Türkiye, şimdi ve gelecekte Suriye'de kilit role sahip

Türkiye, şimdi ve gelecekte Suriye'de kilit role sahip
Türkiye, şimdi ve gelecekte Suriye'de kilit role sahip
Suriye'nin dibe vurmasının bölgede istikrarsızlık yaratacağı korkusu, Türkiye'nin sert tavrında etkili. Ve böyle bir senaryo, Irak ve İran'ı da etkiler.
Haber: SIMON TISDALL / Arşivi

Arap Birliği’nin beklenmedik sertlikte tavır sergileyerek Suriye’nin üyeliğini askıya alması, Devlet Başkanı Beşşar Esad’ı dışlaması ve muhalefet liderlerini görüşmeler için Kahire’ye davet etmesi, zorla rejim değişikliği dayatmak yönünde ABD öncülüğünde bir komplodan kuşkulanan Şam’ı küplere bindirdi. Fakat Suriye’nin en güçlü ve en yakın komşusu Türkiye ’nin artan bir şekilde sergilediği husumet, Arap Birliği’nin attığı adımlardan daha belirleyici olabilir; zira Ankara , bir tür kriz liderliği rolüne soyunmakta. 

Türkiye’nin saikleri
İsyan dalgası eski kesinlikleri yerle bir edene kadar Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan , ülkesinin 1990’larda savaşın eşiğine kadar geldiği Suriye ile ilişkileri iyileştirmek yönünde ciddi yatırım yaptı. Dönüm noktası ise 2004’teki serbest ticaret anlaşmasıydı. Bu karşılıklı bağımlılık, şimdi Türkiye’ye ciddi bir ekonomik baskı imkânı sağlıyor.
Ankara, halihazırda tek taraflı yaptırımları devreye sokmuş durumda ve elektrik tedarikini kesmek de dahil, ilave adımlar atmayı düşünüyor.
Erdoğan bu hafta vidaları daha da sıktı ve Esad’ı şahsen, Arap Birliği’nin barış planına kulak asmayıp ‘kanla beslenmekle’ suçladı. “Hiçbir rejim öldürerek veya hapsederek ayakta kalamaz. Kimse mazlumların kanı üzerine bir gelecek kuramaz” diyordu Erdoğan.
Türkiye’nin saiklerini anlamak zor değil. Hassas güney kanadında kaos ve Suriye’nin iç savaşa sürüklenme ihtimali, Ankara’nın müdahalesini tetiklemeye kâfi sebepler. Fakat Erdoğan, hafta sonu Şam’daki Türkiye Büyükelçiliğine ve yerel konsolosluklara düzenlenen ve rejim tarafından ayarlanmış görünen saldırılara da öfkeliydi. Hükümet, resmi bir protesto yayımladı ve Türkleri Suriye’ye gitmemeleri konusunda uyardı, ki bu çok gurur duyduğu açık sınırlar politikasından çark etmek anlamına geliyordu.
Görünüşe göre Türkiye’nin saiklerinden biri de değişen Arap kamuoyunun önünde olma arzusu. Today’s Zaman gazetesinin köşeyazarlarından Bülent Keneş, “Son gelişmelerin ışığında şu rahatlıkla söylenebilir: Suriye’deki Esad rejimi için sona doğru gerisayım başladı” ifadeleriyle Ankara’nın düşüncesini yansıtıyordu.
Üst düzey Suudi yetkililerin ve Ürdün Kralı Abdullah’ın isyanı açıkça desteklediği ve şiddetin giderek arttığı bir ortamda uzun zamandır bölgesel liderlik hevesleri besleyen Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Esad sonrası bir gelecek için pozisyon alıyor gibi görünüyorlar.
Suriye’de nihai hesaplaşma doğrultusundaki bu baskıda ABD’nin sıkı desteğini aldıkları açıkça ortada; Amerikalıların gözünde Türkiye, rejim yanlısı Rusya gibi dış aktörlere karşı koymak noktasında fiilen yerel bir aracı rolünde. Erdoğan’ın İsrail-Filistin meselesinde ve Irak Savaşı’nda Washington’la keskin görüş ayrılıkları göz önüne alındığında, yaklaşımlardaki bu çakışma bir yanıyla ironik. ABD Başkanı Barack Obama’nın ulusal güvenlik danışmanlarından Ben Rhodes şunları söylüyor: “Türkiye’nin sergilediği güçlü duruştan son derece memnunuz ve Devlet Başkanı Esad’a çekilmesi gerektiğine dair hayati önemde bir mesaj verdiğine inanıyoruz.” 

Rol modelin de ötesinde...
Davutoğlu bir dizi açıklamasında, ‘artık Suriye yönetimine güvenmenin mümkün olmadığını’ ısrarla dile getirdi. Dahası, Suriye’nin canını iyice sıkacak biçimde, Ankara’nın protestoculara ve bilhassa Türkiye’de konuşlanan ve Ankara tarafından tanınmayı bekleyen şemsiye muhalefet grubu Suriye Ulusal Konseyi’ne desteğinin altını çizdi. “Suriye halkının haklı mücadelesinin safında yer almaya devam edeceğiz” dedi Davutoğlu.
İki ülke arasındaki gerilim arttıkça, Türkiye’nin şiddet nedeniyle yerinden yurdundan olan siviller için güvenli bölge oluşturmak amacıyla Kuzey Suriye’ye fiziken müdahale edebileceğine dair konuşmalar da muhtemelen tekrar su yüzüne çıkacak. Binlerce Suriyeli mülteci halihazırda Türkiye’ye sığınmış durumda, keza saf değiştiren sayısız Suriye ordusu mensubu da. Hürriyet gazetesinin haberine göre Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, muhtemelen Suriye’nin misillemede bulunması beklentisiyle, geçenlerde Beşşar Esad’ı Türkiye’nin Kürt güneydoğusunu karıştırması halinde ağır bedel ödeyeceği konusunda uyardı.
Suriye’nin tümden dibe vurmasının bölge genelinde ciddi istikrarsızlık yaratabileceğine dair korkular da Türkiye’nin sertleşen tutumunda etkili oluyor. Böyle bir senaryo, ABD’nin çekilmesi tamamlanma aşamasına gelirken güvenlik kaygılarının arttığı Irak’ı, hatta Esad’ın yakın müttefiki İran’ı dahi etkileyebilir.
Gökhan Balçık’ın Today’s Zaman’da işaret ettiği üzere, kendi payına Suriye rejiminin Ankara’nın düşmanlığından korkması için sağlam gerekçeleri var. Birçok Müslüman ülkeden farklı olarak Türkiye Avrupa, ABD ve NATO ile güçlü bir yakınlık içinde. Ve son on yılda Erdoğan’ın AKP ’si, daha önce at gözlükleriyle bakan Batı’nın kabul edebileceği ılımlı İslamcı politikalarıyla ön plana çıkmış durumda.
Diğer bir deyişle, Sünni çoğunluklu nüfusuyla Türkiye, Suriye’deki (ve diğer ‘Arap Baharı’ ülkelerindeki) haklarından mahrum bırakılan Sünni çoğunluk için bir rol modeli teşkil ediyor. Ankara, Şam’daki devrimi teşvik etmekle kalmıyor; aynı zamanda Beşşar Esad’ın korku politikalarının miadının dolduğunun, Suriye halkının önünde işleyen bir alternatif paradigma olduğunun ve devrimden sonra ülkedeki laik, İslamcı ve diğer mezhepsel geleneklerin pekâlâ Türkiye tarzında barış içinde bir arada yaşamayı umabileceğinin canlı kanıtını da oluşturuyor. (16 Kasım 2011)