Suriye'yi sarsan Eli Cohen

Dünyada köklü istihbarat geleneğine sahip iki ulus var: Yahudiler ve Çinliler. Çin, imparatorluğu ayakta tutmanın derdindeydi. Sun Tsu'nun M.Ö. 510'da kaleme aldığı 'Savaş Sanatı' adlı eser dünyada yazılmış ilk strateji ve istihbarat kitabı.
Haber: AVNİ ÖZGÜREL / Arşivi

Dünyada köklü istihbarat geleneğine sahip iki ulus var: Yahudiler ve Çinliler. Çin, imparatorluğu ayakta tutmanın derdindeydi. Sun Tsu'nun M.Ö. 510'da kaleme aldığı 'Savaş Sanatı' adlı eser dünyada yazılmış ilk strateji ve istihbarat kitabı. Tevrat'ta da Musevilerin casusluk faaliyetini kutsayan bir çok ayet var. Onlardan biri şöyle:
"...ve Musa onları Kenan topraklarına, oraların ne olduğunu, orada yaşayan insanların kuvvetli mi zayıf mı, sayıca çok mu az mı olduklarını görmeleri için gizlice yolladı..."
İstihbarat tarihi Yahudi casuslarla dolu. Ancak bunlar İsrail devleti kurulana kadar farklı ülkelere hizmet etti. Birinci büyük savaşla birlikte Yahudilerin ulusal hedefleri ortaya çıktı. 1914'te 80 bin Yahudi'nin yaşadığı Filistin'de İngiltere safında olmaları gerektiğine inanan Museviler, Aaron ailesinin casuslukları sayesinde Osmanlı'nın Kudüs'ü elden çıkarmasını sağladı. İkinci savaşta da İngiliz-Yahudi dayanışması sürdü. Filistin Müftüsü Londra'nın isteğiyle pusuya düşürülüp öldürüldü. Ancak milliyetçi Yahudiler o noktada İngiltere'nin Filistin konusunda kendilerine oyun oynadığı inancına kapılıp Kudüs Genel Valisi Lord Moyne'ye suikast düzenlediler ve daha ötesi Nazi Almanyası'yla işbirliği için zemin yokladılar.
Abraham Stern isimli biri, Hitler'in Yahudi aleyhtarlığını kendi ulusu adına değerlendirebileceklerini düşündü. "Siz Yahudileri Avrupa'dan temizlemek istiyorsunuz... Buna evet... Gönderin hepsini Filistin'e, kurtulun... Öldürmek, kamplar kurmak masraflı ve askeri oyalayan bir şey" dedi. Stern 1942'de Tel-Aviv'de İngiliz polisi tarafından sıkıştırıldı ve kaçmaya çalışırken öldürüldü. Mukabil olarak Filistin'e Yahudi göçünü frenlemeye çalıştığı için İngiliz hedeflerine karşı Siyonist eylemler arttı... Roma'daki elçilik binası bombalandı. İtalya Yahudi göçünün üssü haline geldi.
1950'lerde Mossad gövde olarak ortaya çıkmıştı. Mısır lideri Nasır'ın Kanal macerasının ABD tarafından fazla önemsenmediğini fark edince, Kahire'deki Amerikan varlığına saldırılar düzenleyip bunu Arapların yaptığı izlenimi verecek kadar da profesyonelleşmişti. Beri yanda bir grup Yahudi'nin müttefiklerle işbirliği alabildiğine derinleşti. Amerika'da, 'Siyonist Eylemler için ilkyardım Komitesi' adı altında bir casusluk teşkilatı kurulmuştu.
Kemal Taybet
1924'te İskenderiye'de doğan Eli Cohen, Saul ve Sophie Cohen'in oğullarıydı. Halep'ten göç etmişti aile. Fakirdiler. Eli, İskenderiye Yahudilerinin yardım sandığına bağlı yurtta büyüdü. Zekiydi, gelecek vaat ediyordu. Bağışlarla Fransız Lisesi'nde okudu, Faruk Üniversitesi'ni bitirdi. Bir yandan da konfeksiyon atölyelerinde çalışıyordu. İbraniceyi bu sırada öğrendi demek yanlış olmaz. Zira evinde Arapça konuşuluyordu.
İsrail'in kurulmasından sonra ailesi göç etti ama Eli Mısır'da kaldı. Süveyş olayı sırasında muhasebecilik yapıyordu. Yahudilerin Amerikan hedeflerine karşı bombalama eylemlerine katıldı. Bu saldırıların plansız ve el yordamıyla gerçekleştirildiğine inanıyor bu düşüncesini saklamıyordu. Kanaati ne olursa olsun eylemlere katılmaktan geri kalmıyordu. Artan Yahudi düşmanlığı üzerine İsrail'e geldi ama orada kendisini Yahudiler arasında yaşamaya mahkûm Arap gibi hissediyordu. Bu sırada istihbarat örgütü onu eğitmeye başladı. Cohen Mısır'da bir görev istiyordu, ancak örgütün ona Suriye'de ihtiyacı olduğu söylendi.
Suriye aksanıyla konuşması için sıkı bir eğitime alındı. Adı Kemal Emin Taybet olacaktı. Hikâyeye göre babasının işleri dolayısıyla gittikleri Beyrut'ta doğmuştu, daha sonra Arjantin'e göç eden amcasının yanına gitmişler, ailece tekstil işiyle uğraşmışlardı. Ama savaş dolayısıyla şirket iflas edince Kemal kendi adına bir turizm firması kurmuştu. Eli kısa süre içinde Buenos Aires'e gönderildi, yeni kimliği ile orada izler bırakacaktı. Karısına savunma bakanlığı adına alımlarda bulunmak için oraya gittiklerini söyledi Eli. Arjantin'e önceden yerleşen ajanlar ona yardımcı olacaklardı.
Nitekim gittiklerinde oturacakları evi kiralanmış buldular. Eli, Arjantin'deki Suriye kolonisinde çarçabuk kendisine yer buldu. Daha bir Arap görüntüsü kazanmak için bıyık bıraktı. Kısa zamanda Suriye elçiliği mensuplarının en yakın ve renkli dostu olup çıktı. Çevresinde fanatik bir Arap milliyetçisi ve Yahudi düşmanı olarak tanınıyordu.
Asıl görev başlıyor
Teşkilatın paralarıyla fakir Araplara önemli bağışlar yapmayı ihmal etmiyordu. 1962'te Mossad ona görev yeri Şam'a gitmesi emrini verdi. Şam'a bekâr bir tüccar olarak gidecekti. Eşini Arjantin'de bırakıp gemiye bindi. Bavulunda haberleşmede kullanacağı radyo vericisi, şifre kitabı, görünmeyen mürekkeplerden oluşan seti gümrükten sokmak sorun olmadı onun için. Baas Partisi'ne girdi.
Bir ABD bankası üzerinden, İsrail istihbaratından gelen parayla Şam'ın en lüks semtine yerleşti. Öyle kendisini sevdirdi ki Arap aileler kızlarını onunla evlendirmek için ısrarcı olmaya başladı. Kadın gönlü kazanmakta mahirdi ama Müslüman bir eş o ara Eli'nin en istemediği şeydi. Suriye radyosunun İspanyolca yayınlarında konuşan, Şam'ın önde gelen ailelerinin kadınlarına mink mantolar hediye eden biri olup çıktı kısa zamanda. Radyo yayınları önemliydi. İsrail'e göndereceği mesajları şifreli olarak rahatça radyodan geçiyordu, üstelik Suriye Haberalma Bakanlığı'nın kaynaklarını kullanma imkânına da kavuşmuştu.
Mikrofilmleri Arjantin'deki dostlarına hediye olarak gönderdiğini söylediği tavla setlerindeki sedef kaplamaların altına yerleştiriyordu. Şam Radyosu haber spikeri Salan Raif, Arap Dünyası dergisinin başyazarı Abdullah Hassan, general Amin el-Hafız yakın dostları arasındaydı. Baas Partisi'nde yükseliyor Başbakan Salah Bitar tarafından kimi özel görevlerde yardımı isteniyordu. Bitar'ın yurtdışına yaptığı iki gezide ona refakat etti. Şam'daki yeraltı tünellerinin krokisi, İsrail sınırındaki güvenlik noktalarının yeri onun için sır olmaktan çıkmıştı. Öyle özel bilgiler aktarıyordu ki, Mossad onu Arjantin üzerinden İsrail'e çağırıp yorumlarını almak ihtiyacını hissetti...
Tek hatası fotoğraf çektirmekti
Eli, Şam'a dönünce Birleşik Arap Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı'nın İsrail hududundaki inceleme gezisi programına alındı. Ve Eli orada hayatının hatasını yaptı, fotoğrafının çekilmesine izin verdi. Bir Mısırlı istihbaratçı fotoğrafından Eli'yi tanıdı. "Bu Fransız Lisesi'nde beraber okuduğum Yahudi çocuk" dedi. Ardından da Suriye karşı istihbarat şefi albay Ahmed Susisani'nin evine yaptığı baskında telsiz başında yakalandı. Son anda Tel-Aviv'e yakalandığını bildirebildi...
Yargılanırken İsrail'in Fransız hükümetini harekete geçirmesi yetmedi. Avukatları mahkeme salonuna alınmadı. İsrail hükümetinin onun hayatına karşılık milyonlarca dolar ödeme teklifi karşılıksız kaldı. Tarihte ilk defa bir ajanın hayatının kurtarılması için böyle ödün veriliyordu. Olaya çok sayıda Suriyeli yetkilinin adı karışmamış olsa belki idam cezası infaz edilmeyebilirdi. Ama Şam'da o ölmeden rahat nefes alamayacaklarına inanan çok insan vardı...18 Mayıs 1965'te Şam'da meydanda idam sehbasına kucakta çıkarıldı adeta.
Onun asılmadan önce işkence edilerek öldürüldüğüne inanıyor İsrailliler ve Mossad'ta cesedinin bu yüzden verilmediği kanısı hâkim...
Eli Cohen'in verdiği bilgiler olmasa 1967 Savaşı sırasında İsrail Golan'daki Suriye nevzilerini eliyle koymuşçasına bulup vuramaz ve bölgeyi zaptedemezdi. Garip olan, Şam yönetiminin Cohen'i casusluk faaliyeti için kullandığı telsizle yakalayıp sorguladığı halde onun edindiği bilgiler doğrultusunda Golan tahkimatını değiştirmeyi akıl etmemiş olmasıydı. Nitekim iki sene sonra İsrail Golan'a saldırırken bilgilerin güncelliği konusunda şüphedeydi. Ama ilk vuruşların ardından Cohen'in çizimlerinin hiçbir değişiklik olmaksızın hedefi işaret ettiği görüldü.

Çerçeve
Evliye Çelebi gözüyle Viyana'da beyin ameliyatı
Evliya Çelebi'nin her satırı keyif verir. Ancak Avrupa intibaları ayrı bir tatta. Çelebi Viyana'da seyrettiği bir beyin ameliyatını bakın nasıl anlatıyor:
"Kefereyi (kâfiri) dört ayaklı ipekli bir sedir üzerine yatırdılar. Başı Adana kabağı, burnu Mora patlıcanı gibi şişmişti. Hekimbaşı cümle kefereleri dışarı koğup mecruha (yaralıya) hemen safran gibi bir su içirip onu kendinden geçirdi. Hizmetkarı mecruhu kucağına alınca hekim adamın başının takke kenarı yerin etrafına tasma-kayış bağladı. Bir keskin ustura alıp, herifin alnının derisini iki kulaklarına kadar çizip sağ kulağı yanından deriyi biraz yüzünce kafa kemiği bembeyaz göründü.
Cerrah hemen şakaktaki ek yerinden kafayı delip bir demir mengene sokup burmaya başladı. O burdukça herifin kellesinin kapağı takke gibi kalkmaya başladı. Allah'ın emriyle kelle diş diş kenet yerlerinden açıldı. İçinde beyninin enseden tarafı göründü. Kellenin içi kulaklara kadar sulu kan ve sümük gibi bazı karışık şeylerle dolu olup beynin yanında kurşun dururdu. Meğer bu beş dirhem çakmaklı tüfek kurşunu imiş. Beynin zarı yanında kırmızı kana bulanmış durur. Hemen üstad cerrah hakire (bana), "Gör bak âdemoğlunun bir ekmek parçası için girdiği hali" dediğinde hakir dahi ileri varıp ağzıma ve burnuma mendili koyup mecruhun kellesinin içine nazar ettim. Garip insanın beyni kafa içinde güya tavuk yumurtasından yavrusu henüz çıkmış kuş gibi büzülmüş durur... Ama üzerinde bir kalın deriden zarfı yani zarı var. Cerrahbaşı ağzıma mendil koyup kafa içine baktığımdan dolayı bana, "Niçin ağzını ve burnunu kapayıp bakarsın" dedikte, hakir, "Belki bakarken aksırırım, öksürürüm. Herifin kellesinin içine rüzgâr girmesin diye kapadım" dedim. Cerrah, "Aferin. Sen bu ilimle meşgul olsan kâmil üstad cerrah olurdun" deyip aceleyle mecruh herifin beyni yanındaki kurşunu alıp sarı sünger gibi bir şeyle kurşunun durduğu yerdeki kanları, cerahatleri sildi, şarapla temizledi. Aceleyle kafayı yerine koydu, sonra tepesinden ve çenesi altından kayışlarla bağladı. O dakika hizmetkârı meydana bir kutu getirdi. Kutunun içinde iri karıncalar vardı... Bunlardan birini demir çifteyle (cımbız) alıp herifin kafa derisinin kesilen yerine yaklaştırınca aç karınca bir yerden iki deriyi birden ısırdı.
O an cerrah karıncayı belinden makasla kesti ve karıncanın başı iki deri kenarını ısırakaldı... Öyle öyle ekleyip bir kulaktan bir kulağa seksen karıncayı ısırtıp kesti. Sonra yarayı merhemledi. Bu hakir, yedi gün gelip gidip adamı seyreyledim. Sekizinci günde herif iyileşip biraz hareket etmeye başladı. On beşinci gün kralın huzuruna götürdüler."