Türkiye'siz yapamayız

Avrupa ülkelerinin büyük bölümünde seçmenlere bırakılamayacak kadar önemli meseleler var; idam cezası bunlardan biri, Türkiye'nin AB üyeliği ise bir diğeri.
Haber: GILES MERRIT / Arşivi

Avrupa ülkelerinin büyük bölümünde seçmenlere bırakılamayacak kadar önemli meseleler var; idam cezası bunlardan biri, Türkiye'nin AB üyeliği ise bir diğeri. Her iki konuda da ana siyasi partiler arasında sıkı bir konsensüs var; halbuki bu konuları seçmenlerine danışsalar, onlar yanlış karar verebilir.
İdam cezası, Avrupa'nın kibirli elitlerinin despotizminin en nihayet hesap verdiğinin iyi bir örneği. Avrupa çapındaki kamuoyu, idam cezasının ahlaken kabul edilemez olduğu fikri etrafında giderek daha fazla birleşiyor. Benzer şekilde, Türkiye'yi birliğe almanın da (ve AB'nin sınırlarını Irak, Suriye, Ermenistan ve Azerbaycan'a genişlet-menin) yavaş yavaş bugünün kuşkucuları tarafından kabul edileceği de kesin.
Avrupa çapında Türkiye'ye dair tutum ılımlılıktan katı husumete kadar değişiklik gösteriyor. Polonya ve Macaristan gibi çiçeği burnunda AB üyelerinde Türkiye'nin üyeliği küçük oranlarda destek buluyor. İspanya, Portekiz ve Britanya'da, halkın üçte biri karşı olsa da, yüzde 40'ın üzerinde olumlu fikir beyan ediliyor. Yelpazenin diğer ucunda Avusturyalıların sadece onda biri Türkiye'yi istiyor, beşte dördü ise katı şekilde karşı çıkıyor. Almanya'da ise halkın dörtte üçü 'hayır' cephesinde duruyor. Türkiye'ye karşı olduklarını söyleyen politikacıların objektif kaygılarla mı, yoksa oportünizm ve demagogluk üzerinden mi hareket ettiğini kestirmek hiç kolay değil.
Türkiye en netameli bölgede
1980'lerin ortasına dönelim. Ben de Türkiye'nin Avrupa kulübüne katılmasına kuşkuyla bakanlardandım. Yaygın görüş, Türkiye'nin NATO üyeliğinin Avrupa ile güçlü ekonomik ilişkilerle desteklenmesi, fakat bundan ileri gidilmemesi gerektiği yönündeydi.
Berlin Duvarı yıkılınca görüşlerim tamamen değişti. Komünizm sonrasının belirsiz dünyasında, Avrupa'nın güvenlik ve refahının, eski Sovyet uydusu ülkelere, onları AB'ye kabul ederek istikrar getirmekten geçtiğine ikna oldum. Dünyanın geldiği noktanın, Türkiye'yi Avrupa blokuna taşımayı da zorunlu kıldığı açıktı.
Haritaya şöyle bir bakmak her şeyi ortaya koyuyor. Türkiye dünyanın en netameli bölgelerinden bazılarının (Karadeniz ve Kafkas cumhuriyetleri, Orta Asya'nın sıcak noktaları, Ortadoğu'yu saymıyorum bile) tam merkezinde bulunuyor. Türkiye halihazırda, komşu ülkeler üzerinde güçlü bir istikrar kazandırıcı nüfuzu olan bölgesel bir güç, bu yüzden Türkiye'nin AB'ye sıkı sıkıya bağlanması uzun vadede Avrupa'nın çıkarına.
20 yıl önce Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkanların gerekçesi esasen kültürel ve dinseldi. Avrupa Komisyonu'na başkanlık eden Fransız Jacques Delors, Türkiye'yi 'Hıristiyan kulübümüze' kabul etmenin güçlüklerinden dem vuruyordu. Bu tür önyargılar hâlâ kamuoyu karşıtlığının kalbinde yaşıyor, fakat bugünlerde siyasi gerçekçiler din meselesini çok farklı kavramlar üzerinden değerlendiriyor. Türkiye'nin üyeliğinin en cazip yanlarından biri, Avrupa ile İslam dünyası arasında köprü oluşturabilecek olmasından kaynaklanıyor.
Türkiye genellikle, çok sayıda köylünün AB'ye karşılanamaz mali yükler getireceği yoksul bir ülke olarak tasvir ediliyor. Ancak Türkiye'nin getireceği ekonomik avantajlar çok daha ikna edici. AB'nin Türkiye'nin üyeliğinden sonra aynı kalmayacağından yakınan insanlar, geçmişte yaşıyor. 15 yıl içinde AB'nin, dünya nüfusu içinde oluşturduğu oran yüzde 5 daha azalacak. Avrupa'nın alabileceği kadar taze kana ihtiyacı olacak. Avrupalılar için, sakil anayasası gibi yeni demokratik kurumları inşa etmenin zorluğu göz önüne alındığında gerçek şu: Eğer AB, vatandaşlarının çıkarlarını koruyacaksa daha büyük ve daha heterojen olmak zorunda.
Gelecek belirsizliğe düşebilir
Türkiye'nin Avrupa umutları suya düşürülürse, gelecek kaygı verici bir belirsizliğe sürüklenecek. Bir yanda Batı'nın reddiyle İslami aşırılıkçılığın güçlenmesi ihtimali doğacak. Diğer yanda Türkiye'nin daima siyasetçilerden daha popüler olan ve 1 milyonluk kuvvetli bir orduya hükmeden güçlü generalleri mevcut trendi geriye döndürüp kendi düzenlerini dayatmaya başlayabilirler. Dünyanın jeopolitik bakımdan en hassas bölgelerinden birinde bulunan Türkiye'yi kaybetmeyi düşünmek bile istemem. (Avrupa'nın Dostları adlı örgütün genel sekreteri, 9 Ekim 2005)