'Türklüğün' kimliği belirsiz savunucuları

Bu kimlikleri belirsiz kişilerin, 50'den fazla yazar, gazeteci ve akademisyeni, yargıyı...
Haber: MAURREN FREELY / Arşivi

Bir tahmin yapmam istense, geçen cuma sabahı Orhan Pamuk'un yargılandığı duruşma salonunun önünde 200 kişinin beklediğini söylerdim. Dünyanın çeşitli yerlerinden onlarca gazeteci ve Avrupalı parlamenter ile hiç olmazsa insan hakları için kampanya yürüten Türk aydınlar da oradaydı. Önce merdivenlerde faşist sloganlar atan kadına kulak asmadık ancak Orhan Pamuk'a elindeki plastik bir dosyayla vurduğunda, o kadını içeri kimin soktuğunu düşünmeden edemedik.Yaklaşık 20 çevik kuvvet polisi bizi duruşma salonuna doğru itiyordu. Salon tıka basa dolduğunda ve kapı kapandığında, kalabalık ilerlemeye devam etti ve ben neredeyse eziliyordum. Bu arada, koridorun diğer ucunda, bir grup milliyetçi faşist tahrikçi, polis sessizce seyrederken, hedef 'vatan haininin' etrafını sardı. İçlerinden birinin işaretiyle susan grup sonra diğer hedeflere yöneldi.
Bu kişilerin aramıza girmelerine neden izin verildi? Pamuk'a karşı öfkeli suçlamalar yönelten milliyetçi avukatlara, 50 dakikalık duruşmanın büyük bir bölümünde söz hakkı veriliş nedeni neydi? Hâkimden duruşma salonunu boşaltması istendiğinde bu kişilerden biri Denis MacShane'i yumrukladı. MacShane ve diğer AB parlamenterleri mahkemden ayrılırken saldırıya uğradılar. Sonra, Türk basınının kibarca, 'uzaktan atıldığını' söyledikleri, yumurta ve taş yağmuru başladı. Sağ görüşlü tabloidler, 'soluk benizli' yazarın ve onun her işe burnunu sokan Avrupalı arkadaşlarının hak ettiklerini bulmalarına sevinirken; daha sorumlu gazeteler, olaylardan duydukları utancı, bu olayların Türkiye'nin dış dünyadaki itibarını belki de hiç onarılamayacak şekilde tahrip ettiğini yazarak gösterdiler. Az sayıdaki gazeteci, güvenlik hatalarını sorgulamaya cesaret etti ancak hiçbiri, nedenleri açıklamaya teşebbüs etmedi. Buna gerek yoktu; mesaj alınmıştı. Mesajı ben de aldım ve izin verirseniz size de aktarayım.
Tesadüf değil
Bu bir güvenlik hatası ya da hükümetin veya yargı sisteminin 'bindikleri dalı kesme' vakası değildi: Bu, Pamuk'un destekçilerini, özellikle onun duruşmasını izlemeye gelmiş AB parlamenterlerini horlamaya ve yıldırmaya yönelik dikkatle organize edilmiş bir girişimdi. Olayların, dünya medyasının gözleri önünde cereyan etmesi, Türkiye'nin eski tarz otoriter bir rejime sahipmiş gibi görünmesi, tesadüfi değildi. Çok güçlü bir elit tabaka bunu istiyor.
Karanlık söylentiler
Gerçek neden işte bu. Ordu, Cumhuriyet kurulduğundan bu yana, Türkiye Cumhuriyeti'nde egemen bir güç oldu ve kendisini, Atatürk'ün kurucu vizyonunun savunucusu olarak görüyor. Herhangi bir hükümetin Kemalist çizgiden saptığını hissederse, müdahale etmesi gerektiğini düşünüyor. Ordu, 1960'ta, zamanın başbakanını görevden almakla kalmamış; o ve iki arkadaşını asmıştı. Sonra, silahlı kuvvetlerin siyasetteki rolünü fazlasıyla artıran yeni anayasayı hazırladı. Ordu, 1971 ve 1980'de, iki kez darbe yaptı. Türkiye'nin yürürlükteki Anayasası'nı, generallerden biri, 80'lerin başında hazırladı. Hem bu yılın başında yürürlükten kalkan ceza yasası hem de bu yasanın yerine getirilen ve AB'ye uygun olması gereken yeni ceza yasası, ifade özgürlüğüne ciddi sınırlama koyuyor. AB'ye katılımın temel şartlarından biri, Türkiye'nin, 'himayeci' ve 'güdümlü' demokrasiyi terk etmesi.
Bu, ordunun siyasetteki rolünün elinden alınması anlamına geliyor. Türkiye AB'ye girerse, ordu en çok zarar edecek kurum.
Belirli vatansever ve mevki sahibi militaristler için AB'ye katılım, sadece güç merkezlerine yönelik tehdit değil, anladıkları şekliyle Kemalizm'e ihanet anlamına geliyor.
Bu kimlikleri belirsiz kişilerin, 50'den fazla yazar, gazeteci ve akademisyeni, yargıyı, orduyu ve Türklüğü alenen aşağılamaktan suçlayan savcılarla temasta olup olmadıklarını bilmiyoruz. Ancak güvenlik güçleri, istihbaratçılar ve faşist paramiliterlerin şebekesi 'derin devletin', Türk siyasetinin itici gücü olduğuna dair bazı yeni ve karanlık söylentiler var. Güneydoğudaki bir kitabevine düzenlenen bombalı saldırı, bu söylentileri kanıtlar gibiydi. Avrupa, Türk ordusunun tek sorunu değil. Kıbrıs'ta giderek derinleşen kriz, Kuzey Irak'ta özerk bir Kürt devletinin kurulma olasılığı ve kendisini uzun yıllar destekleyen ABD ile ilişkilerdeki gerginlik, orduyu huzursuz eden diğer konular. Sorun çıkaran ve her işe burnunu sokan yabancılar tarafından kuşatılmış ordunun belki de sabrı taşıyor. (19 Aralık 2005)