Türkiye'de kültürel kimlikler ve demokratik tekilcilik

Türkiye'de kültürel kimlikler ve demokratik tekilcilik
Türkiye'de kültürel kimlikler ve demokratik tekilcilik
Batı demokrasilerinin aksine baskın kültürün toplulukçu/tekilci bir ana damarının olduğu Türkiye'de, demokrasinin yeniden yapılandırılmasının kültürel farklılıklar göz önünde tutularak tartışılması gerekiyor. Zira, toplulukçu kültür farklı grupların ve üyelerinin birbirlerine karşı çifte standartlı davranmalarına yol açıyor
Haber: MURAT ÖNDERMAN - monderman@ovi.com / Arşivi

Bazı temel siyasi-hukuki kurum ve kategorilerin kimlik ekseninde yeniden yapılandırılmasının olanaklı olması, onun önemli bir ‘sorun’a dönüşmesinin başlıca nedenlerinden biri. Kimlik bu günlerde hem vatandaşlığın hem de demokrasinin yeniden tanımlanması girişimlerinin başlıca temalarından biri oldu. Bu girişimlerde ‘farklılıkların birlikte yaşaması’ veya ‘eşit vatandaşlık’ şeklinde dile getirilen projeler, kültürel çoğulculuk ve tekilci demokrasi arasında bir köprü kurulması için de elverişli bulunuyor. Liberal demokrasinin soyut bireyler olarak eşit vatandaşlara açık kamusal alanının, kültürel kimlikler arasında da eşitliği öngören bir biçimde yeniden tanımlanmasına ilişkin tartışmalar gündeme yerleşiyor.
Bu tartışmalarda öne çıkan ‘çözüm’ önerilerinin normatif evrenselcilik-tekilcilik (particularism) eğilimlerinin etrafında kurulmasından hareketle, demokrasinin vatandaşlık ekseninin dışında güçlendirilmesi girişimlerini, Türkiye ’nin sosyo-kültürel yapısını bu merkezi kavram çifti çerçevesinde ele alarak değerlendireceğim. Normatif evrenselcilik bir toplumda kişilere ahlaken ve hukuken aynı şekilde muamele edilmesi, tekilcilik ise farklı kimlikleri taşıyanlara bu bakımlardan farklı davranılmasıdır. Demokratik milli devletler, demokrasilerin kaçamayacakları tekilcilik/evrenselcilik açmazıyla, genellikle hukuki-siyasi bakımlardan evrenselciliği (bireylerin yasa önünde ve kamusal alanda eşitliği), kültürel açıdan ise milliyetçiliği vurgulayarak baş etmeye çalıştılar. Günümüzde ise, bu süreçte geriye itilen birçok tekil kültürel kimliğin öne çıkması için gruplar hak taleplerinde bulunmaya başladılar. Bu taleplere demokratik açıdan ilkesel olarak karşı çıkılması doğru değilse de, demokratik tekilciliği savunanların demokrasinin evrenselci normatif yönünün farklı kültürel kimliklere sahip bireyler bakımından nasıl hayata geçirileceğine ilişkin bazı önerilerde de bulunmalarına gereksinim var. Öte yandan, milli devletlerde eşitliğin soyut vatandaşlar düzleminde tasarlanması, farklı kültürel gruplar arasında eşitlikçi bir ilişki biçiminin yerleştirilememesinin mazareti olamaz.

Yeniden yapılandırma
Türkiye’de bazı kolektif kimliklerin kamusal alandaki görünürlüklerinde sorunlar olsa da, grup içi ilişkiler Batı demokrasilerinde olmadığı kadar güçlü ve daha önemlisi, bu tür sosyal ilişkilerden kaynaklanan ahlaki yükümlülüklerin bireylerin davranışlarını yönlendirme kapasitesi de aynı derecede yüksek. Batı demokrasilerinin aksine baskın kültürün toplulukçu/tekilci bir ana damarının olduğu Türkiye’de, demokrasinin yeniden yapılandırılmasının kültürel farklılıklar göz önünde tutularak tartışılması gerekiyor. Zira, toplulukçu kültür farklı grupların ve üyelerinin birbirlerine karşı çifte standartlı davranmalarına, diğer bir deyişle tekilciliğe yol açıyor. Demokratik tekilcilikle kültürel tekilciliğin birbirini nasıl etkileyeceği demokrasinin geleceği bakımından önemli.
Türkiye’deki güçlü tekilsel sosyal bağların hukuk veya demokratik kurumlarca eşgüdümü zor bir iktidar boyutu da var. Bunun sonucunda, iktidar birçok gelişmiş sivil toplumdakinden daha fazla parçalanmış durumda. Demokrasiyi yeniden yapılandırmaya girişirken, bu tekilsel sosyal bağların asli bir öğesi olan iktidarların bir iktidar kurumu olan demokrasinin işleyişi üzerindeki etkilerini düşünmek gerekiyor. Bireylerin davranışlarını yönlendirmelerinde gayet etkili olan bu tekil iktidarlar, demokrasinin tekilcilik gibi vazgeçilmez olan evrenselci normatif yönünün hayata geçirilmesini zorlaştırarak, demokratik kurumların zeminini aşındırıyorlar.
Türkiye’de farklı kültürel veya sosyal kimlikler için farklı ahlaki değerler ve davranış standartları öngören tekilci ahlakın etkilemediği bir ilişki türü neredeyse yok. Toplumdaki sayısız ilişki ağlarınca ve grup içi ilişkilerle üretilen ve etki alanı bu ilişkilerle ve grupların sınırlarıyla örtüşen tekilsel ahlak, kişisel olmayan veya gruplar arasındaki ilişkilerin tarafları arasında güvensizliğe, karşıt gruplar arasında dolayımlanmamış çatışma korkusuna, hasımların ahlaki bir özne olarak veya ahlaken eşit görülmemesine, bütünleştirici merkezi bir güç arayışına, hukukun etkinliğinin sınırlanmasına, bürokrasiye güvenin azalmasına, bir sosyal görecelilik ethosunun oluşmasına ve bağlamsal bir benliğin şekillenmesine yol açıyor.

Normatif evrenselcilik
Türkiye’de güçlü olan normatif evrenselcilik değil, tekilcilik; birey değil, grup. Vatandaşlığı da etkileyen evrenselcilik/tekilcilik açmazıyla karşılaşan Türkiye Devleti, Türk vatandaşlığının Türk yönünü destekledi. Özellikle dil, din ve tarih konularında milliyetçilik vatandaşlığı tekilselleştirdi. Tarih paranteze alınamadı. Milli devletin çok yönlü tekilciliğine karşı bir tepki olan demokratik tekilcilik, tekilciliği bu defa bireyler arasındaki ilişkilerde güçlendirebilir. Demokratik tekilcilik kültürel/etnik sosyal kategoriler arasındaki bir evrenselciliktir. Evrenselci ahlaka yalnızca vatandaşlar olarak bireyler arasındaki ilişkileri değil, gruplar arasındaki ilişkileri eşitlik zemininde düzenlemek için de gereksinim var. Farklı gruplar arasındaki ilişkiler onlara aşkın bir ahlaka başvurmaksızın, eşitlik temelinde nasıl düzenlenecek? Bu amaçla eşitlik farklı ama eşit kimlikleri taşıyanlara farklı davranılabilecek tekilci bir demokrasi ile sağlanmaya çalışılabilir. Demokratik tekilciliğin vurgulanmasıyla evrenselcilik birey kategorisinin normatif gücüyle birlikte bireyler düzleminde gerileyecektir. Bireyin kamusal alanda kültürel/etnik kimliğine göre tanımlanacağı bir cemaatçiliğe kapı açan bu girişim, Türkiye’deki gibi toplulukçu bir kültürde onu boğabilir. Bu defa siyasal olarak da desteklenecek cemaatçiliğin grup dışındakilere karşı tekilcilik
eğilimini yükseltmemesi zor.
Dolayısıyla, konuyu bireysel haklar zemininde de tartışmakta yarar var.
Türkiye’nin özelliklerinden kaynaklanmayan zorluklar da var. Vatandaşlık soyutlayıcı ve (bundan ötürü) perdeleyici olsa da, demokratik milli devletlerin vazgeçemeyecekleri evrenselci bir ahlakın bireyler düzlemindeki taşıyıcısı olarak onun yerini alabilecek başka bir işlevsel kavram/kategori henüz tanımlanmadı. Kültürel kimliklerin eşitliği ‘ilke’sinin tekilciliğin kendisinden çıkartılamaması bir sorun. Bir sadakat nesnesinin (dost, grup, vatan vs.) diğerlerine karşı neden öncelikli olması gerektiği sorusunun rasyonel bir yanıtı yok. Bu sadakat çatışması sorunu demokrasilerin evrenselcilik/tekilcilik arasında salınmalarına yol açan açmazın da arkasında yatıyor. Kültürel hakların bir veya birkaç gruba özgülenmesi, evrenselleştirilebilir bir ölçüte dayanmıyorsa, bir ayrıcalık veya demokratik olmayan salt tekilcilik anlamına gelecektir.
Demokratik bir özgüleme yapılacaksa ölçüt(ler) ne olacak? Hangi kültürel öğeler tanınacak, hangileri dışlanacak? Farklı davranılmayan kimlikleri sadece soyut kategoriler olarak tanımak, bireysel düzlemde vatandaşlığın yol açtığı tektipleşmeyi başka bir bağlama yayacaktır. Sorunun çıkış noktası kültürel olmaktan çok siyasal olduğuna göre, kimliklere zorunlu olarak farklı davranılacaksa, sorunu mu çözmüş oluyoruz, yoksa düğümü mü kesmiş? Kimlik tetiklediği birçok sürecin içinde kendi değişmeden kalan bir ‘olgu’, ‘doğal’ bir katalizör olarak görülüyor. Kimlik sorunu kimliklerin tanınmasıyla ilişkili, oluşumuyla değil!
Demokrasiyi kimlik/kültür üzerinden dokunulmaz doğal alanlar kurarak yeniden tanımlamak, liberalizmin özel alanda öngördüğü serbestlik ilkesini kültürel alana taşımak anlamına geleceği gibi, bir özgürlük kanalı olan siyaseti de zayıflatacaktır. Kimlik siyaseti hem insan haklarına hem de demokratik ilkelere
aykırı olan kültürel kökenli sayısız sosyal pratiği ne yönde etkileyecek? Kültürel farklılıkları tanımayı vaat eden yeni ‘eşit vatandaşlık’ projesi burada duracak mı? Onu durduracak olan ‘insan onuruna’ saygı mı? Türkiye
‘insan’a saygı duyulan bir yer mi? ‘İnsan’dan vazgeçmek, ‘insaniyetten’ vazgeçmekten çok daha kolay
değil mi?
Daha çok ve çook tartışmak gerek.

Doç. Dr. Murat Önderman: İstanbul Üniversitesi , SBF