Türkiye, Avrupa Birliği'ne katılacak mı?

Avrupalılar ciddi bir kimlik bunalımı yaşıyor. Kabileye kimin ait olup olmadığını bilmiyorlar.
Haber: CARLOS ALBERTO MONTANER / Arşivi

Avrupalılar ciddi bir kimlik bunalımı yaşıyor. Kabileye kimin ait olup olmadığını bilmiyorlar. Türkler Avrupalı mı? Arnavutlar ve Boşnaklar (ki kültürlerini Türkler biçimlendirmiştir) Avrupalı mı? Avrupalılar böylesine yayılmış bir kabilenin coğrafi sınırlarının ne olduğunu bile bilmiyor. Rusya Avrupa'nın parçası mı? Bir Avrupa kimliği var mı, yoksa ardında bildik küçük ve savaşçı kabileleri (Fransızlar, Almanlar, İberler, İtalyanlar ve diğerleri) gizleyen hoş, şiirsel bir ehliyetten mi ibaret?
Bunlar yabana atılır sorular değil. Türkiye ısrarla Avrupa'nın kapısını çalıyor. Türkiye 70 milyonluk nüfusunu, Britanya'nın üç katı yüzölçümünü ve İslam dinini beraberinde getiriyor. 17. asırda Türk birlikleri Viyana'yı kuşattığında Batı Avrupa hop oturup hop kalkmıştı. O dönemde Türkler yollarına devam edip Avrupa'yı fethetmeye epey yaklaşmıştı.
Bugün Avrupa yine hop oturup hop kalkıyor, zira Türkler, dikkat çekici bir ilerleme kaydederek AB'ye sorunsuz bir şekilde girmenin yolunu döşüyor. Her ne kadar mükemmel olmasa da, Türkiye çoğulcu parlamenter sistemle yönetilen, özgür basına sahip bir ülke. Türk liderlerin geleneksel sertliği (bilhassa Ermeniler ve Kürtler konusunda), gün geçtikçe yumuşak bir hal alıyor ve İslam fanatiklik düzeyine gelmiyor. Dahası Türkiye 1952'den beri NATO üyesi ve güney sınırı Soğuk Savaş boyunca Akdeniz'i savunan bir nitelik taşıdı. Eğer Türkler Kore'de savaşıp NATO'ya üye olacak kadar iyiyse, niye AB'ye katılacak kadar iyi olmasınlar?
Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanların birçok gerekçesi var. Nüfus yoğunluğu Türklere AB parlamentosunda ve diğer kurumlarda, İngilizlerden, Fransızlardan veya İtalyanlardan çok daha fazla söz hakkı sağlayacak. Bazıları göçmen akınından da korkuyor. Böylesine bir akının, gelecekte Fransa'dakine benzer patlamaların önünü açabileceğinden dem vuruyorlar. Ancak bu argümanların ahlaki veya hukuki temeli yok. 1993'te Danimarka'da bir araya gelen AB temsilcileri, federasyona katılmak isteyen ülkelerin yerine getirmesi gereken kriterleri belirledi. Kopenhag Kriterleri, hukukun üstünlüğünü, çoğulcu bir demokrasiyi, bir piyasa ekonomisini ve insan haklarına saygıyı kapsıyor.
'Başarıdan ölmek'
Yüzölçümü, nüfus, zenginlik veya din konusunda hiçbir şey söylenmiyor bu kriterlerde. Avrupa zengin Hollanda monarşisini ve daha geri durumdaki Yunanistan'ı barındırıyor pekâlâ. 90 milyonluk Almanya'yı ve minik bir ülke olan Lüksemburg'u bir arada barındırabiliyor. Türkiye AB kriterlerinin hepsini yerine getiriyor. Peki demokrasisini istikrara kavuşturan bir Ukrayna karşısında ne yapılacak? Ve günün birinde Rusyada Brüksel'in kapısını çaldığında ne olacak? Avrupa, Tolstoy'un, Dostoyevski'nin, Stravinsky'nin ve Nabokov'un da toprağı değil mi? Çarlar Rusya'yı kurtarmaya çalışırken, ülkeyi Fransa'nın bir karikatürüne dönüştürmüştü. Bazı liderlerin gelecekte de aynı şeyi yapması ihtimalini göz ardı edemeyiz. Avrupa öyle bir durumda ne yapacağını bilemeyecektir. 'Başarıdan ölmek' ifadesi, bazen bir paradokstan fazla bir şey olabilir. (www.realclearpolitics. com sitesinin yazarı, 20 Aralık 2005)