Ya reform ya da çöküş

Brüksel zirvesi Avrupa'nın önündeki keskin tercihi de ortaya koydu: ya "Eski tas eski hamam devam edeceğiz" ya da Fransa ve Hollanda'daki
'Hayır' sonuçlarının ışığında, "Önceliklerimizi ve politikalarımızı temelinden tekrar düşüneceğiz."
Haber: PETER MANDELSON / Arşivi

Brüksel zirvesi Avrupa'nın önündeki keskin tercihi de ortaya koydu: ya "Eski tas eski hamam devam edeceğiz" ya da Fransa ve Hollanda'daki
'Hayır' sonuçlarının ışığında, "Önceliklerimizi ve politikalarımızı temelinden tekrar düşüneceğiz."
Elbette Avrupa karşıtları mevcut krizi Avrupa'dan çark etmek ve onu zayıf, etkisiz bir serbest ticaret bölgesine dönüştürmek için kullanmak istiyor. Şuna derinden inanıyorum: 20. yüzyılın kıtasal iç savaşlar sorununu çözen bir Avrupa, 21. asrın birçok zorlu meselesini de çözer; Avrupa fikrini daha cazip kılmayı başaramadığımız sürece, ilerici politikalar da büyük ölçüde zayıflar.
Avrupa olmaksızın, küreselleşen dünyada çıplak yürüyeceğiz. Avrupa ekonomik olduğu kadar siyasi bir proje. Avrupa'nın modernleştiricileri için mesele, siyaseti doğru anlamak.
Elbette bütçe konusunda anlaşma sağlanmasını isterdim. Avrupa'nın dünya gözündeki güçlü imajı, AB Anayasası'nın kaderiyle zaten zedelenmiş durumda. Kavramı çıplak manasıyla ele alanlar, şu an AB'nin bir daha işleyip işlemeyeceğini merak ediyor; zira AB ne bir hukuka ne de bir bütçeye sahipmiş gibi görünüyor. Aslında her iki gelişme de, örgütün işleyişi üzerinde hemen etki etmeyecek. Bu, zirvenin çok önemli bir olay olmadığı anlamına gelmiyor elbette. Tam tersine, sarsılan yüzeyin hemen altında hem Britanya'nın bütçe iade paraları hem de Avrupa'nın tarım politikası duruyor.
Tony Blair, daha önce 'tartışılamaz' dediği iade paraları meselesinde değişime açık olduğunu söyleyerek radikal bir tavır değişikliğinin sinyallerini verdi. Buna karşılık kimi liderler de tarım harcamalarının bir an önce kapsamlı bir gözden geçirmeye tabi tutulmasını talep etti.
Para konusunda eşi görülmemiş bir tartışmadan daha fazlasını ifade ediyor bu mesele. AB'nin amaç ve doğrultusunun tam kalbine değiyor, zira bütçeyi tekrar düşünmek, Avrupa'nın neyi savunduğu ve nereye gittiğine dair daha geniş çaplı bir tartışmanın parçası olmak durumunda. Bugün Avrupa projesi, her beladan dolayı yabancıları suçlayan sağın popülizminin, yanı sıra küreselleşmeye, 'Anglo-Sakson' liberalizmine, iş kayıplarına ve 'yerinden edilmeye' yönelik korkulardan beslenen sol popülizmin saldırısı altında. AB politikaları açık oldukça, Avrupa'daki çoğunluğu bu aşırı uçlara karşı seferber etmek de mümkün hale gelecek.
Avrupa hayati bir yol ayrımında. Birinci yol ekonomik çöküşe, tercih ettiğimiz yaşam biçimini sağlayan araçların kaybına gidiyor. Diğer yolda ise, bizi tekrar dünya piyasalarında rekabet edebilir kılacak meşakkatli ekonomik reformlar duruyor. Bu reformların bir amacı var: Amaç, Avrupa'yı Amerikanlaştırmak değil, gelecek kuşaklar için Avrupa toplum modelini sürdürülebilir hale getirmek. İşin özü şu: Sosyal adalet üzerine inşa edilen ekonomik reform için yeni bir Avrupa konsensüsüne ihtiyacımız var.
Geçmişte küreselleşmenin kaçınılmazlığını vurgulama eğilimindeydik, alternatifi olmadığını söylüyorduk. Şimdi meseleyi şöyle ortaya koymamız gerekiyor: Sosyal adalet ile küreselleşmeyi evlendirebiliriz; Avrupa'da, 'kazananlar' ile 'kaybedenler' arasındaki uçurumu derinleştirmek yerine daraltan bir tarzda pazarlar açabilir ve ekonomik reformları ilerletebiliriz.
Avrupa'nın sosyal bir boyutu da var. İnşa ettiğimiz 'sosyal' Avrupa ileriye bakmalıydı, geçmişe saplanıp kalmamalıydı, savunmacı ve korumacı olmamalıydı. Belirleyici yönelimi, değişimi verimsiz bir biçimde bloke etme çabası yerine, fırsatları çoğaltarak güvenlik sağlamak olmalıydı. Eski Avrupa sosyal modeli, işlerin korunması üzerine inşa edilmişti. Fakat bugün bu düzenlemelerin birçoğu sosyal adalete zarar veriyor; işsizleri emek piyasasından dışlayan bir içerideki- dışarıdaki ayrımını güçlendiriyor.
Bugünün zor görevi, hangi toplumsal arkaplan, ulus, renk veya dinden olursa olsun, bütün vatandaşları, hızla değişen bir küresel ekonomide bireysel potansiyellerini hayata geçirecek araçlarla donatmak. Güçlü bir toplumdaki bireye duyulan bu güven Avrupalılığımızı tarif
ediyor, fakat geçen asırda inşa edilen kurumlar modernleşmeye ve reforma ihtiyaç duyuyor.
Bugün, artan fırsatların doğurduğu yeni toplumsal zorluklarla başa çıkabilecek yeni yaklaşımlara ve kurumlara; dezavantajlı kesimler için sosyal destek programları ve çocuklarla annelerin eğitimine yatırım yapmalıyız.
Bunun anlamı, etnik çeşitliliğe ve sosyal farklılığa sahip toplulukların eğitiminde yüksek standartlar sağlamak; bireyin yeteneklerini artırmak ve ömür boyu eğitim vermek; yüksek eğitim ve araştırma alanlarında dünya çapında kusursuzluk standartlarına ulaşmak; yeniden eğitime kapıları açmak ve ekonomik değişimin kurbanlarına yardım etmek; yaşlı işçilerin emek piyasasına tekrar entegre olmalarını sağlamak ve geleneksel emeklilik konseptini güne uyarlamak; göçmen ve azınlıklıkları entegre etmek.
Modern bir sosyal modelin içermesi gereken ortak zorlukların örnekleri bunlar. Kamuoyu tekrar güven kazanacaksa ve Avrupa ekonomisinin küresel başarısı için yegâne rotayı serbest piyasada ve ticarette görecekse, bu sayılan meseleler hayati önem taşımakta.
Bazı insanlar şunu söyleyecek: Bütün bunların AB ile ne ilgisi var? Bunlar özünde her bir üye ülkenin çözmesi gereken ulusal meseleler değil mi? Evet, ilk bakışta öyle. Fakat ulusal reform politikalarının telafi edilemez bir Avrupa boyutu söz konusu. Ekonomi değişimi nasıl kabul edilir kılacağımız konusunda geniş konsensüs yaratmak, her üye ülkede daha hızlı ekonomik reformun anahtarıdır ve bundan hepimizin çıkarı var. Ve eğer Avrupa genişleme için siyasi rızayı geri kazanacaksa, Avrupa'daki 'kaybedenlerin' ihtiyaçlarına cevap vermek vazgeçilmez.
Avrupa için yeri bir sosyal ve ekonomik model geliştirmek için şimdi oturup açıkça tartışmamız lazım. Küreselleşmeyi kaale almadan, eski 'sosyal' Avrupa'nın savunucularının yolundan gitmek hiçbir işe yaramaz. Yanı sıra eğer ekonomik reform yanlıları, atılması gereken sosyal adımları göz ardı edip, küreselleşmeyi benimsemekle bütün sorunların hallolacağını sanıyorlarsa çok yanılırlar. Ekonomik reform yanlılarının yeni bir dil ve yeni bir öncelikler silsilesi benimsemesi gerek.
Avrupa'da yeni bir konsensüs sağlanabilir. Britanya hükümetinin zirve tartışmasını bir müshil etkisi yapacak şekilde kullanarak öne çıkmasının tam zamanı. Bunun sonucunda, Avrupa'daki herkesin fayda sağlayacağı ve projeye inancı daha da aşındırmak yerine güçlendiren yeni bir AB bütçesi elde etmeliyiz. (Eski Avrupa Komisyonu üyesi, 20 Haziran 2005)