Türkiye ve Avrupa Komşuluk Politikası

Türkiye ve Avrupa Komşuluk Politikası
Türkiye ve Avrupa Komşuluk Politikası
Daha yakın bir politika koordinasyonu, Türkiye ile AB'yi birbirlerine daha da yakınlaştırır ve bölgemizdeki ortak çıkarlarımızı pekiştirir.
Haber: STEFAN FÜLE / Arşivi

‘Avrupa Komşuluk Politikası’, Avrupa Birliği ile komşu devletler ve toplumlar arasındaki işbirliğini güçlendirme, bölgede istikrar, refah ve güvenliği arttırma amacı gütmektedir.
AB’ye üye olmak için müzakerelerini sürdüren Türkiye , AB politikalarının amaç ve değerlerini paylaşmaktadır. Türkiye hem AB’nin yakın bir ortağı hem de önemli bir bölgesel aktördür. Türkiye ve AB’nin ortak bölgelerinde sürdürecekleri iletişimle karşılıklı kazanç sağlamak üzere önemli bir birliktelik kurabileceklerine inanıyorum.
2010-2011 yıllarında AB, Avrupa Komşuluk Politikası’nı yeniden gözden geçirdi ve Güney Akdeniz’de bu yıl yaşanan tarihi değişikliklerle uyumlu hale getirdi; böylelikle bölgede değişen koşullara yönelik yeni politikalar üretmek mümkün oldu. 

Yeni yaklaşım
Avrupa Komşuluk Politikası’nın yeni yaklaşımı ‘daha fazlası için daha fazla’, diğer bir deyişle ortak ülkelerde daha fazla reform ve demokratikleşme için daha fazla AB desteğidir. AB Komşuluk Politikası, karşılıklı hesap verebilirlik ve koşulluluk ilkelerine dayanır. Eğer ortak devletlerden biri AB’den daha fazla destek almak, AB iç piyasasına katılabilmek, vatandaşlarına daha geniş hareket kabiliyeti sağlamak istiyorsa, o zaman kendisi de birtakım siyasi reformlara bağlılığını ortaya koymak durumundadır.
Buna karşılık, AB de siyasi ve ekonomik reform desteği tekliflerini gönderirken ortaklarına karşı hesap verebilir olacak. Bu yalnızca finansal desteği değil, bireyler için daha rahat hareket kabiliyetini ve ticari bütünleşmeyi içerir. Sonuçta AB, tüm ortaklarıyla AB tek ortak piyasasına ekonomik bütünleşmeyi sağlayacak ‘derin ve kapsamlı serbest ticaret alanları’na ulaşmayı umuyor. Yeni politikamız çerçevesinde her ortağımızın kendi istekleri ve gereksinimleri elverdiğince AB ile bağlantılarını geliştirmesine olanak tanıyacağız.
Yalnızca hükümetlerle değil, sivil toplumla ve bireylerle de çalışacağız. Demokrasi için sağlam bir zemin oluşturan dinamik bir sivil toplumun ve işleyen siyasi partilerin gelişimini desteklemek üzere sivil toplum tesisi ve demokrasi için Avrupa yardım kuruluşlarını faaliyete geçireceğiz. Araçlarımızı daha esnek ve odaklı olacak şekilde uyarlayacağız ve 2011-2013 arasında 1.2 milyar euroya kadar bir yatırımı yeni yaklaşımı desteklemekte kullanacağız.
Türkiye, ortak bölgemizdeki dönüşümde önemli bir rol oynayabilecek potansiyele sahip. Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından, özellikle de son birkaç yılda, Türkiye kendine güvenen dış politikasıyla uluslararası arenada daha aktif bir rol üstlenmiş, bölgede ve bölgenin ötesindeki uyuşmazlıkların çözümünde daha fazla katılım göstermiştir. Türkiye’nin dış politika ilkesi sıklıkla ‘komşularla sıfır sorun’ olarak tanımlanmaktadır. Yeni bölgesel vizyon; ortak güvenlik alanı, yüksek düzeyde siyasi diyalog, ekonomik dayanışma ve kültürel işbirliği üzerine kuruludur. Aynı AB’nin komşuluk politikası gibi Türk dış politikası da herkesin yararına bölgede istikrar, refah ve güvenliği sağlamak için çabalamaktadır.
AB gibi Türkiye de bölgesinde istikrara gereksinim duymaktadır; enerji kaynaklarının güvenli temini de buna dahildir. Türkiye, AB’nin yeni ‘Güney Enerji Koridoru’nda bir geçiş ülkesidir; bu nedenle de ortak komşularımızdan düzenli doğalgaz arzına güvenmek durumundadır.
Ekonomik açıdan Türkiye bir başarı öyküsüdür. Güçlü ekonomik kalkınması sayesinde Türkiye komşularıyla ticari ve yatırım ilişkilerini geliştirmektedir. Hem AB ve Türkiye arasında hem de Türkiye ve komşuları arasında büyüyen ekonomik bütünleşme, ortak bölgemizde refahı ve istikrarı arttıracaktır. 

Canlı siyasi ortam
Türkiye, canlı siyasi tartışma ortamı, şeffaflık ve hesap verebilirliğiyle Müslüman bir toplumun işleyen bir demokrasiye sahip olabileceğini göstererek tüm Ortadoğu için ilham kaynağı olabilir. Örneğin, Türkiye’nin uzun bir sınırı paylaştığı Müslüman komşusu Suriye üzerinde hayli olumlu etkisi olabilir. Burada Türkiye’nin ve AB’nin demokratik ve ekonomik kalkınma için göstereceği destek hareketi, Suriyelilerin gereksinimlerine ve isteklerine saygı duymak kaydıyla, karşılıklı tamamlayıcı ve güçlendirici bir yapıda olabilir. Libya’da Türkiye büyük bir rol üstlenmiştir; buna Libya Temas Grubu’nun 15 Temmuz’da İstanbul ’da gerçekleştirdiği toplantı ve anlaşmazlığın çözümü için öne sürülen yol haritası da dahildir. Kaddafi’nin düşüşünün hemen ardından AB ve Türkiye’nin BM, diğer uluslararası örgütler ve ABD ile koordineli çalışmaya başlaması önemlidir. Türkiye, Libyalı yetkililere etkili bir hükümet ve işleyen bir demokrasi kurma konusunda yardımcı olabilir.
Gördüğüm kadarıyla Türkiye aynı zamanda İsrail ile Arap dünyası arasında bir köprü oluşturabilir. Türkiye-İsrail ilişkisindeki sorunların en kısa zamanda üstesinden gelinmesini umuyorum.
Türkiye ayrıca Güney Kafkasya bölgesinde de istikrar ve güvenlik açısından önemli bir rol üstlenmektedir. Bu bölgedeki bütün sınırların açılması yeni iş imkânları getirecek ve herkes için refahı arttıracaktır; bu hepimizin ortak amacı olmalıdır.
Türkiye ve AB, Güney Akdeniz ve Karadeniz Bölgesi’nde işbirliğini geliştirmek ve politika koordinasyonunu güçlendirmek için belirgin bir alana sahip. Ben de politikalarımızı Türk muhataplarımızla tartışmak için her fırsatı değerlendireceğim. Bu açıdan Türkiye ve AB arasındaki yeni stratejik diyalog önemli bir rol oynayacaktır. Geliştirilecek daha yakın bir politika koordinasyonu, Türkiye ve AB’yi birbirlerine daha da yaklaştıracak ve ortak bölgemizdeki politikalarımızın etkinliğini arttırarak ortak çıkarlarımızı pekiştirecektir. 

STEFAN FÜLE: Štefan Füle, Avrupa Komisyonu’nun Genişleme ve Komşuluk Politikası’ndan sorumlu komiseridir. Bu makalenin orijinal hali Turkish Policy Quarterly Yaz 2011 sayısında yayımlanmıştır. Daha fazla bilgi için www.turkishpolicy.com adresini ziyaret ediniz.