Tabular yıkılıyor

Güvenlik kavramı
Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, Radikal için 'Türkiye'nin ihtiyacı olan yeni güvenlik konseptlerini' anlattığı bir makale yazdı. Makalede anlatılanlar, güvenlik alanında çalışan bürokratlarda da bir zihniyet devriminin gerçekleştiğini gösteriyor.
Birikimimiz yeterli
Cevat Öneş yazısında, bir zamanlar tabu olan 'Kürt sorunu' kavramını kullanırken altkimlik tartışmasına değiniyor: Toplumumuz, Türkiye vatandaşlığı üstkimliği altında, farklılıklarını zengin bütünlüğe çevirebilecek tarihi birikime, olgunluğa sahiptir.
Öcalan'a dikkat!
Öneş, Anayasa'daki hukuki tanımlamalarda da etnik bütünlüğe gerekli hassasiyetin gösterilmediğini belirtiyor. Eski MİT'çi, Öcalan'ın yeni misyonunun imkânlarından, silahların bıraktırılması yönünde uygun şekilde yararlanılabileceğini söylüyor.
Türban krizi
Türban değerlendirmesi ise şöyle: Türbanın toplumda giderek sorun olmaktan çıktığını gözlememize rağmen kriz yaratıcı hassasiyetini korumakta oluşu, ülkenin bütünlüğü ve istikrarın devamlılığı açısından önemli.
Haber: CEVAT ÖNEŞ / Arşivi

Terör, kimlik, bölücülük, türban, milli çıkar, küreselleşme, dış güçler gibi sayabileceğimiz birçok kavram üzerinde yapılagelmekte olan tartışmalar, ülkemizin güvenlik sorunlarına yaklaşımların görüntüsünü de verebilmektedir. Tartışmalardan, kamuoyunu ve ilgilileri olumlu şekilde etkileyebilen bazı sonuçların alınabilmesine rağmen, sorunlara ve kavramlara genellikle siyasi hesaplar, ideolojik bakış, ekonomik çıkarlar, duygusal tepki alışkanlıkları içerisindeki bakış tarzına bilimsel yetersizliklerin de eklenmesiyle her vasatta ve çeşitli kademelerde, politika üretiminden, tedbirler ve çözümlere kadar uzanabilen birçok olumsuzluklara sebep olabilmektedir.
Türkiye gibi güvenlik hassasiyetleri çok değişken ve kırılgan olan bir ülkede, toplumsal projelere göre çözümler üretilmesinin kaçınılmazlığı görülebilmesine rağmen, çeşitli sebeplere dayanan yetersizliklerimiz her alanda ağır kayıplar verdirebilmektedir. Özellikle global projelere göre şekillendirilmeye çalışılan 'yeni dünya düzeni'nin olumsuz etkilerine açık bir ülke ve toplum yapısında karşılaştığımız ve/veya karşılaşabileceğimiz olayların arka planının görülebilmesinin güçlüğü, güvenlik sorunlarındaki hassasiyetleri/zafiyetleri artırabilmektedir. Güvenlik sorunlarına ve çözümlerine, olayların aktüel görüntüleri dışına çıkarak yaklaşıldığında, yapılabilecek analizlerin bazı önemli sonuçlarına işaret edilmesi yararlı olabilecektir.
Terör sorunu
PKK terörüne endeksli politika üretiminin ve uygulamalarının, 20 seneyi aşan süreçte, ülkemize-insanımıza verdirdiği çok ağır bedelleri görerek, yaşamakta olduğumuz dönemin gelişen ve değişken koşullarıyla uyumlu yeni politikalar üretilebilmesi ve yeni uygulamalara yönelinmesi hayati önemi haizdir. PKK tartışmasız bir terör örgütüdür. Türkiye'nin söz konusu örgüte karşı verdiği mücadelenin büyüklüğü ve önemi tarihin sayfalarına yazılmıştır. Ancak nesil değişimlerinin yaşandığı bu uzun mücadele süreci sonunda, Şimdinli-Hakkâri-Yüksekova örneğinde de görüldüğü gibi, ortaya çıkan kitlesel boyutu, siyasi-sosyal-kültürel-psikolojik faktörleri dikkate almayan yaklaşımların yaratabileceği daha tehlikeli muhtemel sonuçları görebilen yeni bir zihniyet ve yeni bir yapının ortaya çıkarılması ihtiyacı önemini korumaktadır.
A. Öcalan, Türkiye'ye teslim edilirken, Türkiye-ABD ilişkilerine paralel olarak, ABD tarafının Irak'ta kurulmakta olan Irak Kürt Federe Yönetimi'ne olabilecek muhalefet unsurlarının devre dışı bırakılabilme planlarının bir parçası olabileceği hususu üzerinde durulabilmelidir.
A. Öcalan tarafından formüle edilen ve geliştirilmek istenilen demokratik cumhuriyet tezinin içinde hiçbir zaman kabul edilemeyecek taleplerin bulunduğunun bilinmesi ve bu konunun tartışılmazlığı, bahse konu düşüncenin ve detaylarının değerlendirilmesinin çözüm arayışlarında yararlı olamayacağı sonucunu çıkarmamalıdır. Örneğin, Kürt siyasi hareketlerinin ayrılıkçı söylemlerine, yabancı ülkeler bağlantılarına, ülke bütünlüğü üzerinde alınmasına çalışılan yeni tavır arayışlarının muhtemel sonuçlarının değerlendirilebilmesi yararlı olabilirdi.
Yeni fırsatlar kapıda
A. Öcalan tarihin en acımasız ve birçok ülke tarafından da kullanılan bir terör örgütünün lideri olarak sahip olduğu sorumluluğunun gereği, hukuk sistemimizin tabii prosedürü içerisinde cezasını çekerken, mücadele sürecinin kazandırdığı ve psikolojik yapısının şekillendirmeye çalıştığı yeni misyonunun imkânlarının, silahların bıraktırılması ve çözümlerde uygun şekilde yararlanılabilmesi şartlarının oluşturulabilmesi, kaybedilen zamana ve kaybedilen uygun konjonktüre rağmen iç barışın sağlanabilmesi çalışmalarında önemini korumaktadır. (Not: Belirtilen düşünce ve öneriler, çözüm için gerçekleştirilmesi gereken makro seviyede strateji ve planlamaların detayları arasındadır.)
Türkiye'nin, içerisinde bulunduğu bölgede sürdürülmekte olan yeniden şekillendirme çalışmalarına, Irak-Suriye-İran üçgeninin yaratabileceği muhtemel risklere karşı, kendi Kürt sorununu ve diğer temel sorunlarını, AB kriterleri çerçevesinde, gelişen demokratik-laik yapısını güçlendirerek, kurumsallaştırarak çözebilme potansiyeline sahip oluşu en önemli avantajlarındandır. Böylesi bir gelişme, Türkiye'ye bölgesinde ve global güç dengeleri içerisinde yeni ufuklar açabilecek ve yeni fırsatlar yaratabilecektir.
Kimlik tartışmaları
21. yy. Türkiye'si için, yapılmakta olan kimlik tartışmaları, bir yönüyle karamsarlık yaratabilmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışı, Cumhuriyetimizin kuruluşu ve yaşatılması mücadelesinin yarattığı koşullarda ortaya çıkan ulus-devlet modelinde; Türk kimliği, Türk milleti, Türk devleti kavramlarına vurgu yapılmasına rağmen, temelde tek tip etnik referansa dayanılmadığı tarihi bir gerçektir. Amaç Türkiye'nin homojen olmayan etnik yapısından bütünlüğün sağlanması olmasına rağmen, anayasalarımızın hukuki tanımlamalarında ve uygulamalarda olması gereken hassasiyetin gösterilemediğini, karşılaşmakta olduğumuz sorunlar açıklayabilmektedir. Sovyetler Birliği'nin dağılması ve küreselleşme, tüm ülkelerde kimlik arayışlarına yeni bir muhteva kazandırmıştır. Çok etnikli toplumsal yapımızda, söz konusu etkilerin yanı sıra, silahlı ve siyasi Kürt hareketleriyle farklı dini cemaatlerin, mezheplerin, kültürel grupların siyasi-ideolojik muhteva da kazanabilen örgütlü çalışmalarının ortaya çıkardığı kimlik ve hak talepleri, güvenlik sorunları içinde önemle yer almıştır. Aydınlar arasında ve siyasi platformlarda yapılmakta olan sert tartışmalara rağmen, toplumumuz Türkiye vatandaşlığı üstkimliği altında, farklılıklarını zengin bütünlüğe çevirebilecek tarihi birikime ve olgunluğa sahiptir. Ancak siyasi iradenin oluşumu ve kararlılığı ile kitlelerle kurulması zorunlu bağların yaratabileceği uygun vasatların psikolojik yönleriyle hazırlanabilmesinin önemi, özellikle vurgulanmaya değer görülmüştür.
Türban krizi
Türkiye'nin inanç yapısının ortaya çıkardığı başörtüsünün, 1980'li yıllardan itibaren siyasi istismar aracı olarak kullanılmaya başlanması, 'Milli Görüş Hareketi'nin türbana dönüştürülen giyim tarzını siyasal İslam'ın kadınlara yönelik çalışmalarının simgesi olarak kullanmasıyla gelişme gösteren laik ve anti-laik saflaşma ve çatışmalar, günümüzde AİHM'yi de soruna dahil eden bir krizi yaratmış bulunmaktadır. Türkiye'nin laik-demokratik yapısının gelişim ve değişim sürecinin etkileri, modernite, insan hakları ve bireysel hakların gelişimi, silasal İslam düşüncesi ve pratiğinde demokratik sistem içerisinde yaşam şartlarının tartışılması ve kabullenişler, küreselleşme gibi sayabileceğimiz birçok etkileşimin 'türban sorunu'na yeni boyutlar kazandırdığını söyleyebiliriz.
Türbanın toplum yaşamında giderek sorun olmaktan çıkmakta olduğunu gözlememize rağmen, Türkiye'nin siyasi koşulları ve kurumsal yapısı içerisinde kriz yaratıcı hassasiyetini korumakta oluşu, ülkenin sosyal bütünlüğü ve siyasi-ekonomik istikrara devamlılık kazandırılabilmesi yönleriyle de önemlidir.
Nasıl bir güvenlik konsepti?
'Her şey Türkiye için', 'Her şey Türkiye insanı için...'
Kulağa hoş gelen, sağ veya sol her düşünce sahibinin heyecanını tetikleyen söylemler. Ancak hayatın akışı içerisinde, gerçek yaşamla sloganların örtüşmediğini görebiliyoruz. Tarihin her döneminde savaşlar, güç dengelerinin oluşumu, ülkelerarası ilişkiler, ekonomik-siyasi-stratejik çıkarların şekillendirmesiyle oluşmaktadır. Türkiye'nin jeo-stratejik konumu günümüzde de global güçler dengesi içerisinde önemini artırarak korumaktadır. Bu durum ülkemiz için yeni fırsatlar yaratabileceği gibi yeni riskleri de davet edebilecektir.
Etnik ve inanç yapısındaki farklılıklarımızın yaratabileceği hassasiyetler, gelişme ve değişim sürecini yaşayan ülke koşullarının ortaya çıkarabileceği sorunlar; bazı iç dinamiklerle de bağlantılı olabilen bölgesel ve global güçler tarafından yönlendirilebilen, etkilenebilen güvenlik sorunlarını, zaman ve şartlara bağlı olarak ortaya çıkarabilmektedir. Günümüzde de; iç meselemiz olarak görülebilen Kürt sorunu, PKK terörü, laik, anti-laik çatışmalar, Sünni-Alevi ayrışması gibi konularla siyasetten ekonomiye, sosyal ve kültürel hayatımıza kadar her konunun, bölgesel ve global çıkar güçleri ve yönlendirmelerinin muhtemel etkileri ve bağlantıları sebebiyle, ülke güvenliğimizi ilgilendirmektedir.
Bu sebeple, sorunlara ve gelişmelere, küresel ve bölgesel güç dengelerinin çıkar arayışları çerçevesinde bakabilen, iç ve dış dinamiklerin etkilerini doğru değerlendirebilen ve Türkiye'nin çağdaş demokratik-laik gelişme modeliyle uyumlu bir güvenlik konseptinin oluşturulmasını sağlayabilecek bir siyasi irade şekillenmesine göre planlı-koordineli çalışmalar yapılmasının önem kazandığı ifade edilebilecektir.

Cevat Öneş: Eski Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşar Yardımcısı