Yuvarlak Masa Toplantısı 3 (4)

Türkiye'nin AB üyeliğine en çok Fransa karşı çıkıyor...


Türkiye'de milliyetçilik, Fransa'da yabancı düşmanlığı yükseliyor...


Türkiye, Fransa'yı model alıyor ama demokrasiyi unutuyor...


Sarkozy'nin Türkiye karşıtı görüşleri mutlaka değişmeli...

  • Yazı Dizisi
  • Haber: HİLAL KÖYLÜ / Arşivi

    İstanbul Yuvarlak Masa Toplantısı'nın '2007: Avrupa'da Seçimler yılı-Fransa ve Türkiye' başlıklı ikinci oturumda iki ülkedeki tarihsel yakınlık, yönetim sistemleri ve toplumsal yapılar arasındaki benzerliklerle farklılıklar ele alındı. Henüz Fransa'daki seçimlerin gerçekleşmediği ve sağcı Nicholas Sarkozy'nin cumhurbaşkanlığına seçildiğinin netleşmediği bir ortamda gerçekleştirilen tartışmalarda, EDAM'ın Nisan 2007 tarihli 'Seçimler Öncesi Fransız Kamuoyunda Türkiye' başlıklı raporu da gündemde önemli bir yer tuttu. Fransız halkının Türkiye'ye yaklaşımını sergileyen araştırma ve röportajları da içeren rapor bağlamında şu görüşler ortaya konuldu:
    Türkiye iç siyaset malzemesi

  • Fransız halkı Avrupa halkları içinde Türkiye'nin AB üyeliğine en çok karşı çıkan ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye'nin AB üyeliği Fransa'da hep temel tartışma konusu. Bu tartışma, 2005'teki AB Anayasası referandumu sürecinde tamamen iç politika meselesine dönüştü.
    İlişkiler kopabilir
  • Türkiye'nin AB üyeliğine karşıtlığına dair görüşlerini seçim kampanyasının ana malzemesi yapan Nicolas Sarkozy'nin, seçim sonrası Türkiye'ye yaklaşımı iki ülke ilişkilerinin seyrini belirleyeceği kadar, Avrupa'nın imajını da doğrudan etkileyecek. Sağcı liderin görevine başlamasıyla 'daha ılımlı bir politika' izlemesi beklenmeli. Sarkozy'nin seçim kampanyasında dile getirdiği 'Türkiye'nin AB'ye ait olmadığı' görüşü mutlaka değişmeli. Aksi halde, Fransa ve Türkiye halkları 'iyice kopacak', sonunda da asıl kaybeden AB olacak. Hiçbir Avrupalı politikacı, Türkiye'nin AB'ye katkısını gözardı ederek Avrupa'da başarılı olacağını düşünmemeli.
    Türklere soğukluğun sebebi
  • Türkiye-Fransa ilişkileri üzerinde olumsuz etki yaratan unsurlar özetle şöyle: Türkiye'nin AB ile ilişkilerini normalleştirirken yaşadığı sorunlar; siyasi istikrarsızlık, demokratikleşme yolundaki iniş ve çıkışlar; dış göçün sosyal ve kültürel rolü, Türk kökenli göçmenlerin Fransa'ya uyum sağlama kapasiteleri ve dinsel farklılıklardan kaynaklanan sorunlar.
  • Fransız solu, sağın muhalif tutumuna karşın Türkiye'nin AB üyeliğini olumlu karşılıyor. Türkiye'deki reformların kesintisiz devamından yana tavır koyuyor. Türkiye'de milliyetçi, Fransa'da yabancı düşmanlığı eğilimlerinin güç kazanmasının iki ülke ilişkilerinde yol açabileceği bozulma, bunun da Türkiye'nin AB sürecine olumsuz etkisi dikkatten kaçmıyor.
  • Fransız Müslümanlarının Türkiye'nin AB'ye girmesini destekleyeceği beklenebilirdi. Ancak, etnik ve dinsel toplulukların içindeki farklılıklar, aynı mahallelerde oturmayan, aynı camileri paylaşmayan Fransız Müslümanları Türklerden uzaklaştırıyor.
  • Fransa'daki reform tartışmaları sürerken, Türkiye'nin yeniden Fransa'nın iç sorunlarını göstermede kullandığı bir obje olma riski sürüyor.
    Paris'te dikkatten kaçanlar
  • Tarihe bakılınca, Türklerin, Fransız modelinin cumhuriyetçi boyutuna vurgu yaparken, Fransız siyasi kültürünün merkezinde olan demokrasiye yeterince ağırlık vermediği görülüyor. Fransızlar için monarşinin çöküşünden ve 19. yüzyıl emperyalist projesinden beri başka hiçbir kurumsal model cumhuriyetçiliğin yerine geçmedi. Cumhuriyeti demokratik tutabilmek ve Fransız halkının kendi yönetimlerinde söz sahibi olması için doğru katılımı sağlamak adına başlatılan sorgulayıcı yaklaşım sürüyor. Avrupa'dan, özellikle Fransa'dan bakıldığında demokrasinin vazgeçilmezliği Türkiye'de yeni oluşan bir kavram olarak görülüyor, hatta bu anlayışın gelişmesinde de dış baskının önemi vurgulanıyor.
  • Fransız-Türk diyaloğu sadece Türkiye ile ilgili konularla sınırlı kalmamalı. Burada Fransız siyasiler kadar Türk siyasilere de büyük görev düşüyor. Her iki ülkede yükselen milliyetçilik, 'popülist' söylemlere meyletmemeli. Siyasilerin görevi halkları yakınlaştıracak yeni stratejiler için ortak çalışma yürütmek olmalı.
    Küreselleşme ortak paydası
  • Türkiye ve Fransa küreselleşmenin yan etkilerini yaşıyor. İki ülkede de milliyetçilik gelişiyor. Ama milliyetçilikte de 'aşırı' noktanın yine demokrasi ile uyuşması için iktidarların sürekli çalışması gerekiyor. Ancak, bu konuda gereken adımların atıldığını söylemek mümkün değil. Her iki ülkede de tırmanan milliyetçilik, demokrasi savunucularını korkutuyor. Toplumu milliyetçilik konusunda daha çok eğitme konusunda her iki ülkenin de yeni adımlar atması gerek.
  • Milliyetçiliğin her iki ülkede neden tırmandığını herkes iyi analiz etmeli. Türk ekonomisi canlanıyor, iş çevreleri güçleniyor ve milliyetçilik belki de Avrupa'nın haksız tutumu, İslam'a tepki niteliğinde yükseliyor. Ama Fransız ekonomisi neredeyse küreselleşmenin kaybeden tarafında.

    * * * * *
    Türkiye 'çok bilinmeyenli'
    Oturumda AKP'nin Türkiye'nin AB projesindeki rolü de ele alındı. Ortaya konulan görüşler şöyle:
  • Muhafazakâr, İslamcı ama demokratik nitelikleri ile Avrupa gündeminden düşmeyen AKP dört yılı aşkındır iktidarda. Ancak, sistemin kurumları kadar, halk da Türkiye'yi gelecekte nelerin beklediğini bilmiyor. Bunda AKP'nin köklü İslamcı gruplarla bağının payı büyük. Ne olursa olsun Türkiye'nin AB rotasından sapmayacağı bilinmeli. Türk halkı tercihini AB'den yana yaptı ve yönetimde kim olursa olsun AB reformlarını ilerletmesini isteyecek.
  • Türkiye'de kimse AKP'nin nasıl bir parti olduğunu çözemedi. Partinin, sistemi şeriata uyarlama gibi gizli gündemi olduğu görüşleri hep tartışıldı. Parti yetkilileriyse kendilerini laik cumhuriyetin parçası olarak göstermek istedi. AKP, cumhurbaşkanlığını ele geçirecek mi, seçimlerden yine birinci parti çıkacak mı, nasıl bir politika izleyecek? Herkes bu soruların cevabını arıyor. Kafalarda 'Nasıl bir Türkiye'ye doğru gidiyoruz' sorusu var. AKP'yi durdurmak için Türk ordusunun bile işbaşında olduğu söylentileri çıktı, büyük iddialar ortaya atıldı. Darbe tartışmaları bitmeyecek gibi görünüyor.
  • Türkiye'de iktidara kim gelirse gelsin kafası 'çok karışık' bir Avrupa bulacak. Siyasiler, Türkiye'yi Avrupa'ya daha iyi tanıtmak için klasik tanıtım yöntemlerini bırakıp özel çalışma yapmalı.

  • Yarın: Popülizm, milliyetçilik