Türkiye karşıtları için iyi bir koz

Eskiden Türk yazar ve aydınlar için, hayatında bir kez cezaevine girmiş olmak bir şerefti. Ancak Orhan Pamuk, cezaevine girmek zorunda kalmayan bir yazar olarak tarihe geçmek istiyor.
Haber: SABINE VOGEL / Arşivi

Eskiden Türk yazar ve aydınlar için, hayatında bir kez cezaevine girmiş olmak bir şerefti. Ancak Orhan Pamuk, cezaevine girmek zorunda kalmayan bir yazar olarak tarihe geçmek istiyor. 'Yuvayı kirleten' ve 'halkı tahrik' edene karşı başlatılan kampanyanın nedeni, Pamuk'un 6 Şubat'ta Zürich'te Tagesanzeiger gazetesinin magazin ekine yaptığı "bu topraklarda bir milyon Ermeni ve 30 bin Kürt öldürüldü" şeklindeki açıklamasıydı. Hiçkimsenin Türk hükümet temsilcileri tarafından ikaz edilmeksizin bu konuda konuşmasına izin verilmiyor. Bunun için, bu yılın şubat ayında yaşanan, Türkiye'nin baskısı üzerine Ermeni katliamıyla ilgili bölümün Brandenburg'da tarih dersi müfredatından ani bir kararla çıkarılmasını hatırlamak yeter.
23 Ekim'de Frankfurter Paul Kilisesi'ndeki ödül töreni vesilesiyle yaptığı konuşmasında, Avrupa roman sanatını sahiplenen yazar, aynı zamanda da ısrarla AB'ye üyelik için müzakerelerin başlatılması çağrısında bulunmuştu. Ancak bunun öncesinde, Pamuk'un CNN-Türk'te, 'jenosit' kavramını kullanmadığı, zira 'jenosit'in sistemli olmayı gerektirdiği şeklindeki açıklaması, Türk aydınlar arasında tuhaf karşılandı. Pamuk bu mülakat sırasında, o dönemde çok sayıda Müslüman askerin de şehit olduğunu söyledi. Bu, acaba milliyetçilerden korktuğu için atılan bir geri adım mıydı?
Ancak, ödül töreninden bir gün sonra Pamuk, Die Welt gazetesindeki mülakatıyla kendini yeniden bir tahrik olayının içinde buldu: Demokratikleşmenin önündeki engelin -Türk İslamcılarından ziyade- Türk ordusu olduğunu söyledi. Bu, Pamuk hakkında, 23 Aralık'ta görülmesi öngörülen ikinci davanın açılmasına neden oldu. Şubat ayında verdiği ilk mülakatta kullandığı ifadelerinin duyulmasından sonra, Türk medyasında Pamuk'a karşı bir kışkırtma kampanyası başlatıldı. Başyazarlar 'onu susturmanın zamanı geldiği' görüşündeydiler ve Pamuk ölüm tehditleri aldı. Bunun üzerine Pamuk bir süre tüm randevularını iptal etti. Hatta bir ilçe kaymakamı, 'dayanaksız iftiralara karşı savunma amacıyla' Pamuk'un kitaplarını yaktırmaya karar verdi, ancak devlet kütüphanesinin raflarında yazarın tek kitabı bile yoktu.
Tüm bunlar Pamuk'un son romanı 'Kar'da işlediği, Türkiye'nin kuzeydoğusunda karlar altındaki bir kenti huzursuz eden, farklı ideolojilerin çatışmasını andırıyor. Türk devlet hukukunun ne denli ciddi olduğunu ise, günümüzde yaşanan olaylar gösteriyor. Pamuk'un bugün çıkmak zorunda kalacağı mahkemede, ekim ayında, Ermeni gazetesi Agos'un Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink altı ay tecilli hapis cezasına mahkûm edildi. Dink, bir makalesinde, Ermeni cemaatine Türklükten arınmaları çağrısında bulunmuştu. Dink'in hüküm giymesinin ardından, onun suç olarak görülen makalesinin tamamını yayımlayan Radikal gazetesi hakkında ise herhangi bir işlem yapılmadı.
Aydınlara gözdağı
Devleti eleştiren aydınlara gözdağı vermek amacıyla, 'düşünce suçundan' mahkemece takibata uğratılmalarının, Kemal Atatürk döneminden beri Türk ulus-devletinde de sürdürülen uzun bir geleneği var. Şair Nâzım Hikmet, 1926 yılında bir şiir yüzünden 15 yıl zorunlu çalışma hapsine mahkûm edilerek, Moskova'ya sürgüne gönderilmiş, ülkeye döndükten sonra da 1938-1950 yılları arasında hapis yatmıştı. 1997'de Alman Kitapçılar Birliği'nin Barış Ödülü'nü alan ilk Türk olan Yaşar Kemal ise, Kürtlerin durumuna ilişkin ifadeleri nedeniyle düzenli olarak mahkemeye çıkarıldı. Yaşar Kemal, Spiegel'de yayımlanan bir makalesi nedeniyle, 1995'te 20 ay tecilli hapse mahkûm edildi. Pamuk bugün de 'düşünce suçu' konusunda yalnız değil. Uluslararası Yazarlar Birliği PEN'in yaptığı bir sayıma göre, şu an 60 Türk yazar, yayıncı, gazeteci bu suçlamaya maruz kalmış durumda. Beş gazeteci, mayıs ayında yapılması planlanmış olan Ermeni konferan-sının yerinin değiştirilmesini eleştirdikleri için mahkeme önünde hesap verecekler.
AB yetkilileri bu davayı, aday ülke Türkiye'deki düşünce özgürlüğü için bir sınav olarak değerlendiriyor. Ancak, Orhan Pamuk davasının ılımlı Ankara hükümeti gibi reform isteklisi çevrelere zarar verebilmek ve Türkiye'nin AB adaylığına karşı Avrupalı-ların eline gerekçe vermek isteyen güçler tarafından planlandığı şüphesi de dile getiriliyor. (16 Aralık 2005)