'Terör ekonomisi' bir yan ürün

Artık bize, doğal bir afetle karşı karşıyaymışız gibi, 'terörle yaşamaya alışmalısınız' gibisinden öğütler verildiğine göre, bu 'doğal afet'in ne olduğunu anlamak zorundayız.
Haber: SELÇUK SALİH CAYDI / Arşivi

Artık bize, doğal bir afetle karşı karşıyaymışız gibi, 'terörle yaşamaya alışmalısınız' gibisinden öğütler verildiğine göre, bu 'doğal afet'in ne olduğunu anlamak zorundayız. Tarihin en akılcı/teknik medeniyeti olduğunu her fırsatta ifade eden kapitalist sistemin bugün geldiği aşamada medyada, terörizm ve terörizmle savaş konularında argüman niyetine 'Medeniyetler Savaşı', 'İslam terörü' veya 'Yahudi komplosu' gibi modern masalların kullanılması şaşırtıcı. Akılcı olmayan bu argümanlara bakarak, bir şeylerin konuşulmak istenmediğini anlıyoruz.
Üçyüz yıllık kapitalistleşme tarihi ve günümüzdeki globalleşme bize, bu dünyada, ekonomisi ve kültürüyle özgün, sistemden bağımsız bir medeniyetin kalmadığını gösteriyor.
Aynı giyim, aynı müzik
Artık herkes aynı kravatları takıp aynı kot pantolonları giyiyor, aynı pop müziğini, yerel öğelerle süsleyerek dinliyor. Yerel renklere sahip, ama bir tek medeniyetin olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Böyle bir dünyada da medeniyetler savaşı olamaz. Aynı şekilde terör de belli bir millete veya dine mal edilemez. Ayrıca kapitalizm, tek tek kişiler, örgütler ve etnik gruplar (örneğin Yahudiler) tarafından yönetilmesi mümkün olmayan bir sistemdir. Gücü de zaten buradan gelmektedir.
Globalleşmenin başladığı son on beş yıldır sistemde bazı kategorik değişiklikler oldu. Eskiden savaşlar, ulus-devletler arasında yapıldığından, bir anlaşmayla sona eriyordu. Yani birbirinden kesin çizgilerle ayrılan savaş ve barış dönemleri vardı. Günümüzde savaşla barışı artık birbirinden ayıramıyoruz. Ne tam bir savaş var, ne de tam bir barış. İşin kötüsü, savaşı bitirmek için ortada anlaşma yapılabilecek bir örgüt/devlet de yoktur, çünkü global sistemin yapısal bir bozukluğundan kaynaklanmaktadır. Tabii bu, masalcıların bize telkin ettikleri gibi 'terörizm afeti' saçmalığına kuzu kuzu katlanmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Tam tersine. Terörün anlaşılabilmesi için, terörün ekonomi-politiğine bakılması gerek.
Bir ulus-devletin yürüttüğü savaşın ardında onun, halktan topladığı vergilerle finanse ettiği ordusu vardır. Devletin ekonomik gücü tükendi mi savaş da sona erer. Clinton zamanında fazla veren ABD bütçesi, şimdi 600 milyar dolar açık verdiğine göre, demek ki yeni tip 'antiterörist' savaş ekonomisi, silah/güvenlik ve petrol firmalarının yüksek kârlarına rağmen ABD için sürdürülebilir bir şey değildir. Peki 'karşı taraf'ta, yani şu hayalet terör örgütleri cephesinde ekonomik durum nedir?
Soğuk Savaş döneminde ulus-devletlerin desteklediği silahlı sol gruplar, El Kaide gibi fundamentalist şebekeler ve ulusal-kurtuluş örgütleri, globalleşme ile birlikte mafyalaştılar. İş, para, mal ve hizmetlerin akışında ulusal sınırların kalkması anlamına gelen globalleşme ile birlikte, ortaya uluslarötesi firmalar çıktı. Yenilik elbette bundan ibaret değil. Yaşamlarını sürdürmek için kaçakçılıktan uyuşturucu ticaretine kadar her türlü 'işi' yapan eskinin silahlı örgütleri de kabuk değiştirdiler ve onlar da globalleşmeden mali anlamda yararlanmaya başladılar. Onlar da ulus-devletlerin ekonomik kontrolünden kurtuldular.
Karmaşık hareketler
Karmaşık mali transaksiyonlar, borsa ve döviz hareketleri, büyük bankaların kullanılması konusunda çok ustalaştılar. Global ekonominin kendi içine doğru küçülmeye başladığı aşamada örneğin batma korkusuyla fütursuzlaşan bankaları, para aklamak konusunda çok daha kolay ikna edebiliyorlar. Çeşitli finans kuruluşları, bu örgütlerin paralarını, kontrolü mümkün olmayan 'global sıcak para' akımına katıyor ve bu şekilde global ekonominin bir parçası haline getiriyor. Bu iddia, İtalyan ekonomist Loretta Napoleoni tarafından geçen yıl yayımlanan 'Die Ökonomie des Terrors' adlı hacimlı kitapta yer alıyor.
Napoleoni'ye göre, global 'terör ekonomisi'nin cirosu 1.5 trilyon dolar ve bu da, gayrisafi global hasılanın yüzde 5'ine tekabül ediyor, yani İngiliz ekonomisinin iki misli kadar. Yeri yurdu olmayan sıcak paranın bir parçası olarak, para kazanabileceği her yere gidebilen bu para sayesinde örgütler devletlerden bağımsız kalabiliyor. Kısacası terör ekonomisi, global ekonominin yan ürünü.
Teröristlerin ölüm ve intihar barbarlığı anlaşılmaz bir şey görülüyor ve haklı olarak lanetleniyor; ama iklimleri bozacak kadar çok üretip tüketen global sistemin de, böyle devam etmesi halinde ölüm ve intihar demek olduğunu nedense hiç kimse anlamak istemiyor. Kısacası, global sistem ile ona güya karşı görünen intihar komandoları, aynı intihar tribinin bileşkenlerini oluşturuyorlar. Sistem sırf değişmeden sürsün diye 'Teröre alışmalıyız' saçmalığına mahkûm değiliz. Toplum denen şey bizlerden oluşuyor. Ellerimizle bozduğumuz dünyayı ellerimizle düzeltebilir, bu tribe son verebiliriz. Tabii bunun için, globalizmin savaşçı-masalcı türünü yazarlara devredip, barışçı-akılcı türünü benimsememiz gerekiyor.

Selçuk Salih Caydı: Araştırmacı