Umut fakirin ekmeği, ye dünya ye

Umut fakirin ekmeği, ye dünya ye
Umut fakirin ekmeği, ye dünya ye
2009'da dünya halkları, Bush'u gömüp Obama'yla yeni bir döneme başlayacakları için umutlandı. Ancak vaatlerinin çoğunu tutmayan Obama Afgan savaşına hız vererek Nobel Barış Ödülü'nü alıverdi İsrail'in 'Dökme Kurşun' operasyonunda Gazze'deki Filistinliler fosfor bombalarıyla kavruldu, dünya ses etmedi. Avrupalılar yıl boyu İslami sembolleri tartışırken, Çin Uygur isyanıyla sarsıldı

Obama’da umut çok ama icraat yok...

2009, belki de en çok, ABD’de 21. yüzyılı açan Bush-Cheney politikalarından çark edilip dümenin Barack Obama’ya emanet edilmesi açısından önemli. ‘Evet, yapabiliriz’ ve ‘Umut’ sloganlarıyla seçilen Obama’nın ilk yılında dünyanın umdukları boy atamadı, ama elinden bu kadarının geldiği de söylenebilir.
Obama, ABD başkanlık koltuğunun gördüğü sadece ilk siyah değil, ilk babası Müslüman, göbekadı Hüseyin olan şahsiyet. 20 Ocak’taki yemin töreninde, “Müslüman dünya ile karşılıklı çıkar ve saygı temelinde ileriye doğru yeni yol arıyoruz. Tarihin yanlış tarafında olanlar yumruğunuzu gevşetirseniz size elimizi uzatacağız” mesajı yolladı. Başkan sıfatıyla ilk konuştuğu televizyon El Arabiya olurken, İran’a “Yumruklarını açmaya istekli olurlarsa uzattığımız eli bulacaklar” diye seslendi. Nevruzda İran medeniyetine övgü düzen Farsça mesaj yayımladı. İran haziran seçimi sonrası karışırken, göstericilerin kanının dökülmesini kınadı ama rejimi doğrudan hedef almadı.
Başkan olur olmaz Ortadoğu barışını andı, Kuzey İrlanda barışının güvenilir arabulucusu George Mitchell’ı Ortadoğu özel temsilcisi atadı, Filistin’in barış görüşmelerinin başlaması için İsrail’in Yahudi yerleşimlerini tümüyle dondurması talebine destek verir göründü. Nisanda G20 zirvesi çerçevesinde çıktığı Avrupa turunun Prag ayağında ABD’nin atom bombası kullanan ilk ve tek ülke olduğunu teslim ederken, küresel çapta nükleer silahsızlanma vaat etti. Bu turun son durağı yaptığı Türkiye’de Bush’un ‘ılımlı Müslüman ülke’ tanımını çöpe atıp, ‘hem nüfusunun çoğu Müslüman hem laik hem demokratik tek ülkeye’ övgü düzdü. Ardından Amerika zirvesine katılıp kıta ülkeleriyle eşit ilişkiler vaat eden Obama’ya, Latin sol kuşağının öncüsü Venezüella lideri Chavez “Dostunuz olmak istiyorum” diye yanaşıp Galeano’nun ‘Latin Amerika’nın Kesik Damarları’ kitabını hediye etti. Haziranda Kahire Üniversitesi’nden Müslüman alemine seslenip ‘ilişkilerde yeni başlangıç’ vaat eden Obama, aynı sloganının diğer muhatabı Rusya’yı temmmuzda ziyaret edip Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ve Başbakan Vladimir Putin ile samimi pozlar verdi. Kasımda ABD’nin en çok borçlu olduğu ülke Çin’i ziyaretinde ‘süt dökmüş kedi gibiydi’.
Obama Irak’tan çekilip Afganistan’a odaklanacağını söylemişti. Balkanları karıştırmış diplomatı Richard Holbrooke’u AfPak temsilcisi atayıp 17 bin takviye asker emrinden sonra izleyeceği stratejide tereddüt etti. Ama kurumsal yapının baskısıyla 30 bin takviye asker daha yollama kararı aldı.

Bir yıllık karne...
Bunca lafın hayattaki karşılığı şöyle oldu: Ekimde başlayan nükleer müzakereler İran açısından yenilgi anlamını taşıyabilecek anlaşma taslağı esnetilmediğinden tıkandı. İsrail’in yerleşimleri dondurması şartı buhar olup havaya karıştı. Gazze kaderine terk edildi. Rusya ile yıl sonunda süresi dolan nükleer silahsızlanma anlaşmasında uzlaşmaya varılamadı. Küba’ya amborgo kalkmadı, Honduras’ta darbeye göz yumuldu. Nobel Barış Ödülü’nü Afganistan stratejisi sebebiyle ‘savaş başkanı’ olarak alan Obama, ilk imzaladığı kararname olan Guantanamo’nun 2010 başında kapatılmasını gerçekleştiremeyecek.
787 milyar dolarlık ekonomiyi teşvik paketi yürürlüğe konup borsa ve piyasa canlandırılırken, işsiz Amerikalıların oranı yüzde 10’u geçti. Tüm Amerikalıları kapsayacak sağlık reformuna soyunduğu için hem sosyalist hem Nazi yaftası yiyen Obama’ya suikast tehditleri tavan yaparken, Kongre tasarıyı özel sigortaya devlet sigortasının alternatif oluşturması maddesini çıkararak kabul etti.

Gazze’nin başına kurşun döküldü

İsrail’in Gazze’de eti kemiğe kadar yakan, ciğerlerde ani yaralara yol açan fosfor bombalarını kullandığı ortaya çıktı.

İsrail, Hamas’ın hükmettiği Gazze Şeridi’ne 27 Aralık 2008’de başlattığı Dökme Kurşun operasyonu’nu 18 Ocak 2009’da geride büyük yıkım bırakarak bitirdi. Filistin tarafından 1181’i sivil 1417, İsrail tarafından 3’ü sivil 13 kişi öldü. 
Akdeniz kıyısında İsrail ve Mısır arasında tamamen dünyadan tecrit edilmiş Gazze’de 4 bin ev ve 80 hükümet binası yıkıldı. Altyapı tamamen tahrip olurken 1.5 milyon nüfuslu bölgede 400 bin kişi susuz kaldı. İsrailli sivil örgüt Sessizliğin Bozulması, temmuzda 26 askerin sivilleri kasten hedef aldıkları, Gazzelileri canlı kalkan kullandıkları, gereksiz ölüm ve yıkıma yol açtıkları, sivil alanlarda beyaz  fosfor kullandıklarına dair itiraflarını yayımladı. Güney Afrikalı Yahudi kökenli yargıç Richard Goldstone başkanlığındaki BM misyonu ise, altı aylık çalışmanın ardından İsrail ve Hamas’ı savaş suçu ve insanlığa karşı suçlarla itham eden raporunu eylülde açıkladı. Rapor, İsrail ve Filistin’in üç ay içinde iç soruşturma başlatmaları, aksi halde BM Güvenlik Konseyi’nin konuyu Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne göndermesini içeriyordu. İsrail’i uluslararası kamuoyunda köşeye sıkıştıran rapor, ABD engellemelerine rağmen ekimde BM İnsan Hakları Konseyi’nde kabul edilip Güvenlik Konseyi’ne sevk edildi. İsrailli liderler olası tutuklama kararları nedeniyle Avrupa gezilerini gerçekleştiremez oldu. İsrail Gazze’nin yaralarına sarmasına da geçit vermedi.
Saldırıların yıldönümünde Batılı 16 insan hakları örgütü ortak raporla, tecridine son verilmesi ve yeniden inşa için parmağını dahi kıpırdatmayan uluslararası toplumu Gazze halkına ‘ihanetle’ suçladı. İsrail de tecrit politikasıyla toplu cezalandırma taktiği güderek uluslararası insan hukukunu çiğnemekle itham edildi. Bir yılda Gazze’ye sadece inşaat malzemesi taşıyan 41 kamyonun girişine izin verildiği, halbuki bölgenin inşası için binlercesine ihtiyaç olduğu belirtildi. İsrail, başta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu olmak üzere üst düzey yabancı yetkilileri Gazze’ye sokmama politikasını da sürdürdü. Tecritte İsrail’den geri kalmayan Mısır da Gazze’nin nefes borusu ye-
raltı tünellerinin önüne geçmek için ABD’de üretilen çelik duvarları Refah sınırına çakmaya başladı. 

Bir dedikoduyla gelen Uygur isyanı

Uygurlar Çin güvenlik güçlerinin bastırdığı isyanda 600 kayıp verdiklerini söylüyor. 

Onlarca yıldır Çin’in baskısı altındaki Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de son isyan, Çin’in Guangdong kentinde Uygur işçilerinin Hanlı iki kadına tecavüz ettiği dedikodusunun üzerine iki Uygur’un öldürülmesinin ardından 5 Temmuz’da patlak verdi. Önce Uygurlar sokaklara dökülüp Çinli Hanlara saldırdı. Ardından Hanlar aynını yaptı. Resmi rakamlara göre çoğu Han 197 kişinin öldüğü çatışmaların polisin şiddetli müdahalesinin de büyük etkisi bulunuyor. Olaylar da bölgeye sevk edilen binlerce asker ve polisin demir yumruğuyla bastırıldı. Pekin’in isyanı kışkırtmakla itham ettiği Dünya Uygur Kongresi lideri Rabiya Kadir suçlamaları reddedip 600 Uygur’un öldürüldüğünü ve binlercesinin tutuklandığını kaydetti. Çin medyası tutuklu sayısını 83 olarak verirken 24 Aralık itibariyle 22 kişi idama mahkûm edildi, bunlardan 9’unun cezası yerine getirildi.

Afganistan’dan çıkma adına cephe genişliyor

ABD Başkanı Barack Obama, selefi George W. Bush’un 2001’de başlattığı Afganistan savaşından cepheyi genişleterek çıkma stratejisine yöneldi. Obama şubatta Kaide ve Taliban’la savaşı Pakistan’a yaymayı stratejisi kapsamında Rechard Holbrooke’u AfPak özel elçisi atayıp 17 bin ilave asker göndermeye karar verdi. Obama gözden geçirilmiş yeni stratejisini açıklamak için de 20 Ağustos’taki Afgan seçimlerinin sonuçlarının bekledi. Bol hileli seçim parodisinin sonuçları ancak 21 Ekim’de belli oldu. Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin yüzde 49.6, rakibi Abdullah Abdullah’ın yüzde 30 almasıyla ikinci tur 7 Kasım’da ilan edildi. Ancak Abdullah’ın 1 Kasım’da çekilmesiyle Karzai hükmen galip ilan edildi. Aynı gün Obama West Point üssünde altı ayda ilave 30 bin askerin cepheye sürülmesini, 18 ay sonra çekilmenin başlamasını ve Afgan güçlerinin eğitimine ağırlık verilmesini öngören yeni stratejiyi açıkladı.
Amerikan askeri sayısının 2010’da 100 bini aşması hedeflenirken NATO’nun 4 Aralık zirvesinde müttefiklerden 7 bin takviye güç sözü alındı. Türkiye ise katkısını ikinci kez üstlendiği ISAF’ın Kabil komutanlığı çerçevesinde asker sayısını 700’den ikiye katlayarak 1500’e çıkarmakla sınırlı kaldı. Amerikalı yetkililer sonradan takvimin esnek olduğunu belirtip 2011’de çekilme kararının esnek olduğunu söylerken Karzai de kendi takvimini ‘Beş yıldan önce ABD askeri çekilemez. Onlara 15-20 yıl daha ihtiyacımız var’ diye koydu. 

Avrupa içindeki İslam’ı keşfetmeye başlıyor

Fransa’da çok az sayıda kadın çarşaf kullanırken, çarşaf yasağı devreye sokulmaya hazırlanılıyor. 

Avrupa’nın önde gelen ülkeleri, Müslüman nüfus 18 milyona ulaşıp manzarada örtülü kadınlar, sakallı-tespihli adamlar ve camiler belirince telaşlandı. Almanya’da Köln Camii inşaatı büyüklüğü gerekçesiyle malzeme olurken, kasımda İsviçre Halk Partisi dört minarenin yükseldiği Alpler ülkesinde yeni minare inşatının yasaklanmasını referanduma götürüp kazandı. Müslüman âlemin tepkisini çeken yasağa dolaylı destek veren Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ise ülkesini ‘ulusal kimlik’ tartışmasıyla soktu. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik ilkelerine dayalı Fransız devriminden 220 yıl sonra ‘Gerçek Fransız kimdir’ tartışmasına başlandı. Hükümetin internette açtığı foruma yağan on binlerce mesaj ağızları açık bıraktı: ‘Fransız olmak beyaz olmak demektir’, ‘Fransız olmak ateşe verilmesin diye otomobilini kapalı otoparka bırakmaktır’, ‘Artık Afrika sömürgesi olduk, eskiden tersiydi’, ‘De Gaulle’un dediği gibi diğer ırklar hep küçük birer azınlık kalmalı’, ‘Ben bir göçmenim ve lanet milli marşınızı maçlarda yuhalama hakkım var’, ‘Burada yorum yapan ırkçılar, adreslerinizi bulduk, hepinizi yakacağız’. Sarkozy, Fransa’da birkaç yüz çarşaflı kadın olmasına rağmen, yeni yılda kamusal alanda çarşaf-peçe yasağı getirmekte de kararlı. Bu arada 2011’de bitecek Marsilya Camii’ne beş vakit ezan okunması yerine mor ışık yakılması zorunluluğu getirildi. Yeşil olamıyor, çünkü limandan gemilere yollanan ışığın rengi, kırmızı olamıyor çünkü itfaiyeci ışığının rengi. Müslüman cemaata kalıyor gece kulübü rengi.

Batılılar Beşir’in peşine düştü

ABD’nin Irak işgali başlarken, kara kıtanın ırak bölgesinde iklim değişikliğinin de etkisiyle kızışan toprak paylaşımı kanlı çatışmalara dönüşüyordu. Sudan’ın Darfur bölgesinde hükümet destekli göçebe milislerle isyancı kabilelerin çatışmasının gerçek çapı hâlâ tam saptanamazken, 2004’te Bush yönetimi buna ‘Darfur soykırımı’ etiketi takmıştı. Bugüne dek sadece bazı Afrika ülkelerinin yakasına yapışmış BM’ye bağlı Uluslararası Ceza Mahkemesi de, 2009’a İsrail’in Gazze operasyonuna seyirci kalarak girip, üç ay sonra Sudan Devlet Başkanı Ömer Beşir hakkında Darfur’da ‘insanlığa karşı suç’ ve ‘savaş suçundan’ tutuklama emri çıkardı. Karara Afrika Birliği, Arap Birliği, Bağlantısızlar, Rus ve Çin itiraz etti. Uluslararası hava sahasında uçağının durdurulup tutuklanabileceği uyarısına rağmen Katar ve Mısır’ı ziyaret eden Beşir, kasımda İstanbul’da düzenlenen İslam Konferansı Örgütü’nün ISEDAK toplantısına davetliydi. Önce AB’nin “Savaş suçlusu ağırlayamazsınız” uyarısını tersleyen Ankara, ABD Dışişleri’nden “Beşir’i sorumlu tutup hesap sorun” çıkışı gelince, zorda kaldı. Ankara “Sadece İKÖ davetlisi” diyerek topu Beşir’e attı. Beşir de isyancılarla görüşmeler ve seçim yasası çalışmalarını gerekçe gösterip ziyaretini iptal etti.