Türkler ölçüyü kaçırdı

Vaktiyle müttefikimiz sayılan Türkiye'nin, günümüzdeki küresel Amerikan karşıtlığı yarışında altın madalyayı kapması kimsenin dikkatini çekmedi.
Haber: Arnaud de Borchgrave / Arşivi

Vaktiyle müttefikimiz sayılan Türkiye'nin, günümüzdeki küresel Amerikan karşıtlığı yarışında altın madalyayı kapması kimsenin dikkatini çekmedi.
Bush yönetiminin politikalarına en olumsuz bakanlar listesi şöyle:
1) Türkler yüzde 82, 2) Endonezyalılar yüzde 81, 3) Lübnanlılar yüzde 80, 4) Arjantinliler yüzde 79, 5) Brezilyalılar yüzde 78. Şükür ki, BBC'nin dünya çapındaki 21 ülkede soru yönelttiği 22 bin insanın yarısı, 'Amerika'nın dünya üzerindeki etkisinin çok olumsuz olduğu' fikrine katılmıyor.
Beyrut'ta Suriye'yi suçlayan binlerce göstericiye bakıp da özgürlük yönünde Amerikan yanlısı sesler duyanlar, bir kez daha düşünsün. Mısır'da Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'e ABD ile yakın ittifakından dolayı kızanların sayısı, siyasi özgürlüklere geçit vermemesine kızanlardan çok daha az.
Türk medyası tarafından yayımlanan uzun yalanlar ve çarpıtmalar listesine baktıktan sonra, o altın madalya pek de şaşırtıcı gelmiyor. Soldan sağa, merkezden İslamcılara kadar herkes, Nazi Almanyası'yla iğrenç kıyaslamalar eşliğinde ABD'ye hakaret yağdırıyor.
Ortadoğu Medya Araştırmaları Enstitüsü, ana akım medyamızın görmezden geldiği eğilimleri gözler önüne sererek bir kez daha önemli bir iş yaptı.
Usame bin Ladin'in 11 Eylül'den bu yana ortaya çıkan 19 ses ve video kaydında söyledikleriyle bazı Türk gazetecilerin yazdıkları arasında fark bulmak zor. Hatta Türkler kindarlık bakımından Bin Ladin'i solluyor.
Sözgelimi İslamcı Milli Gazete'den köşe yazarı Süleyman Arif Emre şunları yazıyor: "Bildiğimiz gibi, Almanya'nın Hitler'i 2. Dünya Savaşı'nı başlattı ve onun ihtirasları yüzünden 50 milyona yakın insan öldü. Bush da Amerika'nın Hitler'idir. Hitler gibi o da dünya için bir lanet haline gelmiştir. Eğer dünyanın duyarlı liderleri Bush'u durdurmak için birleşmezse, onun ihtirasları yüzünden çok insan ölecektir."
Kin dolu Türk şöyle devam ediyor: "Siyonistlerin müttefiki olan Bush, aynı zamanda ırkçı felsefeye inanmaktadır. Hitler'in ırkçılığını geride bırakan Yahudi ırkçılığı ile buluşan Bush'un evanjelik kilisesinin inanışları, 'Şaron-Bush' ikilisinin aynı fanatik felsefenin militanları olduğunun yeterli kanıtıdır. Hitler Almanya kazanırsa yeni bir düzen kuracağını söylüyordu. Bush işgaller yoluyla aynı amacın peşinde. Afganistan ve Irak'ı takiben Başkan Bush'un işgaller haritası 22 İslam ülkesini daha kapsıyor." Emre bu rakama nasıl ulaştığının yanıtını da şu şekilde veriyor: "Çünkü Bush, Nil ile Fırat nehirleri arasındaki her şeyi fethederek 5 bin yıllık Siyonist hayali gerçekleştirmek istiyor. Bush İran, Suriye, Suudi Arabistan ve Mısır'ı da işgal edeceğini ağzından kaçırdı bile."
Merkez sol Radikal gazetesinin köşe yazarlarından Nuray Mert ise Condoleezza Rice'ı, 'ABD'nin dünyayı kaosa sürükleme projesinin önde gelen mimarlarından biri olarak' tanımlıyor ve "bu projenin en barbarca yoldan uygulandığını" savunuyor. Milli Gazete'den Burhan Bozgeyik de, "Bush yönetimi İslam'ın en kötü düşmanlarının elinde. Nefretleri öyle derin ki, ne kadar Müslüman kanı dökerlerse döksünler doymuyorlar... Yüz binler ölse bile onlara az geliyor" diye yazıyor ve ekliyor: "Şer üçgeninin (ABD, Britanya ve İsrail) Müslüman nefreti çılgınlık düzeyine ulaşmış durumda. Müttefikimiz olduklarını söylüyorlar, ama aslında Türkiye'yi yıkmayı planlıyorlar. Irak'taki sözde seçimler, ülkeyi bölmenin ilk adımından ibaret."
Sadece İslamcı aşırılıkçıların değil, Vahhabi öğretilerine bağlı olanlar da dahil milyonlarca Müslüman köktendincinin inandığını net olarak bilmesek, bu sözler insanın kulağına gülünç gelebilirdi. Ve dönüp kendimizi suçlardık.
Amerika'nın kamuoyuna yansıyan siyasi ifadeleri acınacak derecede savunmacı bir nitelik taşıyor. İtibardan yoksun bir siyaset bu. ABD'nin mali desteğiyle Arap dünyasına yayın yapan uydu kanalı El Hurra'da bile zaman zaman Bush yönetimine ağır eleştiriler yönelten demeçler çıkıyor. Pentagon'un soruşturmalarında rapor veren gözlemciler ise bunun, 'güven kazanmak' için yapıldığını söylüyor.
İzmir'in eski belediye başkanı ve Dünya gazetesinin köşe yazarı Burhan Özfatura da, "Benim samimi inancım o ki... ABD yetersiz, son derece saldırgan, İslam'ın gerçek düşmanı olan, beyni evanjelik saçmalıklarla yıkanmış, kana susamış bir ekip tarafından yönetiliyor. Bu ekibin İsrail'in komuta-kontrol sistemiyle sıkı ilişkisi var" diye yazıp şu sonuca varıyor: "ABD bugün ve gelecekte Türkiye için en büyük tehlikedir."
Amerikan karşıtlığı Türkiye'de nispeten yeni bir fenomen. 1990'lar boyunca Türkiye'de halkın yüzde 60'ı ABD ve onun politikalarının lehinde görüşlere sahipti. Irak savaşı birçok zihni kilitledi. Erdoğan ve İslami eğilimli partisinin iktidara gelişiyle soğuk rüzgârlar esmeye başladı.
Türk meclisi ABD'nin Irak'a karşı bir kuzey cephesi açma planlarını reddedince ilişkiler dibe vurdu.
6 milyar dolarlık bir tatlandırıcı, yanı sıra milyarlarca dolarlık kredi bu tavrı değiştirmedi. Kuzey taarruzuna kalkışması öngörülen 4. Zırhlı Tugayı savaş gemilerinde kalakaldı. Sonunda Arabistan Yarımadası'nın etrafından dolaşıp Irak'a Kuveyt'ten girdiler.
Türk paranoyası, ABD'nin bağımsız ve petrol zengini bir Kürt devleti kurmak istediği yönündeki kuşkularla beslendi. Türk gazeteciler, Türkiye'nin huzursuz Kürtlerinin bunun ardından ayrılmaya çalışacağına kendi kendilerini inandırdı. Oysa Bush, Erdoğan'a ABD'nin Irak'ın toprak bütünlüğünü korumakta kararlı olduğu konusunda tekrar tekrar güvence vermişti. Fakat bu, Türk medyasındaki azgın çete sayesinde ABD'nin niyetlerine dair dezenformasyonun tekrar tekrar su yüzüne çıkmasını engellemedi.
Türkiye'nin AB üyeliği çabası da Ankara'nın Kıbrıs'ı tanımaktaki gönülsüzlüğü nedeniyle ivme kaybetti. AB bu tanımayı olmazsa olmaz koşul sayıyor. Türkler ise Kıbrıs'ın kuzeyini işgal altında tutmayı sürdürüyor. (8 Mart 2005)