Yeni dünya, yeni merkezler

Berlin Duvarı'nın 1989'da yıkılmasından sonra bütün dünyada kasırga gibi esen globalleşmenin galipleri ve mağlupları artık iyice belirginleşiyor.
Haber: SELÇUK SALİH CAYDI / Arşivi

Berlin Duvarı'nın 1989'da yıkılmasından sonra bütün dünyada kasırga gibi esen globalleşmenin galipleri ve mağlupları artık iyice belirginleşiyor. Global ekonominin yeni merkezleri daha çok Çin'e, Hindistan'a ve Brezilya'ya odaklanıyorlar.
Globalleşmenin galibi bu üç ülke, Çin'in önderliğinde yeni bir süper gücün bileşkelerini de oluşturuyorlar. Birbirini ekonomik ve siyasi alanda tamamlayıp destekleyen bu ülkeler, ayrıca farklı birliklere de sahip.
Ortaklıklar
45 Güney Amerika ülkesiyle ekonomik birliğe giden Brezilya gibi Çin de Asya'da 'Şanghay İşbirliği Örgütü' çerçevesinde Rusya ve diğer Asyalı ülkelerle giderek önem kazanan bir siyasi birliğe önderlik ediyor. Ayrıca ASEAN ülkeleri örgütüne 'artı üç' formülü çerçevesinde Japonya ve Kore ile birlikte katıldı.
Yüzde 5-9 arasındaki kalkınma hızı ve dünya nüfusunun üçte biri ile, önümüzdeki 15 yıl içinde global ekonominin ve kültürün renginin de tamamen değişmesi bekleniyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Avrupa Birliği'nin gerileme dönemine girdiği aşamada Çin, globalleşmenin gelecek trendlerini de belirliyor.
Eski Amerikan dışişleri bakanlarından ve politika kuramcısı Henry Kissinger bile, 'Dünyanın bütününde, yüzyıllardır olmadığı ölçekte bir değişimin yaşandığını' dile getiriyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde artık alenen tartışılmaya başlanan 'global sistemin Çinlileşmesi', önümüzdeki dönemde sadece ekonomik değil, kültürel, siyasi ve düşünsel boyutlarda da bir dizi temel kategorik değişikliklere işaret ediyor:
Kapitalist sistemin temel yönetim tarzı olan Batılı demokrasilerde seçimle iktidara ve muhalefete gelen siyasi partiler var. Ayrıca din, amaç ve anlam konusunda ilham kaynağı olmayı az ya da çok sürdürüyor. Kapitalist Çin'de ise, din yerine Konfüçyüscü, akıl odaklı bir ahlak anlayışı hâkim. Bu anlayış, modern Batı toplumu için kolay kabullenilebilecek yeni parametrelerden biri olarak kabul ediliyor.
Yeni bir yönetim tarzı
Tek parti iktidarıyla halkın özgür iradesini temsil etmeyi başaran yeni bir yönetim tarzının, Batı demokrasisine karşı yeni bir Doğu demokrasisi alternatifi olabileceği söyleniyor. Sözünü ettiğimiz bu yeni tip demokraside kanunlar, sosyalist devletin kendini ve gücünü tasdiklemek için değil, eski Asya yönetim tarzına uygun olarak doğrudan halkın istek ve alışkanlıklarına göre çıkarılıyor, ama bir taraftan da bütünün/çoğunluğun çıkarları gözetiliyor.
Batı'da benzerinin sadece İsveç'te bulunduğu bu sistemde eyaletler, kendi parlamentolarına sahipler ve ekonomik bakımdan oldukça bağımsız hareket ediyorlar.
Merkezi yönetim, sadece dış politika, bütünün gözetilmesi ve koordinasyon konusunda son sözü süylüyor. Örneğin, anlattığımız sisteme uygun olarak Çin'de merkezi yönetimden çok daha zengin ve farklı istikamette gelişmiş eyaletler var.
'Doğu sistemi'
ABD'de konuşulduğu kadarıyla Doğu sisteminin tercih edilebilecek güçlü yanı, kapitalist bireye sınırsız özgürlük tanıyan ve çevrenin/hayatın yok edilmesini engellemek konusunda aciz kalan Batılı demokratik yönetime, çoğunluk yararına sınırlar getirebilecek olması.
Ne var ki bu sistemde tek elden yönetim gerekiyor, çünkü çok partili bir yönetimin Çin'deki yarı bağımsız 31 yerel parlamentoyu parçalanmadan bir arada tutması çok zor. Globalleşmenin Çinlileşmesi ile birlikte en büyük değişikliklerden birinin de entelektüelin tanımı ve tartışma kültürü konusunda olacağı düşünülüyor.
Batılı ve Doğulu aydınlar
Batılı aydın, Batılı demokraside esas olarak devleti eleştiren bir konumda yer almaktadır. Orada açıkça farklı partiler/pozisyonlar vardır ve bunlar gereğinde birbirleriyle kıyasıya çatışır/tartışır.
Doğulu aydın ise sorunları dışarıya kapalı olarak kendi arasında halleder ve 'devlete' konuşur. Bu tarz, binlerce yıldan beri Çin ve Asya'da, dışarıya kapalı aileden, devlete kadar hâkimdi. Bu tarzın dışındaki bir davranış, örneğin Batılı aydının üstlendiği işlev, Doğu demokrasisinde, aile sırlarının dış dünyaya açıklanması ve hainlik gibi algılanır. Çin kültürü, Çin'de yeniden uygulandığı şekliyle harmoni ve uyumluluğu esas alıp, zıtlaşmayı reddediyor, bütünün çıkarlarını ve konuşarak uzlaşmayı esas alıyor. Dünyada uluslarötesi firma yönetimlerine de uyduğundan yeniden popüler olmaktadır.
Global sistemin onmaz problemleriyle daha ne kadar yaşayacağı belirsiz, ama bir onbeş yıl daha çökmeden dayanırsa, giderek Çinlileşeceği kesin görünüyor.
Selçuk Salih Caydı: Araştırmacı