Türkiye'ye tepki arttı

25 Ağustos'ta AB Daimi Temsilcileri ve 1 Eylül'de AB Dışişleri Bakanlar Kurulu toplantılarında 3 Ekim'de Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlamasıyla ilgili çok önemli konu ele alınacak.

25 Ağustos'ta AB Daimi Temsilcileri ve 1 Eylül'de AB Dışişleri Bakanlar Kurulu toplantılarında 3 Ekim'de Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlamasıyla ilgili çok önemli konu ele alınacak. Bu kısa zaman çizelgesinde AB ortakları, Türk adaylığıyla ilgili çeşitli konuları görüşmeye -ve de bunlar için karar vermeye- davet ediliyor. Ele alınacak konulardan biri, Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadıkça müzakerelerin başlamasının mümkün olup olmadığıdır.
Dün, Başbakanı ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla haftalar önce Kıbrıs'ın tanınmasının üyelik müzakerelerinin başlaması için önşart oluşturduğunu açıklayan Fransa'nın, AB'ye gönderdiği resmi belgede, bu tezini tekrarlamış olduğu öğrenildi. Bu teze, Türk üyeliğini olumsuz karşılayan Avusturya, Danimarka ve Alman Hıristiyan Demokratlar katıldı.
AB ve Ankara karşı karşıya geldi
Kiritik AB müzakerelerinin kısa bir süre öncesinde, Türkiye'nin üyelik perspektifi demek ki sürekli olarak yoğunlaşan kuşkuyla karşılanıyor. Fenomen paradoks oluşturmuyor. Kısa bir süre öncesine kadar Türk konularını, zirvelerinin nihai metinlerindeki paragraflar düzeyinde ele alan Avrupa, şimdi Ankara ile 'yüz yüze' gelmiş bulunuyor. Burada, ne diplomatik dilde birkaç satırın nasıl ifade edileceği söz konusu ne de 'başkalarının' anlayışla karşılanmakta olan endişeleri söz konusudur. AB ve ayrı ayrı her üyesi, (madem ki görüşmeler devletler arasında) artık doğrudan Türk taktikleriyle ve Ankara'nın uluslararası hukukun -ya da basit mantığın- taleplerini bertaraf etme eğilimleriyle uğraşmalı. Öte yandan, Ankara da buna benzer yeni bir konumda bulunuyor: Bildiri yayımlayan ülkelere doğrudan değinmeyen konular için yayımlanacak bir bildiride kullanılacak ifadeleri, Amerikalıların ve İngilizlerin önerilerine göre etkilemesi artık yeterli değildir. Şimdi, Türkiye'nin, bu ülkeleri doğrudan ilgilendiren konular için müzakereler yapması gereklidir.
AB ve Türkiye, artık karşı karşıya gelmiş bulunuyorlar. AB, güvenilirliğini ve ciddiyetini, Türkiye'nin kendine özgü tutumunu hoşgörüyle karşılamakla koruyamayacağını tespit ediyor, Ankara ise, AB'ye girişin diplomatik uygulamalarda yalanlanan kulaklara hoş retoriklerle güvence altına alınmadığını anlıyor. (Başyazı, Kathimerini gazetesi, 12 Ağustos 2005)