Türkler asker doğmaya devam ediyor

Türkler asker doğmaya devam ediyor
Türkler asker doğmaya devam ediyor
Milli Savunma Bakanı'nın açıkladığı sayılara göre 470 bin hak sahibinden sadece 70 bini bedelli askerlik olanağından yararlanmış.
Haber: Cem Başlevent* / Arşivi

“Her Türk asker doğar”, askerde spor yaparken ya da uygun adım yürürken seslendirilen özdeyişlerin en bilinenlerinden biridir. Kaçınılmaz olarak çeşitli esprilere konu olan bu söze verilen en hınzırca karşılık da “Öyleyse neden herkes bedelli askerlik yapma peşinde?” sorusudur. Geçtiğimiz yıl hayata geçen bedelli askerlik uygulamasına katılımın çok düşük olması ise, bu konudaki alaycı yaklaşımları yalanlarcasına, Türklerin asker doğmaya devam ettiğine dair önemli bir veri oluşturuyor olabilir.

2011 yılı sonlarında bedelli askerlik TBMM gündemine geldiği günlerde, uygulamaya katılım oranının yüzde 25 civarında olacağı öngörülüyordu. Ben ise o tarihlerde yazdığım bir yazıda bu düzeyde bir katılım oranının Türkiye ekonomisinin son 10 yılda önemli gelişme kaydettiği iddialarıyla çeliştiğini belirtmiştim (23 Kasım 2011, Radikal). Otuzlu yaşlarda bir erkeğin işgücü piyasasından ve sevdiklerinden 15 ay (eğer üniversite mezunu ise 5.5 ay) kopmasının kolay olmayacağını ve pek çok yükümlünün askerlik görevinin psikolojik ve fiziksel zorluklarını yaşamaktansa 30 bin TL’yi denkleştirip uygulamadan yararlanmayı tercih edeceğini düşünmüştüm. Ama yanılmışım; zira Milli Savunma Bakanı’nın açıkladığı sayılara göre 470 bin hak sahibinden sadece 70 bini bedelli askerlik olanağından yararlanmış. Bu sayıların karşılık geldiği yüzde 15’lik katılım oranının 1999’daki bedelli askerlik uygulamasındaki yüzde 21’lik oranın dahi epeyce altında olması – ki o zaman yaş sınırı 27 idi ve 21 günlük temel eğitim vardı – dikkat çekici.

Son 10 yılda resmi rakamlara göre Türk halkının satın alma gücü önemli ölçüde artmışken, bedelli askerliğin rağbet görmemesini neye bağlayabiliriz? Türk milliyetçilerine hitap eden partilerin Meclis’e zar zor girdiği bir dönemde, milliyetçi duyguların güçlendiği ve insanların vatan borçlarını ödemek için can atıyor oldukları argümanı pek geçerli görünmüyor. Bir ‘çözüm süreci’ etkisinden de söz edemeyiz, çünkü bedelli askerliğe başvuru döneminde TSK mensuplarına yönelik silahlı eylemler devam etmekteydi. Çok sayıda muvazzaf subayın tutuklu olduğu ve komutanların hesap verebilirliğinin arttığı bir dönemde askerlik hizmetinin disiplin uygulamaları bakımından gençler için ürkütücü olmaktan çıkmış olması da çok zorlama bir neden olarak görünüyor. Askerlik yapmayana kız verilmemesi gibi kültürel faktörlerin de, özellikle büyük şehirlerde yaşayan eğitimli kesimler için belirleyici olduğunu sanmıyorum (ama TV’deki evlilik programlarını takip etmediğim için bu yorumumda çok iddialı değilim).

Diğer olası faktörlerin düşük katılım oranını açıklamada yetersiz göründüğü bu durumda, geriye yine ekonomik nedenler kalıyor. Bedelli askerlik şansını kullanmayan yükümlülerin ya söz konusu bedeli verecek maddi güçleri yoktu ya da askerlik yapmadan geçirecekleri dönemde o miktara yakın bir parayı kazanabileceklerini düşünmüyorlardı. Bu varsayımdan hareket edip, bedelli askerliğe katılım oranını ekonomik bir gösterge olarak kullanırsak, ülkedeki genel ekonomik durumun o kadar da parlak olmadığını kabul etmek durumundayız. Bu iddianın aksi ancak ekonomi dışı faktörlerin de belirleyici olduğunu ortaya koyan bir akademik çalışma ile ispatlanabilir. İlgili resmi birimlerle işbirliği yapılması durumunda gerçekleştirilmesi daha da kolay olacak bir anket çalışması, Türkiye’nin ekonomik ve sosyolojik gerçeklerine dair bir çok olguyu ortaya koyacaktır. Türklerin asker doğdukları için mi, Kaleşnikoflu resimlerini evlerinin ya da ‘feysbuk’larının duvarına koymaları beklendiği için mi, yoksa paraları olmadığı için mi askerlik yaptıkları gerçekten de yanıtlanmaya değer bir soru.

* İstanbul Bilgi Üniversitesi, Ekonomi Bölümü.