Türkiye'nin işi çok zor

Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin eski tartışma yeniden alevlendi. Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlaması, yeni tartışmalara vesile oldu.
Haber: TAMARA KONDRATYEVA / Arşivi
VALERİ LYUBİN / Arşivi

Türkiye'nin AB üyeliğine ilişkin eski tartışma yeniden alevlendi. Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlaması, yeni tartışmalara vesile oldu. Bu müzakereler, Avrupalı bürokratların bundan önce aday ülkelerle yaptıkları müzakerelerin en zorlusu. Uzmanlar, Türkiye ile müzakerelerin 10-15 yıl süreceğini ve nasıl sonuçlanacağını önceden söylemenin mümkün olmadığını belirtiyorlar. Türkiye'de radikal reformlar süreci Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakan olmasıyla birlikte başladı. 2002'deki genel seçimleri, dinci olarak görülen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kazanmasından sonra herkes, 'Hıristiyan Kulübü' niteliğindeki Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerinin dondurulacağını beklemişti.
Fakat Erdoğan yönetimindeki Türkiye'nin dış politikasının öncelikli yönü, AB'ye katılma hedefi oldu. Yeni başbakan ülkenin Avrupalılaşmasını hızlandırmayı başardı. İdam cezaları kaldırıldı, işkence yapanlara verilen cezalar ağırlaştırıldı, etnik ve dini azınlıkların hakları genişletildi, basın daha özgür hale geldi ve askerlerin rolü azaltıldı. Gerçi AB tarafından ileri sürülen bazı ek şartlar yerine getirilmedi. Örneğin, Türkiye Ermenilerin kitle halinde öldürüldüğünü bir türlü kabul etmedi, -2004'te AB üyesi olan- Kıbrıs'la ilgili tutumunu da değiştirmedi. Türkiye, Kıbrıs'ın bütünlüğünü tanımıyor ve Türklerle meskûn adanın kuzey kesiminde bulunan askerlerini çekmiyor.
Genişleme masraf ister
Geçen yıl üye sayısının 15'ten 25'e çıkarılmasıyla birlikte Avrupa Birliği sorunlarla karşılaştı. Birliğe yeni kabul edilen ülkelerin Batı Avrupa ülkeleri seviyesine çıkarılabilmesi büyük paraların harcanmasına bağlı. Bazı değerlendirmelere göre, Türkiye'nin AB'ye katılması durumunda bu harcamalar her yıl 28 milyar avro civarında artacak. Bu mali yükün büyük kısmı AB'nin Fransa ve Almanya gibi büyük üyelerine düşeceği için, Türkiye'nin AB'ye üyeliğine en çok karşı çıkanlar da bu iki ülkede bulunuyor. AB'nin zaten ekonomik gelişme temposunun düşük olması ve işsizlik oranının yüksek olması gibi sorunları var. Avrupalıların AB'nin bugünkü durumundan memnun olmamaları Fransa ve Hollanda'da gerçekleştirilen AB Anayasası'yla ilgili referandumlardan alınan olumsuz sonuçlardan da belli. Bu referandumlardan sonra, Türkiye'nin AB'ye katılmasından elde edilecek yararın, ortaya çıkacak olumsuz sonuçlardan daha fazla olacağı konusunda Avrupa vatandaşlarını ikna etmek daha zor olacak.
İlk Müslüman ülke
Fransa ve Hollanda'da yapılan referandumlarda halkın çoğununun 'Hayır' demesinin önemli nedenlerinden biri, AB'nin daha da genişletilmesine karşı olmaları ve Türkiye gibi büyük Müslüman bir ülkenin birliğe katılmasını istememeleriydi. Türkiye AB'ye kabul edilirse, birlik içindeki ilk Müslüman üye olacak (gerçi AB ülkelerinde şu anda 15-20 milyon Müslüman zaten yaşıyor). Bu yüzden Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda birbirinden farklı görüşler var. Örneğin siyasilerin önemli bir kesimi ile ekonomik çevrelerin önemli bir kısmı Türkiye'nin üyeliğinden yanayken, sıradan Avrupalılar buna karşı çıkıyor. Uzmanlara göre, Türkiye'nin üyeliği konusunda yapılacak referandumlar sonucunda, Avrupalı bürokratlar bu müzakere sürecini ya erteleyecektir ya da vazgeçecektir. Gelişmelere bakılırsa, Fransa'da bu konuda bir referandum yapılacak. Fransızların ne yönde cevap verecekleri biliniyor. Yunanistan'ın da olumsuz cevabı şimdiden belli. 1 Ocak 2006'dan itibaren AB dönem başkanlığı yapacak olan Avusturya da, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinin başlatılması kararı arifesinde Ankara'nın üyeliğine aniden karşı çıktı ve bu ülkeye tam üyelik yerine 'imtiyazlı ortaklık' verilmesini teklif etti, ancak diğer AB ülkeleri ve hatta ABD'nin baskısıyla bu itirazını geri çekti.
Almanya için hassas bir konu
AB ülkeleri arasında, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda Almanya en hassas ülke. Zira bu ülkede 2.6 milyonluk etkin ve geniş bir Türk diasporası var. Ancak, Almanya'da Başbakanlık koltuğunu kazanan Angela Merkel, hiçbir zaman 'Türk meselesine' olumsuz yaklaştığını gizlemedi. Benzer görüşleri özgür demokratlar da hafif bir şekilde dile getirdiler. Sosyal Demokrat Parti'de de tartışmalar yapıldı. Bu parti yönetimi, Türkiye'nin AB'ye katılma düşüncesini desteklese de bazı sosyal demokratlar açıkça buna karşı çıktılar.
Alman siyasi uzmanlardan, Avrupa Komisyonu üyesi Frits Bolkestein'a göre, AB'nin bundan sonraki genişlemesine dikkat etmek gerek. Bolkestein şu uyarıda bulundu: "Eğer AB Türkiye'yi kendi saflarına katarsa, yarın Ukrayna ve Beyaz Rusya'yı da almak zorunda."
Bir zamanlar Almanya eski Başbakanı Willy Brandt'ın kabinesinde yeni Doğu politikasını hazırlayan tecrübeli politikacı ve sosyal demokrat Egon Bahr da AB'nin aşırı genişlemesinin tehlike arz edebileceği konusunda uyarılarda bulundu. AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen de genişleme konusunda benzer düşünceler taşıyor. Türkiye ve Hırvatistan'ın da AB'ye katılımının kolay olmayacağını belirten Verheugen, "Mevcut durumu sindirebilmemiz için bile belli bir süreye ihtiyacımız var. Romanya ve Bulgaristan'ı üye yapmakla, zor bir bölgeyi içimize almış olacağız. Türkiye ve Hırvatistan'ın işi de kolay olmayacaktır" dedi.
Ankara'nın avantajları
Zengin Batı ülkelerinde terör eylemleri gerçekleştirmeye ve Avrupa'da istikrarsızlık yaratmaya meyilli radikal İslamcılardan korkan Avrupalıların bu korkularından faydalanmak için şimdiki Türk hükümetinin elinde iyi kozlar var. Avrupa'nın kendisi de ABD'nin askeri desteğine ihtiyaç duyuyor. Ankara yönetimi, Türkiye'nin AB'ye üye yapılmaması halinde, ülkedeki aşırı İslamcıların ve milliyetçilerin güçleneceğini söyleyerek Avrupalılara şantaj yapıyor. AB'ye üyelik konusunda ret cevabı alması, Türkleri başka ortaklar aramaya zorlayacaktır. Eskiden olduğu gibi hâlâ ülke politikasında ciddi bir nüfuza sahip askerler de bunu ima ediyorlar.
Bazı Avrupalılar İran, Irak ve Suriye'den kaynaklanan potansiyel tehlikelere karşı, bu ülkelere komşu olan Türkiye'nin jeopolitik konumunu ve NATO üyesi olmasını göz önünde bulundurarak, bu müttefiklerini birliğe almaktan yana davranıyorlar. Demografik faktör de dikkate alınıyor. Çünkü Türkiye'nin nüfusu, AB'nin en büyük ülkesi Almanya'yı da sollayabilir. Avrupalılara göre, bu durumun olumsuz yönleri olduğu gibi, Türkiye'nin AB'ye katılması halinde Avrupa'da serbestçe dolaşabilecek genç Türk göçmenlerin, nüfusu giderek yaşlanan Avrupa ekonomisine olumlu katkıları da olabilir. Fransa'da patlak veren son olaylar ışığında şimdiden bazı tahminlerde bulunabiliriz: Daha bu olaylar başlamadan önce birçok Avrupalı, bu büyük Müslüman ülkeyi kendi yanlarında görmeyi pek arzu etmiyorlardı. Şimdi ise sıradan Avrupalıların da bu konuya tepkisi sert olacaktır. Dolayısıyla, Türkiye'nin AB'ye katılma ihtimali hâlâ belirsizliğini koruyor. (Rusya Bilimler Akademisi üyeleri, 14 Kasım 2005)