Türkiye'de roller yeniden şekilleniyor

Türkiye AB ile üyelik müzakerelerinin başlamasından sonra nispeten rahatlamış gibi görünüyor. Türkiye'nin önündeki seçeneklerle ilgili tartışmaya son nokta konulmuş bulunuyor.
Haber: MUHAMMED NUREDDİN / Arşivi

Türkiye AB ile üyelik müzakerelerinin başlamasından sonra nispeten rahatlamış gibi görünüyor. Türkiye'nin önündeki seçeneklerle ilgili tartışmaya son nokta konulmuş bulunuyor. Şimdi artık tek bir yol kaldı; Avrupa'ya giden yol. Dolayısıyla tartışma başka bir düzleme taşınmış oluyor. Recep Tayyip Erdoğan önderliğindeki AKP, Türkiye içindeki bütün hasımlarına büyük gol atmayı başardı. Ancak Batılı anlamda bir yenilenme projesi olarak Atatürk'ün projesini üstlenen seçkinlerin, özellikle Kıbrıs konusunda Türkiye'ye birtakım koşullar dayatıldığı gerekçesiyle üyelik müzakerelerinin başlamasıyla ilgili eleştiriler kampanyasının başını çekiyor olması çelişki oluşturuyor.
Üyelik müzakerelerinin başlaması, Atatürkçü projenin mirasçısı olduğunu iddia eden grubun arkasında gizlendiği perdeyi düşürdü. Uzun yıllar boyunca iktidarda nöbet değişimi yapan bu grup, Türkiye'nin Avrupa siciline yeni bir unsur katmadı. Böylece ülke
-hiçbir zaman gerçek bir laiklik olmayan- laikliği korumak ve egemenlik gerekçesiyle kendi aralarında uzlaşan askeri-sivil seçkinlerin pençesinde kaldı.
CHP lideri Deniz Baykal, bir kez daha bu grubun simgesi olduğunu gösterdi. Bu da Atatürkçü seçkinlerin Türkiye'nin Avrupa projesine destek vermemesinden dolayı duyduğu rahatsızlığı dile getiren Avrupa Komisyonu'nun, Baykal'ın siyasetlerini sert bir dille eleştirmesine neden oldu. Bunun da ötesinde Baykal, AKP iktidarının Türkiye için tehlike olduğunu düşünüyor.
Dini alanı genişletmek
İslami bir partinin Avrupa projesini sırtlaması, İslami düşüncenin özgürlük ve demokrasi konularına çağdaş bir açıdan bakan yeni bir sistem üretme noktasındaki değişken rolünün doğurduğu sorunun özünü oluşturuyor. İslami eğilimli bir Türk basın mensubu şöyle diyor: "Kaygılar var, ama Müslüman Türk için şu an önemli olan şey ekonomi, özgürlük ve askeri rejimden kurtulmaktır. Bu bile insanlara geçmişte olanların tersine, dini kimliklerini ifade etme olanağı sağlar. Bu yüzden Türkiye'de Avrupa projesinin ileriye gitmesiyle birlikte dini kimlik duygusunda da artış olması bekleniyor. Bugün namaz kılan ve oruç tutan insanların sayısında dikkat çekecek bir artış gözleniyor. Dolayısıyla Türkiye'nin önünde özgürlük ve demokrasiye giden yoldan başka bir seçenek bulunmamaktadır. Bunu da ancak AB sağlayabilir".
Herkes sorup soruşturuyor. Ancak kimse 10-15 ya da daha fazla yıl sonra Türkiye AB'ye üye olduğunda ne olacak sorusuna kesin bir cevap veremiyor. İstanbul'un bir banliyösünde yaşayan bir din âlimi, "Milliyet ve din olarak milletin çıkarı, sınırlarını ve kimliğini koruyup Kıbrıs, Ermeniler ve Yunanistan konularında taviz vermemekte yatar. Yine AB'ye üyeliğin bedeli dini alanı daraltmak olacaksa o zaman biz büyük davaları kaybetmek yerine, rejimin mevcut sınırlandırmalarıyla yaşamayı tercih ederiz" diyor.
Avrupa, Türkiye'den yüzyıllar boyunca alamadığını almak istiyor. Milliyetçiler, İslamcılar ve solcuların savunduğu görüş özetle bu. Bu grupları bir araya getiren şey ise yüksek bir ulusal duyarlılık oluyor. Bu yüzden Heybaliada Ruhban Okulu'nun açılmaması, İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi ekümenliğinin tanınmaması ve Kıbrıs'ın kaybedilmemesi konularında uyarıyorlar.
Türkiye'de bir üniversiteye bağlı bir akademi, milliyetçilerin elindeki en güçlü kartın Kıbrıs sorunu olduğunu, bu sorunun AKP iktidarına karşı bir hareket başlaması için gerekçe oluşturabileceği görüşünü savunuyor. Bu noktada alt rütbeli subaylar ya da 'genç subaylar' geçen ilkbaharda hükümetin ulusal davalara yönelik tutumlarına karşı hoşnutsuzluk sergilemişlerdi.
AKP, AB'nin talepleri ile ülkenin ulusal haklarından, özellikle de Kıbrıs ve patrikhane konularında ödün veren taraf görüntüsü vermeme arasında uyum sağlamaya çalışıyor. Din konusunda ise hâlâ engellerle karşılaşıyor. Bütün bunlar olup biterken seçmen kitleleri 'dalgalanıyor', Erdoğan ve arkadaşları da gittikçe daha çok muhafazakâr ve sağcı, daha az İslamcı olma yoluna giriyor ve bu noktada burjuva kesiminden destek alıyor. Bu da şunu gösteriyor ki, Türkiye'nin görüntüsü ve iç siyasi haritası ile bölgesel ve uluslararası rolleri yeniden şekilleniyor. (Birleşik Arap Emirlikleri'nde yayımlanan El Haliç gazetesi, 30 Ekim 2005)