Sünnilere ödün verilsin

Irak'ta anayasa taslağının tamamlanması, kutlanacak bir gelişme olmalıydı. Ancak ortada kutlanacak bir şey yok. Fakat eleştirilerin yoğun olarak odaklandığı kadın hakları, federalizm ve İslam'ın rolü gibi meseleler büyük ölçüde yersiz.
Haber: Noah Feldman / Arşivi

Irak'ta anayasa taslağının tamamlanması, kutlanacak bir gelişme olmalıydı. Ancak ortada kutlanacak bir şey yok. Fakat eleştirilerin yoğun olarak odaklandığı kadın hakları, federalizm ve İslam'ın rolü gibi meseleler büyük ölçüde yersiz. Aslında metin demokratik eşitlik ile İslami değerler arasında bir denge kurmaya çabalıyor; merkez ile federal bölgeler arasındaki iktidar paylaşımına yönelik muğlak olduğu kadar üzerinde çalışılabilir bir uzlaşmanın anahatlarını ortaya koyuyor.
Asıl büyük sorunlardan biri, ne konuda anlaşmaya varıldığı değil, kimlerin anlaşmaya vardığı. Son haftalarda, Amerika'nın dayattığı gereksiz bir son tarihle iyice kızışan yoğun pazarlıklar, bu sürece katılan Sünni siyasetçileri tatmin eden bir anlaşmayla sonuçlanmadı. Taslak onaya sunulduğunda Sünnilerin yoğun itirazıyla yüz yüze kalacak gibi görünüyor. Bu paradoksal sonuç, yaklaşan bir felaketin de habercisi: İyi hazırlanmış bir anayasa, onaylansa bile, Irak'ı anayasal bir hükümete taşıyamayabilir.
Pazarlıklara damgasını vuran Sünni rahatsızlığı ve Şii tavizsizliğine rağmen, önerilen anayasa Iraklıların haklı bir gurur duyabileceği bir çalışma oldu. Sözgelimi daha önceki taslaklara dair sızdırılan bilgiler, Şii din kurumunun öne çıkarıldığını ve İslam hukuku ile eşitliğin çatışması halinde ilkinin üstün sayıldığını gösteriyordu. Nihai versiyon ise çok daha eşitlikçi, bütün Iraklıların, cins, din ve etnik köken ayrımı yapılmaksızın, yasalar önünde eşit olduğunu vurgular nitelikte. Yanı sıra kadınların ulusal yasama organının dörtte birini oluşturacağını garanti altına alıyor; kadınlara oy hakkı verdikten bir asır sonra bizim Kongremizde bile böyle bir oran yok. Evet, bazı tenkitçilerin dikkat çektiği üzere metnin, çoğunluğu oluşturan Şii politik koalisyonun birçok İslami tercihini yansıttığı kesin. Ve "İslami hükümlerle çelişen" yasaları yasaklıyor. Fakat eşzamanlı olarak 'demokrasi ilkelerini' ve anayasanın garanti ettiği temel hakları ihlal eden yasalara da geçit vermiyor. Bu yaratıcı formül, İslami ve demokratik değerlere eşit kuvvet atfederek, İslam dünyasında eşine rastlanmayan bir ilerilik taşıyor. Benzer bir olumlu yanı da, Iraklılara Irak'ın imzaladığı uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hakları veriyor.
Derin görüş ayrılıklarına yol açan çetrefilli bazı meseleleri müstakbel yasa koyucuların ve yargıçların tartışmasına bırakma stratejisi, aile hukuku ve federal anayasal mahkeme gibi daha günlük konuları kapsıyor. Şu anki taslak sadece şunu belirliyor: mahkeme laik yargıçların yanı sıra İslam ve genel hukuk uzmanlarından menkul olacak, ayrıntılar ise yasama süreci içinde belirlenecek. Sarih bir çözüme varılamaması hayal kırıklığına yol açan bir durum gibi görülebilir, fakat mevcut koşullar altında bu en iyi seçenekti. Yüksek federal mahkemenin kimlerden oluşacağı meselesi çok önemli, zira bu mahkeme sadece İslam ve demokrasi meselelerinde hüküm vermekle kalmayacak, aynı zamanda anayasanın en karmaşık ve muğlak veçhelerini (yani merkezi hükümet ile federal bölgeler ve eyaletler arasındaki federalist dengeyi) açıklığa kavuşturmak bakımından kilit kurum olacak.
Bu denge meselesinde, son haftalardaki çıkmazı yaratan gerçek sorun gizli. Federalizm kavramı ilk başta Irak bağlamına, bir yandan kuzey bölgelerindeki Kürt özerkliğini koruyup diğer yandan yeni Irak devletinin hukuki bütünlüğünü sürdürmenin siyasi bakımdan en kabul edilebilir yolu olarak girdi. Birkaç hafta öncesine kadar federalizm görüşmeleri hep Kürtlerin bölgesel hükümeti ile Bağdat'taki federal otoriteler arasında denge kurmaya yönelikti ve bu bağlamda en mühim mesele de petrol gelirlerinin paylaşımıydı. Neticede Irak'ın tek büyük gelir kaynağının nasıl paylaşılacağına dair bir formül bulundu; buna göre merkez, mevcut gelirler üzerinde, bölgesel veya yerel yetkililerle 'birlikte' yetki kullanacak.
Ne yazık ki pazarlıklar son aşamasına gelirken federalizm tartışmasına yeni bir sorun musallat oldu. En büyük iki Şii partisinden Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi'nin lideri Abdül Aziz el-Hekim, Irak'ın 18 eyaletine, Kürt kuzeyin bütün özyönetim imtiyazlarıyla birlikte, kendi bölgeleri içinde birleşme imkânı verilmesi gerektiği konusunda ısrarcı oldu. Güneydeki Şii ağırlıklı dokuz eyalete petrol gelirlerinin dağıtımı konusunda daha fazla avantaj sağlama niyeti söz konusuydu. Şiilerin bir mega-bölge talebiyle ilgili asıl sorun, ülkenin petrolden yoksun Sünni merkezi için anlamının ne olduğu: bir bölünme durumunda, ülkenin orta kısmını petrolsüz ve desteksiz bırakacak. Ülkenin orta kesiminde yaşayanlar, taraftarlarının çoğu Bağdat'ta yaşayan asi Şii din adamı Mukteda Sadr'a benzer bir hissiyat içinde, bu talebe hemen karşı çıktı. Fakat Sünniler bu konuda bilhassa hassastı, zira çoğu hâlâ Amerikan işgalinin ülkeyi Kürt ve Şii bölgeler arasında bölme niyeti taşıdığından korkuyor. Anayasanın eski Baasçıların hükümet görevlerinde yer almasını yasaklaması da işleri daha da kötü kılıyor.
Velhasıl isyancılara özel bir sempati beslemeyen Sünniler için federalizmden kaynaklanan gerçekler şoke edici. Şiilerin federalizm fikrine alışması bile iki yıl sürmüşken, Sünnilerin haftalar içinde bu fikri kabul etmesini beklemek gerçekçi değil. Sünnileri önce
anayasa komitesine katmak, ardından onları bir anlaşmaya zorlamak, geri tepen bir yaklaşım oldu. Ortalama Sünni'nin bu süreçten anladığı mesaj şu: Azınlıktaysanız siyasetle sorunları çözme çabası hiçbir işe yaramaz.
İşler kötü görünüyor olabilir, fakat oyun bitmedi. 15 Ekim'de anayasa reddedilse bile, taraflar pazarlık masasına dönüp tekrar deneyebilir. En kötüsü, anayasanın Sünnilerin ezici çoğunluğunun reddetmesine rağmen onaylanması olur. Şiiler ve Kürtler hâlâ Sünni seçmenlere ulaşıp bu anayasanın onlara da iyi bir hayat sağlayacağı konusunda ikna etmeye çalışabilir. Bu da bazı aleni ödünler verilmesini gerektiriyor; en önemlisi, bir Şii mega-bölgesinin kurulmayacağı konusunda garanti vermek.
Bir anayasa, toplumsal uzlaşmaların ifadesini bulduğu bir kâğıt parçasıdır. Irak ulusal ayrımları yansıtan bir anayasa kabul ederse, bunu şiddet ve ülkenin nihai bölünmesi izler. Kaybeden, sıradan Iraklılar ve Amerikalı askerler olur. Anayasal hükümetin esamisi bile okunmaz.
(New York Üniversitesi'nde hukuk profesörü, Irak'taki Geçici Koalisyon Yönetimi'nin anayasa hukuku danışmanlığını yaptı, 30 Ağustos 2005)