Tarihi gerçekleri belirlemek meclisin ihtisas alanı değil

Tarihi gerçekleri belirlemek meclisin ihtisas alanı değil
Tarihi gerçekleri belirlemek meclisin ihtisas alanı değil
Fransız tarihçiler şu konuda hemfikir: Özgür ve demokratik bir ülkede tarihi gerçekleri belirlemek meclisin değil, aydınların ihtisas alanıdır.
Haber: HAŞİM SALİH / Arşivi

Haftalardır Türkiye ile Fransa arasındaki gerginlik birikiyordu ki sonunda Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan ’ın öfkeli tehditleri patlak verdi. Onu daha az tehditkâr bir üslupla, ancak aynı kararlılıkla Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül izledi. Peki NATO üyesi ve 12 milyar dolarlık ticari ilişkiler kurmuş bu iki ülke arasındaki gerginliğin sebebi neydi? Türkiye’deki Fransız şirketleri on binlerce Türk’e imkânı sağlıyor. Bütün bunlar Ermenilerin kara kaşı kara gözü için heba olup gidecek mi? Fransız meclisi, Osmanlı döneminde işlenen Ermeni katliamını inkâr edenleri 1 yıl hapis ve 45 bin euro para cezasıyla cezalandıran yasa tasarısını oyladı. Tasarı, Fransa’nın 1990’da Yahudiler için çıkardığı yasanın bir benzeri. Yahudi holokostunun yaşandığını inkâr eden herkes de aynı cezaya maruz kalıyor. Ermeniler de “Niçin biz değil de Yahudiler?” diyor.
O zamanlar aydınlarla siyasiler arasında hararetli tartışmalar olmuştu. Yahudi asıllı ve hatta Nazi holokostunda ailesinin bir bölümünü kaybetmiş olan büyük tarihçi Pierre Vidal-Naquet, meclisin Yahudiler lehinde aldığı karara karşı çıkmıştı. Devleti uyararak şöyle demişti: “Sovyetler Birliği’nin Stalin ve diğerlerinin döneminde yaptığı gibi, resmi gerçeği güç yoluyla yalnız kendiniz değerlendiriyorsunuz. Demokratik ülkeyle diktatör totaliter ülke arasında ne fark var?” 2006’da yaklaşık 20 Fransız tarihçi, yöneticilerden tarihi araştırmalara zarar verdiği ve araştırmaları engellediği gerekçesiyle Yahudi holokostuyla ilgili yasanın iptalini istedikleri bir dilekçe imzalamıştı. Hiç kimse Yahudi holokostunu araştırmaya ve arşivini açmaya cesaret edemedi. Hatırlatma babında Fransa meclisi, 2001’de Osmanlı yöneticileri eliyle 1915-1917 yılları arasında Ermeni katliamının yaşandığını kabul eden bir yasa teklifi çıkarmıştı. Ancak bu yetmez miydi ve neden öncekilere yeni bir yasa ekleniyordu? 

Başkanlık savaşları
Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin bunu seçim veya fırsatçı amaçlarla yaptığını ifade ediyor. Zira Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimleri kapıda. Ülkedeki Ermenilerin nüfusu ise yarım milyona varıyor. Dolayısıyla Ermeniler, hesaba katılan bir seçim gücü. Yanı sıra komünist aday François Hollande, saygın bir kişilik olarak Sarkozy’yi endişelendiriyor. Gelecek haftalarda çetin bir çekişme olacak. Zira komünistler, uzun süre ortadan kaybolduktan sonra Elysee Sarayı’na girmekte kararlı görünüyor.
Ünlü tarihçi Pierre Nora da Ermeni katliamıyla ilgili yasa teklifine karşı çıkarak şöyle diyor: “Tarih yazmak siyasilerin değil, tarihçilerin ihtisas alanı. Dünyanın tüm katliamları ve suçlarıyla ilgili yasalar mı çıkaracağız? Niçin ABD ’de Kızılderililere yapılan toplu soykırıma karşı bir yasa çıkarmıyoruz?”
Genelde Fransa’nın ileri gelen tarihçileri şu tutumda hemfikir: Özgür ve demokratik bir ülkede, meclisin ve yargının tarihi gerçeği belirleme hakkı yoktur. Bu, düşünürlerin ve aydınların yapacağı, özgür ve bilimsel araştırmanın ihtisas alanıdır.
Tarihçi Christian Delporte ise şunu ekliyor: “Bizler, adı resmi tarih olan bir şeyin varlığına karşıyız. Peki niçin? Çünkü ortada özgür ve bilimsel araştırmaya itiraz eden engellere gerek olmadığını düşünüyoruz. Ancak ortada güç yoluyla belirli bir gerçeği dayatan bir yasa varsa, bu resmi gerçekle çelişecek sonuçlara varan tarihçilere yönelik kovuşturmalar olacaktır. Böylesine boğucu bir ortamda kim özgür biçimde araştırma yapabilir? Demokles’in kılıcı yanı başındayken kim düşünebilir? Biz neredeyiz? Stalinci bir ülkede miyiz? Tarih, her şeyden önce özgür tartışma konusudur ve böyle de kalması gerekir.”
Hatırlatma babında birçok üst düzey Fransız yetkili bu yasanın çıkarılmasına karşı, ancak Sarkozy’ye doğrudan karşı çıkamıyorlar. Belki de Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe, Sarkozy’ye karşı koyabilen tek isim oldu. Bu konuda ikisi arasında bir gerginlik yaşandığı görülüyor. Peki bütün bunlar Ermeni katliamının manasız olduğu anlamına gelir mi? Kesinlikle ‘hayır’. Zira herkes katliamın yaşandığında ve 20. yüzyılda insanlığa karşı işlenen ilk suç olduğunda hemfikir. Bu katliamı bir gün tanımaları ise Türk liderlere zarar vermez. Aksine tanımaları onları onurlandırır, tüm dünyada saygınlıklarını yükseltir. Erdoğan az da olsa aşırı tavırlarını hafifletmeli. Katliam yaklaşık 100 sene önce yaşanmışken ve dolayısıyla kendi kuşağının katliamla hiçbir ilişkisi yokken, bunu bir düşünmek gerek. 

Peki ya Süryaniler?
Nobel Edebiyat Ödüllü Türk yazar Orhan Pamuk’un bu katliamı tanıdığı malum. Katliamı tanıdığı için Türk milliyetçiler kendisini tehdit etti. O da ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bu, gerçeğin bedelinin ağır olduğunun kanıtı. Ayrıca onlarca Türk aydın ve gazeteci, internet üzerinden imzaladıkları bildiride katliamı tanıdı. Bu, Türkiye için en büyük onur ve vicdanının uyandığının en büyük kanıtı. Sözlerimi katliamın sadece Ermenileri değil, Süryanileri de vurduğunu ifade ederek bitiriyorum. Süryaniler, tarihin unutulmuşları... Bu katliamda içlerinden yarım milyonun öldürülmesine rağmen hiç kimse onları hatırlamıyor. Bu konuya etkili biçimde vâkıf olmak isteyenler, Suriyeli Süryani yazar Henriette Abudi’nin harika eseri ‘Elveda Mardin’e bir göz atmalı. 

(Londra’da Arapça yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, Fransa’da yaşayan Suriyeli yazar, 24 Aralık 2011)
*Henriette Abudi-’Elveda Mardin’ http://www.arabicbookshop.net/main/details.asp?id=194-255#