Türklerin işi artık daha da zor

Türkiye'nin 3 Ekim'de AB ile katılım müzakerelerine başlaması bekleniyor. Müzakereler şüphesiz gerçekleşecek. Ancak AB anayasasına dair Fransa'dan pazar günü çıkan yıkıcı 'Hayır' kararının ardından, Türklerin Avrupa'nın kapısını aralaması çok daha zor olacak gibi görünüyor.
Haber: Roland Flamini / Arşivi

Türkiye'nin 3 Ekim'de AB ile katılım müzakerelerine başlaması bekleniyor. Müzakereler şüphesiz gerçekleşecek. Ancak AB anayasasına dair Fransa'dan pazar günü çıkan yıkıcı 'Hayır' kararının ardından, Türklerin Avrupa'nın kapısını aralaması çok daha zor olacak gibi görünüyor.
Sağ kanatta 'Hayır' kampanyası yürütenler, Türkiye'nin üyeliğini referandum meselesi haline getirerek, bir İslam ülkesinin AB üyesi olamayacağını, zaten üye olması durumunda 80 milyon nüfusuyla iktidar merkezini Batı'dan Doğu Avrupa'ya kaydıracağını savundu. Referandumun ardından da Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik muhalefet, halktan destek görüyor. Üyelik önemli bir İslam ülkesini Batı kurumlarına bağlayacak olsa da, referandum sonucunun yan etkisi, Ankara'yı kabul etmeye daha az istekli, savunmacı bir Avrupa olacak gibi görünüyor.
Türkiye'ye karşı muhalefet Papa 16. Benedictus'un seçilmesiyle güçlendi. Laik Fransa'da Papa'nın etkisinin ne ölçüde olacağını hesaplamak zor. Ancak Ratzinger'in yaklaşık bir yıl kadar önce ifade ettiği olumsuz görüşler geçen ay Papa seçildiğinde yeniden gündeme geldi ve medyada geniş yer aldı. Vatikan hiçbir zaman Ankara'nın üyeliğine taraftar olmadı, ancak karşı çıkarken çok daha ihtiyatlıydı. Papalık, AB anayasasında Avrupa'nın Hıristiyan köklerine atıfta bulunulması için onca çaba harcamasının nedenlerinden biri de Türkiye'ye karşı bir engel daha oluşturmaktı.
Fransa'dan çıkan 'Hayır' kararına, Erdoğan hükümeti için olumsuz haberler
eşlik etti. Schröder, seçimlerin bir yıl önce, önümüzdeki eylül
ayında yapılması çağrısında bulunmuştu. Schröder Ankara'nın AB üyeliğinin güçlü bir destekçisi. Ancak rakibi Merkel öyle değil. Türkiye'ye tam üyeliğin hayli gerisinde kalan 'imtiyazlı ortaklık' önerisinde bulunuyor.
Halihazırda Alman kamuoyu araştırmaları Merkel'in Schröder'in önünde gittiğini ve CDU'nun galibiyetine neredeyse kesin gözüyle bakıldığını gösteriyor. Gül, Almanya'nın verdiği destek açısından bir değişikliğin söz konusu olmadığı görüşünde. Türk dışişleri bakanı, "Hükümetler değişebilir ancak (Türkiye'nin üyeliği söz konusu olduğunda) devam eden süreci durduramazlar" demişti ancak bu açıklama, Fransa'daki refarandumdan önceydi.
Tüm bunlar Türk meselesinin, Washington'da yaklaşan yıllık ABD-AB zirvesinde geniş yer tutacağı anlamına geliyor. Bush yönetimi Türkiye'nin AB üyeliğine güçlü biçimde destek veriyor. Brüksel'in Türkiye'ye ayak diremesi Washington ve Avrupalı müttefikleri arasında başka bir anlaşmazlığın yaşanmasına neden olacağa benziyor. (30 Mayıs 2005)