni kurmuş, özel bir yönetmelik hazırlamış ve GSGM Amatör Spor Dalları Ceza Yönetmeliği'nde dopingle ilgili hükümler (Mad. 48) öngörmüştür. Ancak bu düzenlemelerin gerektiği gibi hayata geçirilmediği görülmektedir. Özellikle GSGM'ye bağlı federasyonların sporcularını doping konusunda eğitmedikleri, milli takımdaki sporcularını doping kontrolüne tabi tutmadıkları bilinmektedir.
Uygulama sorununun giderilmesi ise ancak GSGM'nin yeniden yapılanması ile gerçekleşebilecektir. GSGM'nin modern spor dünyasının gereklerini yerine getiremeyen hantal ve hiyerarşik yapısı sebebiyle kaldırılması düşünülmekte ve Türk sporunun çağ atlaması için 'Türk Spor Kurumu' kurulması öngörülmektedir. Ancak henüz tasarı halinde olan ve uzun süre TBMM'nin gündemine gelmeyeceğini düşündüğümüz 'Türk Sporu Kurumu Kanunu' hakkında yorum yapmak yerine bugünün koşullarını dikkate alarak görüş belirtmek daha doğru olacaktır.
Uzman sayısı az
GSGM bünyesinde uzman sayısının az olması, federasyonlarda görevlendirilen genel sekreterlerin yeterli bilgiye sahip olmamaları ve özellikle yabancı dil bilmemeleri sebebiyle uluslararası alandaki gelişmeleri takip edememeleri, federasyonların doping konusunda yeterli bilince sahip olmamaları gibi etkenler doping ile mücadelenin arzulanan seviyeye gelmesini engellemektedir.
Birkaç istisna dışında medyanın da sadece futbol ve sporun magazin boyutu ile ilgilenmesi de doping eğitiminin gelişmesine engel olmaktadır. Süreyya Ayhan olayı ile dopingle mücadelede yeni bir sayfa açılmış olacaktır. Var olan düzenlemeler uygulanmaya başlayacak, bu kurallar tartışılıp geliştirilecek, spor yöneticileri ve sporcular bilgilendirilecektir.
Bu konuda en büyük sorumluluk da Süreyya Ayhan'a düşer. Yarışmalardan men edilebilecek olan sporcu IAAF'nin ve TAF'ın düzenleyeceği veya düzenlenmesine izin vereceği hiçbir organizasyona katılamayacaktır. Ancak bunlar tarafından düzenlenen dopingle mücadele eğitimleri ve rehabilitasyon programlarına katılmasına izin verilebilecek sporcunun söz konusu programlara katılması hem onun spor kamuoyundan uzaklaşmamasında ve kariyerinin sona ermemesinde, hem de Türk sporcularının benzer üzücü durumlarla karşı karşıya kalmalarının önlenmesinde etkili olacaktır.
Sonuç
Süreyya Ayhan Kop'u vatan haini olarak nitelendirip onu suçlu gibi yargılamak ve kariyerini bitirmesine sebep olmak yerine, onun da her elit sporcunun başına gelebilecek bir olayı yaşadığını kabul edilip ona Türk sporu için açtığı altın sayfalara bir yenisini eklemesi için şans tanınmalıdır. Unutmayalım ki sadece süreçler vardır. Onları iyi veya kötü olarak nitelendirmek sadece insana özgüdür.
Türk sporunun da bu üzücü olaydan en büyük faydayı sağlayacağını ümit edelim.
Mert Yaşar: Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı araştırma görevlisi