Yanlış liderlerden artık kurtulmalıyız

Viyana'dayım. Bu eski imparatorluk başkentinde, neredeyse her meydanda ata binmiş bir Habsburg'un, kahraman bir fatih olarak poz verdiği dev bir heykel görebilirsiniz.
Haber: PAUL KRUGMAN / Arşivi

Viyana'dayım. Bu eski imparatorluk başkentinde, neredeyse her meydanda ata binmiş bir Habsburg'un, kahraman bir fatih olarak poz verdiği dev bir heykel görebilirsiniz. Amerika'nın kurucuları savaşın muktedirlerin şan şöhret arzusuna ve zafer açlığına nasıl hitap ettiğini çok iyi biliyordu. Bu yüzden başkanlara, krallar misali kendi kafalarına göre savaş çıkarma imtiyazı vermediler. Fakat 11 Eylül'den sonra Başkan Bush, ayan beyan bir iştahla, kendisini 'savaş başkanı' ilan etti. Ve Kaide'nin peşine düşmekle Saddam Hüseyin'e karşı savaşı birbiriyle ilişkilendirerek ulusun dikkatini savaşla ilgili meseleler üzerinde odakladı. Kasım 2002'de Beyaz Saray muhabiri Helen Thomas, "Gerçekten savaş isteyen bir başkanla ilgili hiç haber yapmamıştım" diyordu; Thomas'a göre Bush bu konuda istisnaydı. Ve Thomas haklıydı.
Ulusun yanlış biçimde savaşa sürüklenmesi, demokrasinin tam kalbine vuruyor. Savaş askeri ve ahlaki bir bataklığa dönmemiş olsa bile, iktidarın beklenmedik bir suiistimalidir. Ve nasıl saplandığımız gerçeğiyle yüzleşmedikçe bu bataklıktan çıkamayacağız. Önce kısaca Irak işgaline yönelik alınan karar konusunda ne bildiğimize, sonra bunun neden önemli olduğuna değinmek istiyorum. Yönetim, savaşın gerekçelerini çarpıtıp çarpıtmadığına dair resmi soruşturma açma çabalarının hepsini engelledi. Fakat çarpıttığına yönelik birçok kanıt var.
Blair'in kayıtları ortada
Ve zaten ortada Britanya'nın kayıtları var. Blair'in Temmuz 2002'de yaptığı bir toplantıda, Britanya denizaşırı istihbaratı başkanı meslektaşlarını Washington'a son ziyareti konusunda bilgilendiriyor. "Bush, Saddam'ı devirmek ve bunu terörizme destek ve kitle imha silahları ile meşrulaştırmak istedi" diyor istihbarat şefi kayıtlarda ve devam ediyor: "Fakat istihbarat bilgileri ve olgular, siyasete uyduruldu." Daha fazlasını söylemeye gerek var mı?
ABD medyası bu kayıtları beş hafta boyu görmezden geldi; ta ki The Times of London gazetesinde yayımlanana dek. Ardından bazıları Bush'un 2002 yazında savaş istediğinin 'bayat haber' olduğu ve kitle imha silahlarının sadece bir bahane olduğunu söylemeye başladı. Hayır, öyle değil. Medya erbapları muhtemelen daha fazlasından kuşku duymuşlardı, fakat okuyucularını, seyircilerini ve dinleyicilerini bu konuda bilgilendirmediler. Ve Bush'un savaşı son çare olarak gördüğüne dair ısrarlı açıklamalarına da hiçbir zaman inanmadılar.
Fakat bazı meslektaşlarım hâlâ 'dün dündür, bugün bugündür' dememiz gerektiğinde ısrarlı. Onlara göre mesele şu an yapmakta olduğumuz. Fakat haksızlar: savaştan sorumlu olanlara hesap sorulması hayati önem taşıyor.
Açıklayayım. ABD kısa süre sonra Irak'taki güçlerini azaltmak zorunda kalacak, bunu yapmazsa gönüllü ordunun çökmesi riskini alacak. Ancak yönetim ve onun destekçileri, Irak'tan çekilmek gerektiğine dair herhangi bir olgun tartışmanın önünü fiilen kesmiş durumda.
Anketlerdeki gerçek
Bir yandan savaşı pazarlayan, fakat küçük çaplı yaşanacak bir savaş fantezilerinin felakete yol açtığı gerçeğiyle yüzleşmekten aciz insanlar, etrafa hâlâ yanılsamalar saçıyor: sözgelimi isyanın 'son günlerini yaşadığından' dem vuruyor Dick Cheney. Diğer yandan hâlâ ılımlıların ve hatta liberallerin gözünü korkutuyorlar: Yanlış liderlik ve kandırma yeteneği gani olan bu insanlardan kurtulmamız gerekiyor. Ve bunu yapmanın en iyi yolu, yanlış gerekçeler üzerinden bizi savaşa sürükleyen bu insanların güvenilir olmadığını açıkça haykırmak. İyi haber şu ki, kamuoyu bu mesajı duymaya hazır gibi görünüyor; medya da bu mesajı vermeye daha teşne.
Britanya'daki kayıtların su yüzüne çıkmasından önce, nisan ayı başında yapılan bir Gallup anketi, cevap verenlerin yüzde 50'sinin yönetimin Irak'taki kitle imha silahları konusunda 'Amerikan kamuoyunu yanlış yönlendirdiği' fikrine katıldığını ortaya koydu. Yeni bir Rasmussen anketinde de cevap verenlerin yüzde 49'u Bush'un savaştaki sorumluluğunun Saddam Hüseyin'den daha fazla olduğunu söyledi. Savaştan Saddam'ı sorumlu tutanların oranı ise yüzde 44'tü. Bir kez medya kamuoyunun sesine kulak verdiğinde, Irak'tan nasıl çıkacağımız hakkında ciddi şekilde konuşmaya başlayabileceğiz. (24 Haziran 2005)