Ziyaret tam zamanında

Türk başbakanları geçmişte de İsrail'i ziyaret etti. Ancak Erdoğan'ın ziyareti çok daha büyük bir önem taşıyor.

Türk başbakanları geçmişte de İsrail'i ziyaret etti. Ancak Erdoğan'ın ziyareti çok daha büyük bir önem taşıyor.
İsrail-Türkiye ilişkilerinin inişli çıkışlı bir seyir izlediği biliniyor. İlişkilerin zirvede olduğu dönem 1990'lardı ve geçen yıl Erdoğan İsrail'in savunma politikalarına yönelik zehir zemberek açıklamalar yapınca ilişkiler dibe vurdu. Ama Erdoğan'ın İsrail'e gelmeye
karar vermesi ve yanında hatırı sayılır genişlikte bir heyet getirmesi, ilişkileri onarma yönünde perde arkasında yürütülen çabaların başarılı olduğunun göstergesi.
Yani Erdoğan'ın İsrail'e ayak basması bile başlı başına bir mesaj niteliği taşıyor.
Zaten çoğunluğunu Arapların oluşturduğu bir bölgede yer alan, çok sayıda ortak noktası bulunan ve karşılıklı çıkarlara sahip iki Arap olmayan ülkenin yakın ilişki kurmasından daha doğal ne olabilir? Türkiye'nin çoğunluğu Müslüman bir ulus olduğu, 2002'den bu yana, en azından köktendinci İslami gelenekten gelen bir parti tarafından yönetildiği ve bir Müslüman güç olma yönündeki arzuları göz önüne alındığında, bu ilişkiyi yürütmenin kolay olmadığı söylenebilir. Aslında Türkiye'nin İsrail'e yönelik yaklaşımı neredeyse iki kutuplu ve uluslararası yönelimleriyle de koşutluk içinde. Türkiye
bir Avrupa ülkesi olarak kabul edilmek istiyor; bu yüzden AB üyeliğini elde etmek için sıkı çaba sergiliyor. Ve Erdoğan iktidara bir Müslüman sıfatıyla gelmiş olsa da, ülkesindeki cami-devlet ayrımını tehdit edecek hiçbir şey yapmadı (ki bu ayrımın arkasında Türkiye'nin güçlü askeriyesi var), serbest piyasa ekonomisine bağlı kaldı ve Yahudi devletiyle ikili ilişkilere kapıyı kapatmadı.
Ne var ki eşzamanlı olarak Türkiye gözünü Doğu'ya da dikmiş durumda ve Suriye ve İran gibi komşularını tatmin etmeye çalışıyor. Belki de Erdoğan'ın geçen yıl İsrail hükümetine yönelik incitici açıklamalarının (İsrail hükümetini 'anti-Semitizmin dünya çapında yükselmesine sebep olmakla' itham etmişti) arkasındaki neden buydu.
Dahası, İsrail'in terörizm karşıtı eylemlerinin adaletsiz olduğunu iddia etmişti, çünkü Erdoğan'a göre "İsrail helikopterleri taş atan Filistinlilerin üzerine bomba yağdırmaktaydı". İsrail hükümeti ise bu açıklamalardan sonra, Türk muadili nezdinde, 2000 yılı sonundan bu yana binden fazla İsraillinin hiçbir kışkırtma olmaksızın, ayrım gözetilmeden katledildiğini ısrarla vurguladı.
Türkiye'nin kendisi de bu eylemlerin vahşetini yaşamış bir ülke ve İsrail'in varlığına yönelik tehditlerle kıyaslanacak bir konumda olmamasına karşın, çok daha katı önlemler aldı. Türkiye'nin mağlup ettiği PKK teröristlerinin vaktiyle Suriye'de üslerinin bulunması, yanı sıra Suriye'nin İsrail'i hedef alan birçok terörist grup için bir sığınak olması manidar. Bu ortamda Erdoğan İsrail ile Suriye arasında bir uzlaşma sağlanması için arabuluculuk yapmayı önerdi. Oysa Suriye, Türkiye'nin 1938'den bu yana elinde tuttuğu ve Şam'ın hak iddia ettiği tartışmalı Hatay bölgesi üzerindeki egemenliğini daha geçen yıl tanıdı.
Bununla beraber en önemlisi şu: İsrail- Türkiye ilişkileri karşılıklı somut çıkarlara dayanmakta ve bu, gelecekteki işbirliği için uygun bir zemin teşkil ediyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık 2 milyar doları aşıyor. Buna askeri anlaşmalar ve turizm dahil değil. İki devletin birbirleriyle alışverişi sürdürmesinin her ikisi için de hayırlı olacağı açıkça ortada. İsrail, teknolojiden tarıma dek birçok alanda araştırma-geliştirmeye dayalı, gelişkin bir altyapı sunuyor; öte yandan Türkiye (NATO'nun tek Müslüman üyesi) İsrail'in yegâne bölgesel müttefiki olma niteliği taşıyor. Her iki ülkenin halihazırda hatırı sayılır kültürel, akademik ve ticari bağları var. Her ikisi de aşırılıkçıların tehdidi altında.
Eğer karşılıklı anlayış ve uyum mümkünse, bu İsrail ve Türkiye arasında olacaktır.
Türkiye, reforma ekmek su gibi ihtiyaç duyan bir bölgede, ilerleme, hoşgörü ve aydınlanma sembolü haline gelebilir.
Bu kaçırılmaması gereken tarihi bir fırsat. Erdoğan'ın geçen yılki tatsızlıklara rağmen yüksek düzeyli bir resmi ziyaret gerçekleştirme kararı vermesi, Arap baskısına teslim olmak ve katı İsrail karşıtı söylemi hükümetinin kartviziti haline getirmek istemediğinin de kanıtı. Buna olsa olsa umut verici bir gelişme gözüyle bakılabilir.
(İsrail gazetesi, başyazı, 1 Mayıs 2005)