Tarihe sansür istiyorlar

'Kültür savaşları'yla tehlikeye giren Amerika'nın yasal anlamda en öncelikli ilkesi durumundaki sınır gözetmeyen, sansürden ve katı devlet kontrolünden bağımsız zihniyet prensibini...
Haber: NORMAN S. ZALKIND / Arşivi
HARVEY A. SILVERGATE / Arşivi

'Kültür savaşları'yla tehlikeye giren Amerika'nın yasal anlamda en öncelikli ilkesi durumundaki sınır gözetmeyen, sansürden ve katı devlet kontrolünden bağımsız zihniyet prensibini, yeniden tasdik etmek üzere geçenlerde federal bir dava açıldı. Genel olarak yüzyıllık ihtilafın birbiriyle çelişen tarihsel yorumlarına odaklanılmakla beraber, özelinde ise geçenlerde kanunlaşan Massachusetts yasası teknik açıdan ele alınmaktadır.
Davada, Massachusetts eyaleti eğitim departmanının, tarihin, lise öğrencilerimizin zihinlerine farklı görüşlere yer verilmeksizin tek taraflı olarak yansıtıldığı yayın tarzına karşı çıkılıyor. Davacılar, iki lise öğretmeni, üst düzey bir lise görevlisi ile Türk-Amerikan Derneği. Farklı geçmişe ve bakış açısına sahip olmalarına rağmen, tüm davacılar ve avukatları, anayasal anlamda bir test niteliğindeki davada, hükümetin ihtilaflı tarihsel meselelere, siyaseten onaylanan inançları yansıtmaması ve müfredat programlarından birbirinden farklı görüşleri çıkarmaması gerektiğine dair kanaati paylaşıyorlar.
Soykırım var mı, yok mu?
İhtilaflı tarihsel meseleler arasında Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde 1. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Doğu Anadolu'da Ermeni nüfusuna ne olduğuna dair yorumlar da yer alıyor. Tarihçiler, çok sayıda Ermeni'nin (ayrıca pek çok Türk'ün de) hayatını kaybettiği olayların, tehcir olayı belgelenmiş olmasına rağmen, uluslararası hukukun -kasıtlı ve sistematik biçimde bir ırkın ya da siyasal veya kültürel bir grubun yok edilmesi şeklinde- tanımladığı 'soykırım' olup olmadığı konusunda hemfikir değiller. Pek çok tarihçi Türklerin niyetinin Ermenileri bir halk olarak yok etmek olduğunu ileri sürerken, diğerleri bu gibi bir niyetin kesin olarak saptanamadığını ve olayların bir soykırım kampanyasından ziyade bir iç savaşa benzediğini ileri sürüyorlar.
Bu tarihsel meseleyle ilgili tartışmaları kısıtlayan yasal düzenlemelerin ilk tohumları altı yıl önce atıldı. 1999 yılı mart ayında Massachusetts yasama organı, devlet okullarında kullanılmak üzere 'insan hakları meseleleri ve soykırım' konusunda oluşturulacak müfredat programına konulmak üzere bazı materyallerin temini yönünde bir yasa çıkardı. Bu müfredat programında 'ihtilaflı meseleler konusunda farklı görüşlerin dile getirileceği' de ifade edilmekteydi. Ancak uygulama aşamasında; eğitim departmanı önce 'Ermeni soykırımı' tartışmasında her iki tarafa ait çeşitli materyallere yer verdi, ancak daha sonra soykırım sınıflamasına karşı olan savları ileri süren tüm materyalleri eledi.
Daha önceden ele alınan materyaller, bir senatörün ve soykırımı tartışmaya açacak tüm tezleri 'ırkçı' olarak iddia edenlerin lobi faaliyetlerinin ardından eğitim departmanı tarafından sansüre uğradı. Daha önce ihtiva edilen materyallere sansür uygulanması, 1982'de New York eyaleti Island Tress Union Free School District'te yaşanan yasal tartışmaları akla getiriyor. Bu okulda, yüksek mahkemenin nitelendirmesine göre 'Siyasal Muhafazakâr Aileler Örgütü'nün baskısıyla okul kütüphanesinde bulunan 'Amerikan karşıtı, Hıristiyan karşıtı, Yahudi karşıtı ve müstehcen' olarak addedilen kitaplar toplatılmıştı. Mahkeme ise toplatma kararının iptal edilmesi yönünde karar verdi.
Kararın gerekçesinde ise, farklı görüşlerin baskı altına alındığına yer verildi. 'Ermeni soykırımı'nın tarihsel olarak doğru bir tanım mı yoksa abartılan ve siyasallaştırılan bir iddia mı olduğu konusundaki tartışmalar, günümüzün siyasal ve kültürel manzarasını belirleyen mücadeleyi şekillendirdi. Kültürel savaşlar sadece tek tarafın inançlarını zafer olarak görmek değil, aynı zamanda fikirlerin pazarlandığı bir ortamda çatışan görüşlerle bir uzlaşı sağlanamamasıyla da ilgilidir.
Davamız, sansüre heves eden bir kültür zeminine karşı köklü bir Amerikan ilkesinin yeniden tasdiki yönünde bir girişimdir. Massachusetts'li olan ABD Yüksek Mahkeme yargıcı Oliver Wendell Holmes'un 1929'da söylediği gibi 'Özgür düşünce ilkesi bizimle aynı fikirde olanlar için değil, nefret ettiğimiz düşünceler içindir' ve bu ABD Anayasası'nın en elzem ilkesidir. (25 Kasım 2005)