Terörün panzehiri demokrasi

Terör bir dikkat çekme ve intikam aracı olarak daha yoğun olarak kullanılmaya başlandı. Son zamanlarda terör hem uluslararası alanda hem de ulusal düzlemde tırmanışa geçti.
Haber: MURAT AKSOY / Arşivi

Terör bir dikkat çekme ve intikam aracı olarak daha yoğun olarak kullanılmaya başlandı. Son zamanlarda terör hem uluslararası alanda hem de ulusal düzlemde tırmanışa geçti. Dışarıda son olarak Londra'da ve Mısır'da yüzünü gösteren terör, içeride ise hem sivil hedeflere (Kuşadası, Çeşme) hem de askeri hedeflere yöneldi. Bu iki çakışma birbirinden bağımsız mı, bilmiyoruz ama ben bu iki terörü ayrı ayrı değerlendirerek aralarında bağlantıyı vurgulamaya çalışacağım.
11 Eylül saldırıları, tüm dünya için teröre bakışın ve terörün anlamının yeniden üretildiği bir gelişme oldu. Ancak bu genel bakış ne yazık ki, anlamaya ve çözüm üretmeye değil, dışlamaya ve çözümden ziyade karşıtlığın geliştirildiği bir süreci başlattı. ABD Başkanı Bush'un kişiliğinde kendini ifade eden bu bakış, terörü yaratan nedenlerin ortadan kaldırılması yerine bizatihi sonuç olan terörün yok edilmesi üzerine kuruldu. Afganistan ile başlayan süreç Irak'ta tek taraflı sürdü ve terör
ile mücadele adına Orta Asya ve Ortadoğu'da yeni bir düzen arayışı kendini ifade etti. Ancak bu arayışın dayandığı otoriter zihniyet ne yazık ki, terörü yeniden üretmek ve güçlendirmek dışında bir şey yapamayacaktır.
Kabul etmek gerekir ki, terör bir sonuçtur. Ve teröre yol açan nedenler ortadan kalkmadıkça terör sürekli var olacaktır. Terör dünyada var olan eşitsizlik/farklılaşmanın yol açtığı genel sonuçlarından birisidir. Bu eşitsizlik/farklılaşmayı iki biçimde açıklayabiliriz. Kuzey-Güney eşitsizliği ve Doğu-Batı farklılaşması. Kuzey-Güney arasındaki eşitsizlikte başat olarak ekonomi temelli sonuçlar ortada iken, Doğu-Batı'da bu farklılık daha temelde zihniyet bağlantılı kültürel farklılık olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu eşitsizlik ve farklılık hem ekonomik hem de kültürel bir ötekiliğe yol açmakta ve bunun giderilme yollarından birisi olarak da terör kullanılmaktadır.
BM'ye büyük görev düşüyor
Var olan bu durumun giderilmesi yolunda atılacak adımlar, terörün ortadan kalkması için önemlidir. Ve bu noktada uluslararası ve bölgesel kurumlara önemli roller düşmektedir. Bu rollerden en önemlisi Birleşmiş Milletlere (BM) düşmektedir. Çünkü burada temel meselelerden birisi var olan dünya düzenine eşit olarak katılım ve eşit söz söyleyebilme hakkıdır. Ekonomik ve kültürel olarak farklı olanların her anlamda sürekli olarak dışlandığı bir dünya düzeni sadeve var olan eşitsizlik ve farklılığı besleyecek ve makası daha da açacaktır. Bu yüzden dünyadaki tüm ulus-devletler her düzlemde oluşacak karar süreçlerine katılabilmelidir. Yani dışarıdan dayatılan yerel ve bölgesel projeler yerine o ülkeyi temel alan kalkınma projeleri üretilebilmedir.
Ulusal terör
Uluslararası bağlamda yaşanan sorun benzer ölçekte ulusal düzeyde yaşanmaktadır.
Özellikle uluslararası bağlamda dile getirdiğimiz Doğu-Batı ve Kuzey-Güney farklılaşması ve eşitsizliği ülkemizde de bağlamı farklı olsa da söz konusudur. Cumhuriyet'in ilk yılları ile başlayan süreç öncelikli olarak vatandaşlık ve kimlik düzleminde bir ikincilleştirme yaratmış ve süreç bunu ekonomik olarak beslemiştir. Bu yüzden Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu'su hem ekonomik hem de kültürel bağlamda bir eşitsizlik ile karşı karşıyadır.
Ve 1980'lerin ortasında başlayan terör bu verili eşitsizlik durumuna itiraz ve eşit olma talebinin silahla gerçekleşebileceğine olan
inancın ortaya çıkmasıdır. Yani terör bir sonuçtur. Ve bugün Kürt sorunu olarak karşımıza çıkan verili durumu terör, ulusal ve uluslararası düzleme taşımıştır. Terörün bu şekilde hayat bulması her zaman bu kesimler içinde olan farklı görüş ve düşünceleri de homojenize etmekte ve kendi içlerinde farklı olanlara karşı da terör uygulamaktan kaçınmamaktadırlar. Hikmet Fidan bunun bir örneğidir. Bu yüzden sorunun asayiş sorunu olarak algılanması ve ortadan kaldırılması ancak içinde insanı ve bölgeyi referans alan bir yerel kalkınma projesi ile mümkün olabilir.
Nasıl dünya düzleminde çözüm için katılımcı bir model önemli bir araçsa, ulusal düzlemde de aynı model geçerlidir. Tüm vatandaşların eşit ama farklı olduklarının kabulü ile başlayacak bir süreç işlemelidir. Bugün genel seçimlerde uygulanan yüzde 10'luk ülke barajı, bu katılım önünde en önemli engeldir.
Demokratlık olarak kabul ettiğimiz, katılımı, yerelliği, ikna süreçlerini, mütevazı olmayı temel alan zihniyet, uluslararası düzlemde tüm tarafların bir araya geleceği, ulusal düzeyde ise tüm bireylerin bir araya geleceği, konuşacağı ve sonuçta kimsenin istediği değil ama herkesin üzerinde uzlaştığı kararların ortaya çıkarıldığı bir süreci işaret eder. Bu sadece sağlık bir toplum değil barışçı bir dünya için de önemli bir referans olacaktır.
Murat Aksoy: Araştırmacı yazar