Üniversitelerin kalite notu: 5 üzerinden 2

Türkiye gerilerde
Güçlü bir Avrupa Yükseköğretim Alanı kurmayı amaçlayan Bologna sürecinin değerlendirme toplantısında Avrupa'daki üniversitelerin büyük gelişme kaydettiğine dikkat çekildi. Avrupa Üniversiteler Birliği'nin (EUA) raporuna göre ise Türkiye'nin kat etmesi gereken çok mesafe var.
Kalitenin adı var
Türk yükseköğretimi kalite konusunda yeterli güvence sistemlerine sahip değil. Türkiye'deki 77 üniversiteden yalnızca 10 tanesi uluslararası akreditasyon ve kurumsal değerlendirme süreçlerinden başarıyla çıktı. Birliğin hazırladığı rapora göre, Türk üniversitelerinin kalite notu 5 üzerinden 2.
Eğitime kaynak yok
Türk üniversitelerinin verdiği diplomaların Avrupa'daki geçerliliğiyle ilgili aldığı not ise beş üzerinden 3. EUA raporuna göre AB ülkeleri üniversitelere gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 1.9'unu ayırıyor. Türkiye'de bu oran yüzde 0.64. Türkiye özerklik konusunda da Avrupa'nın en gerisinde.
Haber: GÜLSÜN SAĞLAMER / Arşivi

Berlin'de 2003'te yapılan Avrupa Eğitim Bakanları Toplantısı'ndan sonra AB ülkeleri ve Bologna sürecine girme kararı alan diğer Avrupa ülkelerinin de katılımıyla 45 Avrupa ülkesinin eğitim bakanları, Bologna sürecinin ortasında durumu değerlendirmek ve süreci güçlendirecek kararlar almak
üzere Bergen'de, Norveç Eğitim Bakanı Kristin Clement'in ev sahipliğinde toplandılar.
Bakan Kristin Clement toplantının amacını özetlerken Avrupa'nın küresel rolüne dikkati çekmiş ve Avrupa Yükseköğretim Alanı'nın (European Higher Education Area, EHEA) küresel ölçekte güçlenebilmesi için kalite iyileştirmenin ve işbirliğinin önemini vurgulamıştır. Bologna sürecinin yarıyolunda duruma bakıldığında, 2010 hedeflerinin 'varılabilir hedefler' olduğunu ve tüm yükseköğretim kurumlarının bu yönde büyük gelişmeler gösterdiğini belirtmiştir.
Bu toplantıda, Bologna sürecinde varılan sonuçları tartışmak kadar, 2010 ötesi gelişmeleri planlamak için gerekli çalışmaların yoğunlaşması gerektiği konusunda görüş birliğine varılmıştır. 2010 yılına kadar hedeflerine ulaşması beklenen Bologna süreci, Avrupa Yükseköğretim Alanı'nın güçlü bir biçimde oluşmasını ve gelişmesini hedef almaktadır. Berlin toplantısında alınan kararlar gereğince üç ana alana odaklanılmış ve bu üç alandaki gelişmeleri incelemek üzere hazırlanan kapsamlı raporlar Bergen toplantısında katılımcılara sunulmuştur.
Bu üç alan: l İki-üç aşamalı yükseköğretim (lisans, yüksek lisans, doktora) l Kalite güvencesi l Diplomaların tanınması (ECTS European Credit Transfer System).
45 ülke
Bu toplantıya 45 ülkenin eğitim bakanları yanında, Avrupa Yükseköğretim Alanı'nın paydaşlarını temsil eden kuruluşların temsilcileri de katılmıştır. Bunların arasında Avrupa Üniversiteler Birliği (Europeanuniversities Association, EUA), EC (European Council), UNESCO,
ESIB, EURASHE bulunmaktadır.
Ulusal delegasyonlarda Eğitim Bakanları ile birlikte Rektörler Konferansı Başkanları (Türkiye için YÖK temsilcisi), Bologna süreci ile ilgili öğretim üyeleri ve öğrenci temsilcileri görev almıştır. EUA (Avrupa Üniversiteler Birliği) Yönetim Kurulu üyeleri kendi ulusal delegasyonlarında yer almışlardır.
Ancak, EUA Yönetim Kurulu üyesi olarak ben Bergen'de EUA Yönetim Kurulu toplantısı nedeniyle bulunduğum sırada Türk delegasyonuna davet edildim.
Türk delegasyonu
Bu nedenle, Türk delegasyonunda Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, YÖK Başkan-vekili Prof. Dr. Aybar Ertepınar, Avrupa Üniversiteler Birliği Yönetim Kurulu üyesi (EUA) Prof. Dr. Gülsün Sağlamer, öğrenci temsilcisi, Erciyes Üniversitesi öğrencisi Veli İnan görev almıştır. İki gün devam eden toplantının ilk gününde, paydaşların gelişmeler üzerindeki değerlendirmelerini içeren üç ana konudaki sunuşlara ve dört ana temaya odaklanan paralel oturumlara yer verildi.

  • Doktora çalışmaları ve yükseköğretimle araştırma arasındaki sinerji
  • Hayat boyu öğrenme (life long learning)
  • Kalite güvencesi ve küresel perspektifte programların tanınması
  • Kurumsal özerlik ve yönetim.
    Bakanların katıldığı toplantıda ise Bergen Bildirgesi tartışılarak sonuçlandırıldı. İkinci gün sabah oturumunda, paralel oturumların sonuçları açıklandı ve arkasından toplantıda varılan sonuçlar bakan Kristin Clement, dönem başkanı olan Lüksemburg'un Eğitim Bakanı François Biltgen ve EU Komiseri Jan Figel tarafından yorumlandı. Toplantının son bölümünde Bergen Bildirgesi'nin bakanlar tarafından imza töreni yapıldı.
    Türkiye'de durum
    EUA tarafından hazırlanan TRENDIV Raporu ve BFUG (Bologna Follow-Up Group) raporu, Türkiye'deki yükseköğretim için önemli sonuçlar içermektedir. Mevcut durumu Berlin'de belirlenen üç alan çerçevesinde değerlendiren bu raporlar, Türkiye'de yapılacak çalışmaların da eksenini kesin olarak ortaya koymuştur. BFUG tarafından görevlendirilen bir grubun mevcut durumu değerlendiren raporuna (Bologna Process Stoctaking, May 2005) göre Türkiye'nin durumu aşağıda özetlenmiştir.
    Bologna sürecinde değerlendirilen konular:
  • İki-üç aşamalı yükseköğretim (lisans, yüksek lisans, doktora)
  • Kalite güvencesi
  • Diplomaların tanınması. (Bu konularda yapılan değerlendirmelerde, beşli bir değerlendirme sistemi kullanılmıştır.)
    Türk yükseköğretimi, 2547 sayılı yasa ile bütünleşirken, lisans-yüksek lisans-doktora aşamalarını tüm yükseköğretim kurumları
    için eşit düzeyde organize etmiştir. Bu, ilk bakışta uygun görülse bile kalite açısından ciddi sorunlar yaratmaktadır. Yüksek lisans ve doktora derecesi veremeyen veya kalitesinden kuşku duyulan 2. ve 3. aşama programlar halen çözülmemiş birçok sorunla sürüp gitmektedir. Bütün sorunlara rağmen Türkiye'nin buradaki notu dörttür, (beş en yüksek puan).
    77 üniversiteden 10 tanesi
    Kalite konusunda ne yazık ki Türk yükseköğretimi kalite güvence sistemlerine sahip değildir. Bu nedenledir ki İTÜ, ODTÜ, BÜ, Bilkent, Uludağ, Hacettepe, Sakarya gibi daha birkaç üniversitemiz (adını burada sıralayamadığım üniversitelerimizden özür diliyorum) uluslararası akreditasyon ve kurumsal değerlendirme süreçlerine başvurmuş ve bu süreçlerden başarıyla çıkmışlardır. Ancak, 77 üniversitenin olduğu sistemde, sayıları 10'u geçmeyen uluslararası düzeyde akredite olmuş programlara sahip veya EUA kurumsal değerlendirme sürecinden geçen bu üniversiteler henüz kritik kütle yaratamadıklarından kalite kültürü ülkemizde ne yazık ki gelişememektedir. Dış kalite güvence sistemleri yanında, ulusal ölçekte kurulacak kalite güvence süreçlerinin ise kesinlikle bağımsız olması gerekmektedir. Bu nedenle, halen YÖK nezdinde ve üniversitelerarası kurulda geliştirilen sistemlerin bağımsız olmalarının sağlanması hayati önem taşımaktadır. Mühendislik fakülteleri dekanlarının oluşturdukları kalite grubu (MÜDEK), her ne kadar içerik olarak sağlamsa da üniversitelerdeki hiyerarşiden bağımsız hale gelememiş durumdadır. Türk yükseköğretiminin kalite alanındaki notu ikidir.
    Kredi transferi ve diplomaların tanınması, EHEA içinde dolaşımı sağlamak üzere diploma eklerinin verilmesi konusunda tek tek üniversitelerde çalışmalar sürmektedir. Bazı üniversiteler bu süreci tamamlamışken henüz yola çıkamamış olanlar da vardır. Daha belirgin süreçleri içeren bu konunun daha hızlı olarak sonuçlanması ümit edilmektedir. Burada Türk yükseköğretiminin notu üçtür.
    Türkiye'nin bu süreçteki toplam notu ise yine üç olmuştur.
    Özerklik
    Bergen toplantısında kurumsal özerklik ve üniversite yönetimi konusundaki oturum ve genel oturumda yapılan sunumlarda, özellikle EUA Başkanı Prof. Georg Winckler'in yaptığı konuşmada, üniversitelerin özerkliğinin artırılması, akademik özgürlüklerin genişletilmesi konusu yoğun olarak gündeme getirilmiştir.
    Türk üniversiteleriyle karşılaştırıldığında, daha geniş özerkliğe ve akademik özgürlüğe sahip olan Batı Avrupa ülkeleri üniversiteleri daha fazlasını isterken, Türkiye'nin bu konudaki durumu gerçekten umut kırıcıdır. Bir bölüm, bir araştırma merkezi, bir program açamayan, araştırma görevlisi alamayan, bütçesini kullanması için sürekli merkezden izin almak zorunda kalan üniversitelerde kurumsal özerklikten söz edilemeyeceği gibi, araştırma projelerinin yürütücülerini değiştirmeyi aklına sığdırabilen, hiçbir kurul kararı tanımadan ders kaldıran rektörlerin var olabildiği bir ortamda akademik özgürlükten söz edilemez. Türkiye genç nüfusu ile dünyada yarışmak istiyorsa bu sorunları zaman kaybetmeden aşmak zorundadır. Bu sorunlar ertelenemez. Kişilerin, grupların, kurulların hesapları ülkenin çıkarlarının üstünde olamaz.
    Finans kaynakları
    Türk üniversiteleri finans kaynaklarının yetersizliği yanında mali sistemin yarattığı bürokrasiyle boğuşuyor. Avrupa Birliği halen üniversitelerine yüzde 1.2 gayrisafi yurtiçi hasılasını ayırırken ve bunu 2010'a kadar yüzde 2.0'a çıkarmayı hedeflerken, bu oran ABD'de yüzde 2.7'dir. Araştırmada ise Avrupa Birliği yüzde 1.9, ABD, Japonya, Güney Kore yüzde 3, Türkiye ise yüzde 0.64 GSYİH ayırmaktadır. Avrupa Birliği'ne girmeye hazırlanan Türkiye, üniversitelerine dünyada yarışacak kaynakları ayırmak, bürokrasiyi azaltmak, şeffaflığı sağlayarak hesap verilebilirliği artırmak zorundadır.
    İnsan kaynakları
    Avrupa, ABD, Japonya, Güney Kore ile yarışabilmek için araştırmacı sayısını artırmayı hedef almakta ve araştırmaya ayırdığı kaynaklar ve aldığı yeni kararlarla 2010'a kadar hedeflerine ulaşmayı planlamaktadır.
    Avrupa Birliği, yukarıda sayılan diğer ülkelerden daha fazla doktora derecesi alan mezun vermekle birlikte, bu mezunları bilim ve teknoloji üretmede kullanamamaktadır.
    İş dünyasında AB'de, 1000 kişi arasında sadece 5.5 kişi doktora derecesine sahip araştırmacı olarak çalışırken, bu sayı ABD'de 9.0, Japonya'da da 9.7'dir. Türkiye'de ise bu sayı 1.4 civarındadır. Türkiye'nin yapması gereken çok önemli çalışmalar vardır ve bu çalışmaları yapmak yerine kadrolaşmak için uğraşılırsa kalıcı hiçbir ilerleme elde edilmesi söz konusu olamaz.
    Türkiye, yüzde 30'larda olan yükseköğretimdeki okullaşma oranını yüzde 50'lere çıkarmak, hızla kaliteli öğretim üyesi yetiştirmek ve yükseköğretimde kalite güvencesini ne pahasına olursa olsun sağlarken, kapasiteyi de artırmak zorundadır.
    Bütün bunlar yapılırken de mutlaka 'liyakat' esas alınmalı; artık yetkililer kendilerinden olanlarla kadro kurmak yerine hak edeni, hak ettiği yere getirecek kadar geniş vizyona ve sağlam etiğe sahip olmak durumundadırlar.
    Aşağıda, özetleyerek hızla çevirisini yaptığım Bergen Bildirgesi sunulmaktadır. Dikkat edilmesi gereken pek çok noktayı içeren bildirgenin çok iyi yorumlanması gerekmektedir.
    Bergen Bildirgesi
    Eğitim Bakanları Bergen Toplantısı'nda, beş yeni ülkenin (Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Moldova ve Ukrayna) Bologna Süreci'ne girme kararları onaylandı. Bakanların Bologna Süreci'nde varılan sonuçlar konusundaki görüşleri deklarasyonda beş bölümde özetlenmektedir.
    I. Bölüm: Ortaklık (Partnership)
    Bakanlar, Bologna Süreci'nin ortakları olarak yükseköğretim kurumlarının akademik ve idari personelleri ile öğrencilerinin reformları gerçekleştirmek için yapılan yasal düzenlemeler çerçevesinde uygulamada çok önemli rollere sahip olduklarını vurgulayarak bu sistemin bütün gücüyle Avrupa Yükseköğretim Alanı'nı oluşturmada destekleneceklerini ve iş dünyasının, sosyal ortakların ve uluslararası kuruluşların Bologna Süreci'ne katkılarının beklendiğini belirtmişlerdir.
    Prof. Dr. Gülsün Sağlamer: Avrupa Üniversiteler Birliği (EUA) Yönetim Kurulu üyesi

  • Yarın: Mevcut durum ve 2010 için hazırlık