Türk yargısıyla nereye?

Türkiye'de son birkaç gündür infial yaratan ifade özgürlüğüne dair mücadeleyi ilericilerin mi yoksa gericilerin mi kazanacağını henüz kimse bilmiyor.
Haber: Vincent Boland / Arşivi

Türkiye'de son birkaç gündür infial yaratan ifade özgürlüğüne dair mücadeleyi ilericilerin mi yoksa gericilerin mi kazanacağını henüz kimse bilmiyor. Ancak bir şey açıkça ortada: reformların damgasını vurduğu yıllara rağmen, ülkenin yargı sistemi çatlaklarla dolu. Gözlemcilere bakılırsa bunun sonucu, insanların yargıçlara, savcılara ve polise inancını zedeleyen keyfi bir yargı.
Türkiye, AB'ye üyelik çabası çerçevesinde değişimler geçirse de, devletin haklarını bireyin haklarının üzerine koyan bir adalet sistemini hâlâ sürdürüyor. Son yaşananlar, geçen yıl faşist döneme ait ceza yasasında yapılan ve sistemi daha adil, daha az cezalandırıcı kılacağı düşünülen reformların işlemediğini ortaya koyuyor.
Geçen hafta bir mahkeme, Osmanlı İmparatorluğu 90 yıl önce çökerken Ermenilere karşı girişilen kitlesel katliamları tartışacak akademik bir konferansı yasakladı. Konferans, hafta sonu başka bir yerde, sıkı polis koruması ve küçük grupların protesto gösterileri eşliğinde yapılabildi. Birkaç hafta öncesinde de Türkiye'nin en ünlü yazarı Orhan Pamuk, Türkiye'nin Ermenilerin çektiği acıları reddetmesine dair açıklamaları nedeniyle vatana ihanetle suçlandı.
Bu iki olay da, on yıllarca süren ve otoriter bir anayasayla desteklenen milliyetçi ideolojiye batmış hukuk ve adalet sisteminin, reformcu bir hükümetin en iyi niyetlerine ihanet edebileceğini gösteriyor. AB ile resmi üyelik müzakerelerinin başlamasına günler kala yargı kurumları, Türkiye'nin demokratik açılımlarına arka çıkmak yönünde pek az şey yaptı. Konferansı susturma girişimi, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan ve Avrupa'nın en kalabalık Ermeni diasporasına sahip olan Fransa tarafından bir kenara yazılacaktır. Avrupa Parlamentosu'ndan Joost Lagendijk, konferansın yasaklanmasının yeni ceza yasasının yetersizliğini gösterdiğini belirtiyor. Bazı hukuk uzmanları, mahkemenin böyle bir davayı görme yetkisi olmadığını iddia ediyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi'ndeki İnsan Hakları Hukuku Araştırma Merkezi'nin direktörü Turgut Tarhanlı, yasak talimatını veren yargıcın konferansı örgütleyenlere savunma hakkı tanımadığını ve bunun da açıkça anayasaya aykırı olduğunu söylüyor. "Bunun Türk adalet sistemini temsil etmeyen münferit bir dava olduğunu umuyorum, ama çok da emin değilim" diyor Tarhanlı ve şöyle devam ediyor: "Adalet sistemi Türkiye'de bir tabudur ve kimse onu asla sorgulamaz. Fakat yargıçlara, günlük mesailerinde anayasa ilkelerini hesaba katıp katmadıklarını sormamız lazım."
Sorun anayasada mı?
Sorunun bizzat anayasa olduğuna inananlar da var. 1980 askeri darbesinden sonra yürürlüğe giren bir anayasa bu ve o günden bu yana birçok revizyondan geçti. Fakat görünen o ki anayasanın yazıldığı bağlam (Türkiye'nin kendisini, ülkeyi parçalamayı hedefleyen düşmanlarla kuşatılmış gördüğü bir dönemdi bu), yorumlanma biçimini hâlâ etkiliyor.
Sabancı Holding yönetim kurulu başkanı ve Türkiye'nin önde gelen işkadınlarından Güler Sabancı, anayasanın 'kötü dikilmiş bir gömleğe' benzediğini belirtiyor: "Olağanüstü (darbe sonrası) koşullarda giydiğimiz bir gömlekti bu ve şimdi bize dar geliyor.
21. yüzyılda Türkiye için tekrar dikilmesi gerekiyor." Güler Sabancı, reform karşıtlarının, çabaları ya da ekonomiyle ilgili önlemler açısından da kendilerine neredeyse kafalarına göre müdahale etme imkânı tanıyan 'hukuki boşluklar' bulabildiklerini vurguluyor.
Sabancı ve diğerlerine göre, bu tartışmanın bir etkisi, hükümeti, ceza hukukundaki ifade özgürlüğü düzenlemelerini güçlendirme, muhalif ve tartışmalı fikirlere yönelik hoşgörü için daha kapsamlı bir kampanya başlatma konularında daha ileri adımlar atmaya sevk etmesi olabilir.
Erdoğan, mahkeme kararına çabuk ve net tepki göstermesiyle akademisyenlerden övgü topladı. Fakat bazıları da Erdoğan'ın, bakanlarından biri, akademisyenlerin mayıs ayındaki ilk girişimini, onları vatan hainliğiyle suçlayıp sekteye uğrattığında, açıkça kayıtsız bir tavır sergilediğine de dikkat çekiyor. (26 Eylül 2005)