Halı

Krek'i yeni kurduğumuz zamanlarda dekorun çivisini bile evden getiriyorduk. Halı gerekmişti oyun için, küçük bir parça halı belki ama hayati önemi var bizim için.

Erkek – Aç mısınız?

Kadın – Hayır. Evliyim ben...

Erkek – Ben esmer olduğum için acıktım.

Kadın – Yanlış anladınız. Başka bir söze başlamıştım ben.

Erkek – Nasıl acıkmam... Sabahtan beri bir şey yemedim, boyuna içtim...

Bu diyalog, Melih Cevdet Anday’ın ‘Mikado’nun Çöpleri’ oyunundan. Dünya drama edebiyatının nazar boncuğudur bence bu oyun. Bu diyalogdan yola çıkarak iletişimsizlik üzerine kurulduğu düşünülebilir oyunun. Oysa bana göre Melih Cevdet, hem bu diyalogda, hem de oyunun geri kalanında ustalıkla ve ısrarla, iletişimin gizemli katmanlarını gösterir bize. Birkaç gündür sürekli aklımda Melih Cevdet, oyundaki Erkek, Kadın, bir de Şeref Abi...

On küsur sene önce tanıdım onu. Krek’i yeni kurduğumuz zamanlarda. İlk oyunumuzu yapıyorduk. Benim yazıp yönettiğim ‘Eller Yukarı, Bu Bir Oyundur’ adında bir oyundu. Oyunun kendisi, adından bile kötüydü. Pek paramız yoktu.

Hiç seyircimiz yoktu. İlk oyuna 6 Nokta Körler Vakfı’ndan toplu bilet alarak gelmişler ve en ön sırada oturmuşlardı. Hiç unutmam, muhteşem bir başlangıç yapmıştık Krek serüvenine... Bugün tiyatronun maddi durumu çok farklı sayılmaz.

Ama şubata kadar bilet yok oyunlara. Eşi dostu oturtacak yer bulamıyoruz. Ne güzel. O günlerde ise geçtim seyirciden, dekorun çivisini bile evden getiriyorduk. Halı gerekmişti oyun için, küçük bir parça halı belki ama hayati önemi var bizim için. Belki şimdi vardır, o zamanlarda zordu, gerçekçi görünen bir çim halı bulmak. Üstelik çok pahalı, para verip almaya kalksak, halıya oynayacağız oyunu bir sene.

Beşiktaş’ta sokakta yürüyorum. Dertliyim, düşünüyorum, halıyı bulamazsam, tiyatro kariyerim başlamadan bitecek sanıyorum. Bir vitrinin önünden geçiyorum. Ve o an... Tam da aradığımız halı... Vitrinde... Kız gibi duruyor bir platform üstünde, yanaklarım kızardı, elim ayağım birbirine dolandı, sokağın ortasında, hoşlandığı çocuğun saçını çektiği liseli kızlar gibiyim. Bir cesaret daldım dükkâna. Şaşırtıcı bir ses karşıladı beni. Şeref Abi’nin sesi, en dublaj jönü oyuncunun sesinden daha yakışıklıdır. Müşfik Hoca’nın sesiyle aynı kumaştan kesilmiş gibidir adeta. Karizmatiktir ve sevecen...

Bu hayattaki nadir inceliklerin ve güzel şeylerin kıymetini bilen insanlara has bir olgunluk vardır onda. Sevmek ve değer bilmek ne öğretilir, ne genetiktir. İnsan sevmek ve değerini bilmek, kabiliyettir. Bu kabiliyete sahip, özel bir adamdır Şeref Abi. Uzun uzun anlattım ona, kendimi tanıttım o gün Beşiktaş’taki o dükkânda, oyundan bahsettim, konusundan, sohbet ettik diyeceğim ama pek de sohbet sayılmazdı yaptığımız, ben makine gibi konuştum, o da babacan bir mahkeme hâkimi gibi dinledi. Ben ifademi sundum, o da kararı verdi. Yanındakilere döndü, Berkun’un istediği halıyı güzelce bir paket yapın arkadaşlar dedi, o halı sahneye çıkacak... Para pul istemedi Şeref Abi, “Unutma bizi yeter” dedi, “haberdar et yeni oyunlarından, madem böyle güzel bir maceraya çıkıyorsunuz, bir parçası et bizi de, bir şartla ama, davetiye istemeyiz, bilet alacağız...”

Yıllardır hiçbir oyunumu kaçırmadılar, Şeref Abi ve eşi Harika Hanım, Krek’in kadrolu seyircisi oldular. Şimdi Radikal’deki yazıları da takip ediyor Şeref Abi, ara sıra telefonda konuşuyoruz, yazılar, oyunlar, hayattaki nadir incelikler ve güzel şeyler üzerine sohbet ediyoruz. İletişim, insanlar birbirini yormadan ve zorlamadan anladıklarında kıymetlidir.

Gönülden, beklentisiz ve özgür olduğunda. İlle anlaşmak için değil, anlamak için insanları, insanlarla konuşup, hayatla anlaşmak için gerekli iletişim.

Melih Cevdet’in oyununda Erkek ve Kadın, karlı bir gecede, ıssız bir sokakta karşılaşmış iki yabancıdır. Birbirinin halinden anlayan iki insana dönüşürler sonunda. Din, ırk, ahlak, siyaset, cinsiyet. Hiçbir konuda birbirinin halinden anlamayan insanların müdavimi olduğu, rutubet kokan köhne bir Beyoğlu barına dönüşüyor ülkem. Müzik berbat, biralar su gibi, pist boş, herkes sarhoş... Kimse dinlemiyor birbirini, bitmez bir maç var kafalarda; kim haklı, kim haksız. Ne top tüfek, ne atom bombası, insanoğlunun en tehlikeli icadı, haklılık madalyası. Çoğunluğun plastik vicdanı kimin boynuna takarsa o madalyayı, hayat ona güzel. İletişimin gizemli katmanlarına her gün biraz daha körleşiyor insanlar, haklılık fetişiyle sarhoşlar. Dindarı kindarı muhalefeti iktidarı, hepsi haklılık pornosunda başrol oyuncuları.

Uzun bir ömür diliyorum sana Şeref Abi, sevdiklerinle... Kim bilir ne çoktur sayıları, biliyorum, tüm sevdiklerin kalbinde, birer şeref madalyası...

YAZARIN DİĞER YAZILARI