Terörün yarattığı zaaf

Analitik (normatif karşıtı olarak) bir demokrasi teorisinden yoksunluk Türkiyenin iç ve dış ilişkilerinde (özellikle Avrupa Birliği ile) en önemli sorunlarından biri. İçeride uzun demokrasi tecrübesine rağmen Türkiye henüz kalıcı biçimde yönetebilir bir demokrasi geliştiremedi.
Haber: AHMET ERDOĞAN / Arşivi

Analitik (normatif karşıtı olarak) bir demokrasi teorisinden yoksunluk Türkiyenin iç ve dış ilişkilerinde (özellikle Avrupa Birliği ile) en önemli sorunlarından biri. İçeride uzun demokrasi tecrübesine rağmen Türkiye henüz kalıcı biçimde yönetebilir bir demokrasi geliştiremedi. Dışarıda Avrupalılar Türkiye'de demokratikleşme hakkında bilinen tek bir bilimsel çalışma yapmadıkları ve PKK'ya geniş destek vererek Türkiye'de demokratikleşmeyi engelledikleri halde, hem Türkiye'ye karşı demokrasi eleştirisi yaparlar hem de Türkiye'de demokrasi adına ne varsa Avrupa Birliği'nin baskısı sayesinde var olduğuna din gibi inanırlar.
Bu durum, Avrupalıların kendilerini Türklerden üstün görmenin ve Türkleri aşağılamanın ideolojik/moral temellerinden biridir.
Paylaşılan inanç
Türkiyenin 'liberal aydınlar'ı dahil 'eleştirel' akımları da yine bu konuda bilinen hiçbir bilimsel çalışmaları olmadığı halde bu inancı paylaşırlar.
Bunda demokrasi ve demokratikleşme hakkındaki normatif anlayışların rolü büyük. İlginçtir, Avrupalıların Türkiye algılaması da bu guruplar üzerinden oluyor. Çünkü bu guruplar oryantalist Avrupa'nın duymak istediklerini söylüyor. Oryantalist tezleri doğrulamayan hele yanlışlayan olguları Avrupalılar zorlanmadıkça ne algılar, ne görür, ne duyar ne kabul eder.
Demokrasi tanımı
Schumpeter'den beri (Capitalism, Socialism, and Democracy, 1943) demokrasinin prosedürel (procedure) tanımı genel kabul görüyor. Buna göre demokrasi politik karar alma süreçlerine ilişkin bir yönetim biçimi. Dolayısıyla demokrasi, politik rekabet, politik katılım, ve sivil ve politik bireysel haklar temelinde tanımlanır.
Demokraside halk genel, serbest ve hür seçimle iktidarı değiştirebilir. Burada adaylar ve partiler hür ortamda vatandaşlarn desteğini kazanabilmek için yarışır. Bu rekabeti ve katılımı mümkün kalabilmek için vatandaşların sivil ve politik haklara sahip olması gerekir, mesela düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü gibi... Bu hakların hiyerarşik bir önem derecesi yok. Mutlak da değiller. Koşullara göre daralabilir ve genişleyebilirler.
Reel demokrasiler bu artılara uyma derecesine göre farklılık gösterir ve elbette iyileşebilirler, ama yine artılara göre kötüleşebilirler de.
Devletin tutumu
Demokratikleşme ise bir ülkede hem sayılan demokratik kurumların oluşturulmasını (transition) hem de konsolidasyonunu, yani toplumsal ve politik aktörlerin bu kurumları benimsemesini, iktidar ve hak mücadelesini bu kurumlar ve kurallar çerçevesinde yapmasını ve buna göre davranmasını, dolayısıyla demokrasiye bir tehdidin olmamasını ifade eder.
Bu nedenle de demokrasinin kaderi, çoğu zaman varsayıldığı gibi sadece devletin tutumuna değil, fakat aynı zamanda toplumdaki çeşitli grupların (önderliklerinin) tutumuna da sıkı sıkıya bağlıdır.
Barışçıl çerçeve
Demokrasinin yukarıda sayılan kurumlarının çalışabilmesi barışçıl ve güvenlikli bir çevreyi varsayar. Modern demokrasiler ulusal devlet üzerinde örgütlenmiştir. Dolayısıyla demokrasinin olmazsa olmaz koşulu ulusal devlet iktidarının konsolidasyonu ve ulusal güvenliktir. Konsolidasyonun sorunlu olduğu ya da güvenliğin tehdit edildiği tüm yer ve zamanlarda demokrasilerin sorunlu olduğunu görüyoruz.
Demokrasi hakların, dolayısıyla iktidarın, devletten vatandaşa devrini öngörürken, terörle mücadele bunun tam tersini gerektirir. Demokrasiler, terörle mücadele edebilecek yeterli demokratik araçlara sahip değiller. Bu nedenle antidemokratik araçlar kullanmak zorunda kalıyorlar.
Bir kural olarak bir ülkedeki yönetim ne denli kaliteli ise antidemokratik araçalara o denli az ihtiyaç duyar. Pratikte terör ne denli şiddetli ise devlete o ölçüde antidemokratikleşiyor.
Hiçbir hukuksal normla kendisini sınırlamayan ve asimetrik bir savaş yürüten terör örgütlerine karşı, kendisini demokratik hukuksal normlarla sınırlamış kurumların etkili mücadele edebilmesinde güçlükler var. Hükümet siyasi irade gösteremez ve zamanında gerekli/ etkili önlemler alamazsa güvenlik ve yönetim boşluğu doğar. Ve bu boşluk dünyanın her yerinde 'zinde güçler' tarafından bir biçimde doldurulur. Derin devleti ortaya çıkaran ana mekanizma budur.
Eleştirel sığlık
Bu nedenle liberal aydınlarımızın demokrasinin sorunlarını derin devlet ve Kemalizme indirgeyen eleştirileri sığ ve açıklayıcı değil. Derin devleti suçlamak bir şeydir. Ama asıl sorun onu açıklamak ve oluşumunu önleyebilecek mekanizmalar geliştirebilmektir. Bu açıdan bakıldığında ülkemizde demokrasinin ana sorunu derin devlet veya ordunun gücünden çok sivil politik kurumların (özellikle politik partiler ve politik liderlikler) güçsüzlüğü ve ülkeyi yönetme kapasitesinin cılızlığıdır. Bir de sivil toplumun görece zayıflığı ve bazı grupların şiddete tapınması.
Vatandaşlarının özgür, müreffeh ve mutlu yaşaması Türkiyenin temel hedefidir. Bu amaçla bu topraklarda demokrasinin kökleşmesi ve Türkiyenin başarısı için terörün bertaraf edilmesi şart. Yeniden hortlatılan PKK terörüne karşı normatif yaklaşımlarla demokrasiyi koruyabilmek mümkün değil. Konuya AB ne der diye yaklaşmak ise tek kelimeyle şapşallık.Gencecik insanların canı üzerinden politika yapmak ise bayağılık. Devletin ve toplumun terörü elimine etmeye yönelik örgütlenmesi zorunlu. Bu çok boyutlu bir iş. Bu yazı demokrasi açısından yönetim boyutuyla sınırlı.
Hak ve özgürlükler
Bu, terörle mücadeleyle görevli birimlerin gereken her türlü yetki, eğitim, örgütlenme ve araç-gereçle donatılmasını gerektirir. Bunun ise demokrasi açısından ciddi sonuçları var.
Birincisi, devletin birimlerini terörle mücadelede etkili kılabilmek vatandaşın kimi hak ve özgürlüklerinin kısıtlanma-sını gerektirebilir. Bu, demokraside devletin yetkileriyle vatandaşın hakları arasındaki dengenin devlet lehine değişmesi, yani özgürlükle güvenlik arasındaki dengede ağırlığın güvenliğe kayması demek. Çünkü güvenlik olmadan özgürlük olamaz. Burada kastedilen genel bireysel hak ve özgürlüklerdir. Etnik ya da dinsel temelli hak kısıtlamaları ve ayrımcılık asla kabul edilemez. Mesela Kürt kökenli vatandaşların kimlik ve kültürel haklarının kısıtlanması düşünülemez.
İkincisi, devlet içinde seçilmemiş organların yani güvenlik birimlerinin seçilmişlere nazaran gücünün ve göreli özerkliğinin artması ve bu seçilmemiş organlar üzerinde toplumun yani seçilmiş organların denetim ve kontrol imkânlarının zayıflaması.
Buna bir de doğası gereği her kurumun kendi yetki alanını genişletmeye, gücünü artırmaya çalışması ve hükümetin başarısının terörle mücadeledeki başarıya bağlı hale gelmesini eklerseniz, nasıl dev bir antidemokratik işleyiş mekanizması ile karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılır.
Sürecin yönetimi
Bu süreç bilinçle ve ustalıkla örgütlenemez ve yönetilemezse giderek daha anti-demokratik bir devlet doğurarak ilerler. Üstelik zamanla antidemokratik yapılar kurumlaşır. Demokrasinin bozulan dengesinin yeniden kurulması ancak terör bertaraf edildikten sonra yeni bir demokratikleşme mücadelesiyle mümkün olabilir. Türkiye'nin yakın tarihi bunun kantlarıyla dolu.
Hem terörle mücadele edebilecek bir örgütlenmeye gitmek hem de demokrasiye verilecek zararı minimalize edecek yollar üzerinde daha fazla düşünmeye ihtiyaç var. Güvenlik birimlerine verilen yetkilerin amaçla
uyumlu ve orantılı olması şart. Hem yetkiyi devredenlerin hem de devir
alanların bunun demokratik çerçevede ve demokrasiyi korumak için yapıldığının bilinciyle hareket etmesi de önemli. Güvenlik birimlerinin insan haklarını tümüyle özümlemiş olarak bu yetkileri amaca uygun biçimde kullanması zorunlu. Ama bunlar yeterli değil. Demokrasinin temel prensibi olan kontrol mekanizmalarının kurulması da şart. Bu yetkilerin kullanılması mümkün olduğunca önceden, yoksa sonradan bağımsız yargı tarafından bir biçimde denetlenmeli; ne ölçüde amaca uygun kullanıldığı, nerede hangi aşırılıkların olup olmadığı kontrol edilebilmeli. Böyle bir kontrol mekanizması terörle mücadele eden kurumların da kendilerini yetkinleştirmelerini sağlayacak, masum vatandaşı devletin aşırılıklarına karşı koruyacak, terörün içeride ve dışarıda izole edilmesine yardımcı olacaktır.
Terörün elimine edilmesinde dış desteğinin kesilmesi de hayati. Uluslararası ilişkiler bir ülkenin güvenliğini mesela teröre destek vererek tehdit ederse, o ülkede demokrasiyi köstekler. Avrupa'daki desteği olmadan PKK'nın zor ayakta kalacağı biliniyor. Bombaları nedeniyle El-Kaide terörist olarak lanetlenirken, yine bombaları nedeniyle PKK 'tebessümle' karşılanıyor. Ama Türkiye artık geçmişteki Türkiye değil. Geniş imkânlara ve etkili karşı silahlara sahip. Yeter ki bazı kafalar ve ruhlar kendilerini Avrupa kompleksinden kurtarsın. Bu bağlamda 'AB'nin güç politikasına karşı ne yapmalı' sorusu ise başka bir yazının konusu.
Ahmet Erdoğan: Siyaset bilimci; Amsterdam, Hollanda