Uçurumdan dönüldü

AB toplantılarında çoğunlukla kıran kırana pazarlıklar ve son dakikada çözülen krizler sahnelenir; böylece liderlerin ülkelerine döndüklerinde zafer kazandıklarını öne sürmeleri sağlanır.

AB toplantılarında çoğunlukla kıran kırana pazarlıklar ve son dakikada çözülen krizler sahnelenir; böylece liderlerin ülkelerine döndüklerinde zafer kazandıklarını öne sürmeleri sağlanır. Fakat dün Lüksemburg'daki dışişleri bakanları toplantısında sergilenen dramın hiçbir yapaylığı yoktu. Adını meşhur bir AB uzlaşma formülüne veren kent, 24 üye ülkeyle bir üye arasında son derece gerçek bir karşılaşmaya sahne oldu. 24 ülke, Türkiye'nin AB ile tarihi üyelik müzakerelerine başlamasına hazırdı. Avusturya ise değildi. Fakat zaman içinde 25 ülke aralarında uzlaştı, gelgelelim Türkiye'de yükselen öfke artık dizginlenemiyordu. Sonunda, herkesin sinirlerinin iyice harap olmasıyla birlikte, ABD'nin araya girişi ve Britanya'nın Çerçeve Belgesi'ne birkaç hünerli dokunuşu işi bitirmeye yetti.
Jack Straw uzlaşma sağlamak konusunda beceriksiz olmakla eleştiriliyordu. Fakat gerçek şu ki, Ankara'da gerilen sinirleri de hesaba katarak yapılması gereken hassas bir işti bu. Avusturya'nın, Türkiye'nin, İsveç'ten Slovakya'ya kadar bütün diğer adaylara tanınan tam üyelik yerine 'imtiyazlı ortaklık' önerilerek ayrımcılığa tabi tutulmasını öne sürmesi kesinlikle yanlıştı. Bu müzakereler net bir şekilde, Türkiye'nin (ki kendisine daha 1963'te Avrupa perspektifi taahhüt edilmişti) halihazırda ekonomik ve siyasi reform rotasında ilerlediği fikri üzerine temellenmişti. Bu saatten sonra Türkiye'yi geri çevirmenin tehlikeli bir tepkiye yol açabileceği belliydi.
Bütün bunlar, bütün AB adayı ülkeler için geçerli kriterlerin (ister gıda hijyeni, ister mali işleyiş kuralları, isterse insan hakları olsun) Türkiye'ye tavizsiz şekilde uygulanmaması gerektiği anlamına gelmiyor. Ama kalenin yerini değiştirip sahtekârlık yapmak veya engelleri çoğaltmak anlamına da gelmemeli. 70 milyondan fazla Türk'ün AB vatandaşı olabilmesi için daha ne kadar çok şeyin yapılması gerektiği herkesin malumu. Ciddi siyasi engeller varlığını sürdürüyor, ki bunlar arasında Jacques Chirac'ın, arkaplanda Avrupa'da büyüyen Türkiye tepkisi karşısında, Türkiye'nin üyeliğine dair riskli bir referandum çağrısı yapması da var; bu çağrının arkasında kısmen, bu yaz AB Anayasası'nın Fransa ve Hollanda'da reddedilmesi felaketi yatıyor. Hükümetlerin, bu tarihi genişlemenin doğru politika olduğuna kendi seçmenlerini ikna etmesi için çok çalışması gerekiyor.
Türkiye'nin AB'nin bütün koşullarını yerine getirmesinin 10 veya daha fazla yıl alacağını hatırlamak önemli. Bunları yerine getirdiğinde bugünden daha zengin olacak ve iyiye doğru birçok değişim geçirecek. Avrupa bu laik Müslüman demokrasiyi reddetseydi, inanılmaz dar görüşlü bir tavır sergilemiş, popülizmi ve önyargıları daha da vahim hale getirmiş olacaktı. Herkes rahat bir nefes aldı. Fakat nefesinizi tutmayın. (Başyazı, 4 Ekim 2005)