Türkiye: Sıkıntıya değen bir müttefik

Bush yönetiminin İslam âleminde demokratikleşme günlük güneşlik geçecekmiş gibi konuşmalarının ardından, Türkiye örneğine iki kez bakmamız gerekiyor. Buradaki demokratik reformlar bir zamanlar sakin sularda seyreden Türk-Amerikan ilişkilerini, gürültülü hatta yer yer nefret dolu bir açık oturuma çevirdi.
Haber: David Ignatius / Arşivi

Bush yönetiminin İslam âleminde demokratikleşme günlük güneşlik geçecekmiş gibi konuşmalarının ardından, Türkiye örneğine iki kez bakmamız gerekiyor. Buradaki demokratik reformlar bir zamanlar sakin sularda seyreden Türk-Amerikan ilişkilerini, gürültülü hatta yer yer nefret dolu bir açık oturuma çevirdi.
Erdoğan, Bush ile görüşmek üzere Washington'a geliyor. İki taraf da bu görüşmeyi son birkaç yılın hasarını onarmak için fırsat olarak görüyor. Bir zamanlar gayet sağlam sayılan Türk-Amerikan ilişkileri, Irak meselesindeki anlaşmazlıklar yüzünden fena halde yıpranmıştı.
İki taraf da stratejik ortaklığı yeniden inşa etmeye istekli görünüyor. Danışmanlarından birine göre Erdoğan, Bush'a Türkiye'nin reform yolunda kararlılıkla ilerlediği güvencesini verecek. Üst düzey ABD yetkililerinden birine göre Bush yönetimi Türkiye'ye desteğini yineleyecek, gelgelelim Türkiye'den Amerikan karşıtlığındaki sıçramayla nasıl başa çıkmayı planladığı da sorulacak. Erdoğan hükümeti, teoride ABD'nin İslam dünyasında benzerini görmekten mutluluk duyacağı türden bir hükümet. AKP bir yandan serbest pazar ve demokrasi reformlarına bağlılık gösteren, diğer yandan Türkiye'nin Müslüman halkında derin köklere sahip, neredeyse dinci bir parti. Bu yönüyle de, resmi anlamda laik bir devlet çerçevesinde modern ve hoşgörülü İslamcı siyasetin var olabileceğini ispatlıyor.
İkilinin 2002'deki ilk buluşmasında Bush, Erdoğan'ı dindar bir reformcu olarak övmüş, görüşmeye katılan bir Türk yetkilisine göre şu sözlerle karşılaşmıştı: "Siz de ben de Tanrı'ya inanıyoruz ve bunu kabul etmekten utanç duymuyoruz. Bence ikimiz de ilerleyeceğiz."
Ardından Irak savaşı patladı ve pek çok Türk savaşa karşı çıktı. Washington, Türk meclisinin Amerikan askerlerinin Türkiye'den geçişine izin vermemesine köpürdü. Ankara da, Saddam Hüseyin'in devrilmesini takip eden kaotik boşluktan ve ABD'nin PKK savaşçılarını kontrol altına almamasından hayal kırıklığı duydu. Amerikan karşıtı sert ve acımasız eleştiriler manşetleri doldurmaya başladı, ABD'nin sonbahardaki Felluce saldırısında AKP'nin önde gelenlerinden birinin ABD'yi 'soykırım'la suçladığı duyuldu.
Erdoğan hükümeti döneminde, Türkiye'nin İsrail'le bir zamanlar yakın sayılan ilişkileri de kötüleşti. Türkiye'deki Yahudi cemaatinin başkanı Silvyo Ovadya'ya göre Türkiye'de birkaç yıldır antisemitizmde artış oldu, 'Kavgam' ve diğer antisemitist kitaplar, en çok satan kitaplar listesine girdi. Ovadya hükümetin bazı adımlar attığını, ancak Erdoğan'ın daha fazla çaba harcamasının iyi olacağını söylüyor.
Oysa bu gibi sorunlar bir zamanlar hayal bile edilemezdi. Türkiye, İsrail'in İslam dünyasındaki en yakın dostu, Soğuk Savaş boyunca NATO'nun vazgeçilmez bir müttefikiydi. "Bu ilişki, yıllarca güvenlik alanındaki seçkinler arasında yürüyen bir ilişkiydi" diye açıklama getiriyordu ABD'nin Türkiye büyükelçisi Eric Edelman, Radikal gazetesine geçenlerde verdiği röportajda. Oysa şimdi daha demokratikleşmiş bir Türkiye'de 'sırf seçkinlerle değil, daha geniş bir boyuta sahip kamuoyuyla da başa çıkmak gerekiyor'. O kamuoyu da zaman zaman keskin bir Amerikan karşıtı söyleme kapılabiliyor.
Türk ordusu ve iş dünyasından önde gelenlerin yıl başında Amerikan karşıtlığının kontrolden çıktığı şikâyetleri üzerine Erdoğan rotasını değiştirdi. İncirlik hava üssündeki ABD askeri uçaklarına yeni haklar tanıdı, partisine hitaben yaptığı bir konuşmada ABD ile iyi ilişkilerin önemini vurguladı ve de İsrail'e gitti.
Washington'ı rahatlatansa, Türkiye'nin AB anayasa metninin Fransa ve Hollanda'da reddine verdiği olgun tepkiydi. Türkiye'nin AB başmüzakerecisi Ali Babacan, müzakerelerin planlandığı gibi 3 Ekim'de başlayacağını söyledi. "Sabırlı olmalı ve çok sıkı çalışmalıyız. Geçen her yıl Türkiye'nin standartlarını bir adım daha ileri götürecek" diyen Babacan'a göre, Avrupa ülkesini reddetse bile Türkiye'nin AB'nin talep ettiği reformları yapması kendi hayrına.
Demokratik bir Türkiye'de her kafadan bir ses çıkabilir, kamuoyundaki tartışmalar zaman zaman ABD'yi kızdırabilir. Ama Türkiye AB yolunda ilerledikçe daha özgür, istikrarlı ve müreffeh bir yer olacaktır. Erdoğan'ın baş danışmanlarından Egemen Bağış'a göre bu, 'hepimizin en büyük korkusu olan uygarlıklar çatışmasının ilacı.' (3 Haziran 2005)