Washington ile kimlik krizi

Türk medyası sanki Cumhurbaşkanı Sezer'in Suriye ziyareti Washington tarafından 'yakından izlendi' gibi yanlış bir izlenim yarattı. Keşke izlenseydi. Eğer Amerika'da bir konu yakından izleniyorsa normalde biraz olsun basına yansır.
Haber: ÖMER TAŞPINAR / Arşivi

WASHINGTON - Türk medyası sanki Cumhurbaşkanı Sezer'in Suriye ziyareti Washington tarafından 'yakından izlendi' gibi yanlış bir izlenim yarattı. Keşke izlenseydi. Eğer Amerika'da bir konu yakından izleniyorsa normalde biraz olsun basına yansır. Cumhurbaşkanı Sezer'in gezisi Amerika'da ne yazılı ne de sözlü basına yansıdı. Ülkenin dış dünyaya en çok yer ayıran ve objektiflik geleneğine sahip, Washington Post ve New York Times gibi prestijli gazetelerinde bırakın Sezer'in ziyaretiyle ilgili herhangi bir yorum, bir cümlelik kısa bir haber bile çıkmadı. Bir Türk gazetecisinden soru gelmese Dışişleri Sözcüsü Richard Boucher'nin konuyla ilgili herhangi bir görüş veya yorumu da olmayacaktı.
Önemsiz gibi gözükse de bu aslında üzerinde durulması gereken bir durum. Gerek New Yok Times, gerek Washington Post her gün Ortadoğu'yla ilgili detaylı haberler veriyorlar ve yorumlar yapıyorlar. Eğer Türkiye gibi bölgesinde askeri, siyasi ve ekonomik ağırlık sahibi bir ülkenin Cumhurbaşkanı, Suriye gibi ABD açısından problemli bir ülkeye resmi bir ziyaret yapıyorsa, bu konu neden kısacık bir haber niteliğini bile taşımıyor? Neden Dışişleri Sözcüsü konuyu önemsiz buluyor? Cevabı gene yanlış yerde aramayalım. Sorun ABD'nin Türkiye'ye kızgın olmasında değil. Sorun Türkiye'nin ABD'nin gündeminde olmayışında.
Gurur kırıcı analiz
Bu gündemde olmama halinin değerlendirmesini doğru yapmak gerekiyor. Gündemde olmamak ilişkilerde kriz var anlamına gelmiyor. Hele Washington AKP'nin kuyusunu kazmaya başladı, 'düğmeye bastılar' anlamına hiç mi hiç gelmiyor. Böyle bir tespit yapmak bence iki nedenle yanlış. Birinci neden, sanki Türkiye'de kimin iktidardan gidip kimin geleceği konusunda Amerikan yönetiminin belirleyici rolü varmış gibi bir izlenimin ortaya çıkması. Bu hem gurur kırıcı, hem de komplovari bir analiz.
ABD'den Türkiye'ye saygıyla davranmasını bekliyorsak her şeyden önce kendimize ve demokrasimize saygı duymalıyız. Ayrıca askeri gücüne bakarak Washington'a sahip olduğundan daha fazla siyasi güç biçmemeliyiz.
'Washington düğmeğe basacak' tezinin ikinci yanlışlığı ise sorunları ve kendimizi dev aynasında görüp, sanki Amerika açısından basedilemez problemler yaratan bir ülkeymişiz gibi bir izlenim yaratmak. Zira
eğer müthiş sorunlar yaratıyor olsaydık bundan ilk bahsedecek olan gene Washington Post ve New York Times olurdu. Sonuçta biraz kendi kendimize gelin güvey olmak gibi bir alışkanlığımız var. Tabii bugün gündemde olmayışımızı sanki ilişkilerde hiçbir 'kriz potansiyeli' yokmuş şeklinde değerlendirmemek lazım. Fakat böyle kriz boyutuna ulaşacak bir sorun çıkması için, sorunların her iki ülkenin de gündeminde eşzamanlı bir şekilde ortaya çıkması gerekir.
Bugün gelinen noktada denklemin sadece Türkiye tarafında ciddi bir sorun olduğu gözüküyor. Amerika sürekli olarak Türkiye'nin gündeminde ön planda. IMF'den İncirlik konusuna, Irak'tan Kıbrıs'a kadar bütün dış politika konularımız ABD ile ilişkilere endeksli gözüküyor. Washington'da ise Türkiye sadece ve sadece bir avuç uzmanın gündeminde. Onlarda da büyük oranda meslekleri gereği Türkiye'yi izlemekle görevli kişiler. Amerikan kamuoyunda Türkiye konusunda çok ciddi bir ilgi ve bilgi eksikliği olduğu aşikâr. Hadi bu durum normal karşılansa bile aynı sorun elitler seviyesinde de mevcut. Washington'da Türkiye konulu konferans ve toplantılara hep aynı 5-10 Amerikalı uzman katılıyor. Sonuçta bu tür toplantılarda daha çok Washington'daki Türkler birbirleri ile konuşuyorlar.
Durum böyle olunca Türkiye ancak fevkalade bir gelişme olunca Washington'ın gündemine giriyor. Böyle olağanüstü bir durum olmadıkça Bush yönetiminin en üst kadroları Türkiye'yi en genel bilgiler ve konular çerçevesinde değerlendiriyorlar. Şanslı olduğumuz nokta bu bilgilerin genel anlamda olumlu ve lehimize oluşu. Mesela Türkiye'nin NATO içinde oluşu, Avrupa Birliği'ne girmek için çabası ve İslam dünyasındaki en demokratik ve laik ülke oluşu Türkiye'ye ciddi bir kredi açılmasını ve yapısal bir önem verilmesini sağlıyor. Sonuçta gündemde olmasak bile üst duzey Amerikalı yetkililerin gözünde genel anlamda oldukça pozitif bir imajımız var. Hatta bu konuya tersten bakarak şunu da söyleyebiliriz: Gündemde olmadıkça sorun yaratmayan bir ülke durumundayız.
11 Eylül milat oldu
Peki o halde sorun nedir? Sorun Türkiye'nin ABD'ye bakışında. Washington'ın Türkiye ile ilgili ciddi bir sorunu yok ama bizim Washington'la gittikçe derinleşen bir sorunumuz var. Belki hâlâ tam farkında değiliz ancak 11 Eylül 2001 terör saldırısı sonrası ABD'nin Ortadoğu politikası Türkiye'nin kimlik sorunlarını derinden depreştiren bir hale geldi. Sorun Washington'ın Türkiye bakışında aslında çok olumlu bir değişimin yaşanması ile başladı. 11 Eylül sonrası ABD'de belki de ilk kez Türkiye'yi nerede olduğu için değil yani jeostratejik nedenlerle değil 'ne' olduğu için yani siyasi ve medeniyetsel kimliği nedeniyle önemsemeye başladı. İslam dünyasının ve de özellikle Arap coğrafyasının ana sorun olarak belirdiği bir ortamda Türkiye'nin İslam dünyası içinde demokratik, laik ve Batılı bir ülke olması müthiş bir önem kazandı. Hatta 11 Eylül sonrasında Türkiye hemen bir 'model' ülke konumuna geldi.
Ilımlı İslam
Türkiye'yi model olarak gören bir ABD kısa bir süre içinde Türkiye'nin ciddi bir kimlik sorununa parmak bastığını fark etti. Türkiye'nin aydın tabakası bu model olarak gösterilme meselesini Washington'ın Türkiye üzerinden Ortadoğu'ya 'Ilımlı İslam' yayma projesi olarak gördü.
Dolayısıyla ABD'nin Türkiye politikası ilk kez 'Kemalizm' ve Türkiye'nin laik hassasiyeti ile taban tabana çakışan bir hal aldı. Dikkat ederseniz artık ABD ve Türk Dışişleri 'model' kelimesini ağzına almıyor. 'İlham kaynağı' 'biricik örnek' gibi formüller bulundu. Ama bir kere zihinlerde Türkiye üzerinden ılımlı İslam yayma projesi oturdu mu bunu yok etmek çok zor. Bugün Türkiye'nin aydın kesiminde "Amerikan yönetimi Türkiye'deki İslami kimliğin güçlenmesini istiyor" korkusu hâlâ oldukça hâkim." Bu durum Soğuk Savaş döneminde yaşanmayan türden bir kimlik sorunu yaşatıyor. Türkiye-ABD ilişkilerinde. Sonuçta Washington ile Türkiye'nin Kemalist laik kimliği arasında ciddi bir sorun çıkmış durumda.
Kuzey Irak'ta da sorun var
Türkiye'de anti-Amerikanizmin elitlere mahsus boyutunu, bu model gösterme meselesine duyulan antipati önemli bir ölçüde açıklıyor. Ancak bir de anti-Amerikanizmin halka yayılmış toplumsal boyutu var. Hem elit hem halk boyutuna yayılan ve antiAmerikanizmi düzenli şekilde körükleyen ikinci konu ise ABD'nin Kürt politikası. Bugün elitinden, taksi şoförüne kadar Türkiye'de herkes Washington'ın Irak'ta bir Kürt devleti fikrini desteklediğini düşünüyor. Washington Kürt devleti istemiyor derseniz ya çok saf ya da Amerikan ajanı kategorisine giriyorsunuz. Dikkat ederseniz bu Kürt devleti konusuda, aynı model meselesindeki İslam boyutu gibi, gene Türkiye'nin hassas bir kimlik sorununa parmak basıyor. Aynı İslam meselesindeki gibi bu Kürt meselesi de Türkiye'nin Kemalist kimliği ile ilgili sorun yaratıyor.
Sonuç? ABD'nin Ortadoğu politikası bugün Türkiye'nin kurucu prensipleri ile sorunlu hale geldi. Anti-amerikanizme bu boyuttan bakınca durum hiç de hafife alınacak gibi gelmiyor. Keşke ABD-Türkiye ilişkilerinde bu tip bir derin sorun yerine basit bir kriz yaşanıyor olsaydı. Evet, gündemde değiliz, kriz filan da yok, ama çok ciddi kimliksel bir sorun var Türkiye'nin Amerika'yla olan ilişkilerinde. İşte bu konu Sezer'in Suriye ziyaretinden daha fazla ABD'nin gündemine girmeye başladı. Nereden mi biliyorum? Washington Post okuyorum. (Bakınız 10 Nisan 2005)
Dr. Ömer Taşpınar: Brookings Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü