Türkiye rol arıyor

Erdoğan Mescidi Aksa'yı gezerken, yetkililerle görüşmek üzere Filistin'e girerken Sultan Abdülhamit'ten bir şeyler taşıyordu. Soykırım Müzesi'ni ziyaret ederken, Şaron, Katsav ve diğer İsrailli yetkililerle tokalaşırken de Atatürk'ten bir şeyler..
Haber: ADNAN HATİT / Arşivi

Erdoğan Mescidi Aksa'yı gezerken, yetkililerle görüşmek üzere Filistin'e girerken Sultan Abdülhamit'ten bir şeyler taşıyordu. Soykırım Müzesi'ni ziyaret ederken, Şaron, Katsav ve diğer İsrailli yetkililerle tokalaşırken de Atatürk'ten bir şeyler..
Mescidi Aksa'da ve Filistin topraklarında Erdoğan, kuracakları devlet için Filistin'de Yahudilere toprak vermesi yönündeki baskı ve ayartmalara direnen Abdülhamit'in hislerini paylaşıyordu. Bu yüzden rahattı ve mutluydu. Gelenlere tebessümler dağıtıyor, çocuklara ve yaşlılara sarılıyordu. Mübarek caminin mihrabında namaz kılarken ve Kubbet-ül Sahra'da gezerken huşu içerisindeydi.
İsrail'de ise Atatürk'ün hislerini paylaşıyordu Erdoğan. Modernliğin ve çağdaşlığın laiklikten, laikliğin ise Batılılaşmaktan geçtiğini, Batı'nın ilki ABD diğeri Avrupa olmak üzere iki kapısı olduğunu ve her iki kapının da tek bir sihirli anahtarının İsrail olduğunu özetliyordu. Atatürk 1938 sonunda yani İsrail'in kurulmasından 10 yıl önce hayata gözlerini yumdu. Fakat bu tarihe kadar yaşasaydı İsrail'i tanıması kesindi. Zaten halefleri İsrail'i kuruluşundan birkaç ay sonra -24 Mart 1949- tanımakta gecikmedi.
İsrail'in tanınması ve Türkiye gibi yüzde 98'i Müslüman bir ülkenin Telaviv'le sıkı ilişkileri, sonuncusu Erdoğan olmak üzere Atatürk'ün halefleri açısından bir kısmı jeopolitik yaklaşımların dayattığı siyasi tercihin ayrılmaz parçasıydı. Erdoğan'ın durumu burada önceki laik liderlere, hatta hocası Erbakan'a oranla karakteristik bir farklılık arz etmekte. Zira laikler Batılılaşmayı Türkiye'nin Doğulu ve İslam bedeninden çıkarılması ve sırf İstanbul Avrupa kıtasında bulunduğu için Avrupa'nın kucağına atılması olarak gördü. Erbakan ise tam tersi bir yöne giderek Avrupa seçeneğini reddetti ve İslami Doğu kimliğine tutundu. Ne laikler Avrupa'nın Türkiye'yi kabulünde başarılı oldu ne de Erbakan Atatürkçü çizgide gidenlerle mücadelede...
Bu deneyimlerin sonucu olarak devlet uzun süre kendi kimliğini belirleme gücüne sahip olamadı. Erdoğan dengeyi kurdu ve Erbakan'ın İslamcılığıyla Demirel, Özal, Ecevit ve diğerlerinin laikliğini buluşturdu.
Erdoğan'ın İsrail ve Filistin ziyaretleri hayati önemde siyasi bir süreçte gerçekleşmekte ve mantıksal bir bütünlük oluşturmakta. Aynı şekilde, hem Washington'ın İncirlik üssünü kullanım hakkının genişletilmesi talebine olumlu yanıt verildi hem de açık Amerikan itirazlarına rağmen Sezer Suriye'yi ziyaret etti, İran'a ve Rusya'ya açılımcı ilişkiler gündeme getirildi. Bir yandan da Irak'ta merkezi yönetime destek olmak için komşu ülkelerle eşgüdüme gidildi. Velhasıl, Ortadoğu'nun haritası yeniden çizilirken ve roller tekrar dağıtılırken Türkiye de konumunu belirlemeye çalışıyor. (Lübnan gazetesi Liva, 4 Mayıs 2005)