Türkiye ve İsrail uzun vadede birbirlerine muhtaç

Türkiye ve İsrail uzun vadede birbirlerine muhtaç
Türkiye ve İsrail uzun vadede birbirlerine muhtaç
Erdoğan'ın İsrail'le ilişkilerin düzelmesi için öne sürdüğü talepler haklı. Fakat başbakan kozunu aşırı oynuyor. İran ve Suriye'yle yakın ilişkiler, İsrail'le Türkiye'nin uzun vadede elde edeceği karşılıklı faydayı telafi edemez
Haber: Dov Zakheim / Arşivi

31 Mayıs’ta İsrail deniz komandolarının Gazze ablukasını delmeye çalışan Mavi Marmara ’ya düzenlediği talihsiz baskının artçı sarsıntıları henüz durulmuş değil. Dokuz vatandaşının ölümüyle, onlarcasının yaralanmasıyla sonuçlanan saldırıya cevap olarak elçisini çeken ve askeri tatbikatları iptal eden Tayyip Erdoğan hükümeti, bu hafta da hava sahasını İsrail savaş uçaklarına kapattığını açıkladı. Geçiş hakkından mahrum bırakılan ilk uçak, İsrail yetkililerini Auschwitz ölüm kampını ziyaret etmek üzere Polonya’ya taşıyordu. Türkiye’nin en son adımının simgeselliği gözden kaçacak gibi değil.
Erdoğan İsrail’in eylemlerinden dolayı özür dilemesi, kurbanların ailelerine tazminat ödemesi, olayın bağımsız şekilde (yani İsrail dışında) soruşturulmasını kabul etmesi ve ablukayı kaldırması gerektiğinde ısrarlı. Ancak İsrail’in Goldstone raporunun sonrasında söz hakkına sahip olmadığı hiçbir soruşturmaya güvenmeyeceğini ve kendisini yok etme-ye çalışan bir düşmanın kontrol ettiği topraklara her şeyin gelişigüzel girmesine izin vermeyeceğini gayet iyi biliyor.
İsrail’i savunanlar Erdoğan’ın baskını giderek İslamcılaşan Türkiye’yi İsrail’den uzaklaştırmak için bahane olarak kullandığını iddia ediyor. Ankara’nın Arap dünyası ve İran’la yakınlaşmayı sürdürdüğü muhakkak, Avrupa’daki mali kriz de Türkiye’nin AB üyeliği için yolun sonu anlamına geliyor. Dahası, ABD ve NATO Afganistan’da giderek tepki toplayan bir savaşa batmış durumda ve Avrupa’nın İsrail’e karşı aynı ölçüde eleştirel olduğu bir ortamda, Türkiye sırf ABD öyle tercih ettiği için İsrailli-lere müsamaha göstermeye çok daha az istekli görünüyor.
İsraillilerin baskını yüzüne gözüne bulaştırdığına kuşku yok; daha iyi halkla ilişkiler yürütüp durumu kurtarabile-ceklerini düşünmekle de hata yapıyorlar. Baskın niye gün doğmadan düzenlendi? Niye İsrail’in 35 kilometrelik karasularının dışında yapılmak zorundaydı (aksi yönde en azından uluslararası sular meselesi gündeme gelmeyecekti) Filonun sponsoru İHH’nin teröristlerle bağlantılı olduğundan kuşku duyulduy-sa, İsrailliler nasıl olup da hiçbir mukavemetle karşılaşmaya- caklarına inanıyordu? Bunlar henüz cevaplanmamış sorular. Ve daha iyi halkla ilişkiler de cevap vermeyecek.
Bu yüzden Erdoğan’ın haklı gerekçeleri var (neticede dokuz vatandaşı öldürüldü), fakat kozunu aşırı oynuyor. Kısa vadede İsrail’den uzaklaşmak kendisine Türkiye’de daha fazla popülerlik kazandırır. Uzun vadedeyse İsrail’in istihbarat desteğinin (ki Türkiye’nin PKK’lıları tespit etmesine yardım ediyordu), askeri işbirliğinin, ikili ticaretin ve turizmin kaybı, İran ve Suriye’yle daha yakın ilişkilerle telafi edilemez. Bu ülkelerin her ikisi de, Türkiye gibi bir G-20 ülkesine dişe dokunur askeri veya ekonomik fayda sağlayamaz. Aslında İran’ın nükleer hedefleri Türkleri korkutacaktır; öte yandan Suriye’nin de güvenilir bir müttefik olduğu söylenemez.
Obama yönetimi haliyle başka meselelerle meşgul: General Stanley McChrystal olayının olumsuz tesirleri ve Afganistan’daki diğer sorunlar, Irak’taki geçiş dönemi ve pek de iyiye gitmiyor görünen ekonomik sorunlar. Fakat stratejik açıdan Türkiye-İsrail ittifakı Doğu Akdeniz’i ABD için sağlam tutuyor. Washington’ın bu iki aksi başbakanın (Erdoğan ve Binyamin Netanyahu) beraber çalışmanın yolunu bulmasını sağlamak için elinden geleni yapması gerekiyor; böylelikle iki taraf arasında bozulan fakat tümüyle kopmayan ilişkiler yavaş yavaş onarılabilir. Yönetimin birçok ‘yüksek’ önceliği var, fakat bu da onlardan biri olmak zorunda. (29 Haziran 2010)