Teşvik sistemi dengesiz

AKP hükümeti, 2004 yılının şubat ayında teşvik kanunu çıkararak, kişi başına yıllık geliri 1500 dolar ve altında olan 36 ile yapılacak yatırımlara ilave teşvikler verdi.
Haber: SÜLEYMAN YAŞAR / Arşivi

AKP hükümeti, 2004 yılının şubat ayında teşvik kanunu çıkararak, kişi başına yıllık geliri 1500 dolar ve altında olan 36 ile yapılacak yatırımlara ilave teşvikler verdi. Teşvikin ölçüsü eleme sınavı türünden kesin bir rakamsal sınır olunca, teşvik almayan iller hükümeti tehdit etti. Teşvik alamayan illerde gelecek seçimi kazanmanın mümkün olmadığını gören hükümet de, teşvik ölçüsünü değiştirdi. Bu sefer il sayısının 36'dan 49'a çıkması planlandı. Fakat tam bu sırada IMF ortaya çıkıp bu düzenlemenin yapılacak yeni stand-by için engel olacağını söyledi.
Uluslararası Para Fonu IMF'nin ilave 13 ile teşvik verilmesine karşı çıkmasının nedeni bütçe gelirlerinin azalacağı ve bu nedenle mali disiplinin ortadan kalkacağı yönündeki kaygısı idi.
Ne var ki, IMF'nin teşvik alacak il sayısını 36'dan 49'a çıkaran yeni yasaya karşı çıkışı anlamsız. Niye anlamsız? Daha önce teşviklerden yararlandırılan 36 ile ilave edilen 13 ilin gelişmişlik yönünden 36 ilden pek bir farkı yok. Çünkü, bu iller gerek dünya, gerekse Avrupa Birliği ölçüleri çerçevesinde zaten devlet yardımı yapılması gereken bölgeler.
Tüm Türkiye muhtaç!
Hatta Avrupa Birliği'nin kıstaslarına bakılınca, Türkiye'nin bütün illerinin yardıma muhtaç olduğu görülür. Çünkü 81 ilimizin fert başına geliri de Avrupa Birliği fert başına gelir ortalamasının yüzde 75'i olan 18 bin dolara ulaşamıyor. Dolayısıyla tüm illerimiz, Avrupa Birliği'nin az gelişmiş yöreler için koyduğu devlet yardımı sınırının altında bulunuyor. Bu nedenle de IMF'nin teşvikli il sayısının artışına gösterdiği tepki somut bir ölçüye dayanmıyor.
IMF'nin teşviklere itirazını anlamsızlaştıran bir diğer neden ise, teşviklerin bölgelere dağılımı. Türkiye'de devletin verdiği teşviklerin yüzde 37'sini Marmara, yüzde 16'sını Ege, yüzde 11'ini Akdeniz Bölgesi
alıyor. Üç bölgenin aldığı teşvik toplamı, ülkede dağıtılan tüm teşviklerin yüzde 64'üne ulaşıyor. Kalan bölgeler, İç Anadolu yüzde 18, Karadeniz yüzde 8, Güneydoğu yüzde 6 ve Doğu Anadolu yüzde 4 olmak üzere toplam teşviklerin yüzde 36'sını alıyor. Teşvik alacak 49 ilden birkaçı hariç, hemen tamamı zaten bu yüzde 36'lık bölümün içerisinde bulunuyor. Dolayısıyla IMF'nin karşı çıktığı bu ilave 13 ilin teşvik alması, sosyal adaletin bir gereği oluyor.
Neler verilecek?
Peki, toplam 49 ile yeni yatırım yapana teşvik olarak neler verilecek?
Bunları sıralarsak: 'Kullanılan enerji fiyatlarında indirim, sigorta işveren payının devlet tarafından ödenmesi, yatırımlara bedelsiz arsa ve arazi temini, ücretlerde gelir vergisi stopajı indirimi.'
Yatırımlarda istihdamın teşvikine ilişkin 5084 sayılı yasasının ilk yılı olan 2004'te 36 ilin devlete getirdiği yük ise sadece 300 milyon YTL.
Bu rakamın, Türkiye'nin ne verildiği bir türlü hesaplanamayan genel teşvik sistemi içindeki payı oldukça düşük. Kaldı ki, bu illere yapılacak yeni yatırımların sağlayacağı sosyal fayda ve kayıtlı istihdamı artırması yönüyle de yeni teşvik yasası üzerinde tartışılmaması gereken bir yasa. Bu yasanın derhal çıkarılıp yürürlüğe konulması gerekir.
Temel konu
Aslında IMF'nin üzerinde durması gereken, ilave 13 ile verilecek yeni yatırım teşvikleri değil, Türkiye'nin genel teşvik sistemidir. Türkiye'de halen tam 13 devlet kuruluşu yatırımlara teşvik veriyor. Bu 13 devlet kuruluşunun ne kadar teşvik verdiği de bilinmiyor. Çünkü, Maliye Bakanlığı teşvik alan şirketlerin yatırım indirimi nedeniyle yararlandıkları toplam 'vergilerin tutarını' hesap edip çıkaramıyor.
Diğer yandan Gümrük Müsteşarlığı da, yatırım teşviki almış kuruluşların ithal ettiği malların 'gümrük vergisi' istisnasına isabet eden kısmının hesabını ortaya koyamıyor. Hazine Müsteşarlığı ise verdiği teşvik belgelerinin sonucunu yıllık olarak takip edemiyor. Çünkü, teşvik belgesi alan yatırımcının bilgi verme zorunluluğu yok.
Hazine Müsteşarlığı, ancak üç veya dört yıl sonra teşvik belgesi kapatılırken, yatırımın yapılıp yapılmadığının farkına varıyor. Yatırım teşviki veren ve en sıkı denetim yapan üç büyük devlet kuruluşunun durumu bu. Geriye kalan diğer 10 devlet kuruluşunun halini ise siz düşünün. Çünkü, Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan Tarım Bakanlığı'na, Enerji Bakanlığı'ndan Ziraat Bankası'na kadar tam 13 kuruluş yatırım teşvikleri dağıtıyor.
Asıl amaç
Türkiye'de teşviklerin amacı bölgelerarası dengesizlikleri gidermek, istihdam yaratmak ve uluslararası rekabeti artırmaktır. Yatırımlarla ilgili ilk teşvik yasası 1913'te Osmanlı döneminde çıkarılmış geçici bir yasa. Bu geçici yasa1927'ye kadar uygulandı.
Bazı değişikliklerle, 1927 yılında aynı yasa Cumhuriyet döneminin sanayi yatırımlarını teşvik için Teşvik-i Sanayi Yasası adı altında yürürlüğe kondu.
Daha sonra çeşitli dönemlerde değiştirilen bu yasa geniş bir teşvik tedbirleri paketine dönüştürüldü. Fakat teşvik uygulamalarının ilk hedefi olan bölgeler arası dengesizlikler 1913'ten beri giderilemedi.
Nihayet, en son 2002 yılında teşvikler 'devlet yardımları' adı altında yeniden düzenlendi. Devlet geçmişte olduğu gibi birkaç küçük değişiklikle; yatırımları, ihracatı, bölgesel kalkınmayı, teknolojik gelişmeyi, teknik müşavirlik ve yurtdışı müteahhitlik işlemlerini, kültür yatırımlarını ve girişimlerini destekledi.
Denetim birimi yok
Devlet bugün yatırımlara teşvik olarak; yatırım indirimi, gümrük vergisi istisnası, katma değer vergisi istisnası, vergi, resim, harç istisnası ve kredi veriyor.
Verilen söz konusu yardımlar 13 ayrı kuruluş tarafından yürütüldüğü için, bu 13 kuruluşun yardımlarını izleyen ve denetleyen bir birim bulunmuyor.
Devlet yaptığı yardımların ne kadar olduğunu zamanında çıkaramadığı ve doğru olarak bilemediği için de yatırımların sonuçlarını da değerlendiremiyor. Oysa, piyasaların verimli çalışabilmesi için devlet yardımlarının şeffaf ve kontrol edilebilir olması gerekiyor.
İlerleme Raporu
Avrupa Birliği'nin 2004 yılı İlerleme Raporunda, "Türkiye, AB devlet yardımları kuralları ile tutarlı bir devlet yardımları izleme mevzuatını kabul etmeli ve işlevsel olarak bağımsız bir devlet yardımları izleme otoritesini kurmalıdır" deniliyor. Aslında AB bir birimin kurulması için IMF'ye de yol gösteriyor.
IMF, önce bu yardımların sonuçlarını değerlendirecek ve şeffaflığı sağlayacak tedbirleri önermeli. Yoksa karşı çıkılacak çok büyük miktarda anlamsız milyarlarca dolarlık devlet yardımı varken, çok küçük miktarda yatırım desteği alacak ilave 13 ile karşı çıkmak pek anlaşılır değil. Altı yıldır Türkiye ekonomisine 'performans kriteri' koyan IMF'nin, 'bağımsız devlet yardımları izleme otoritesini' yıllardır önermemiş olması garip değil mi?
Süleyman Yaşar: Eski Başbakanlık Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanvekili