Mesafe...

Ölünün tek tarafı o gizemli öte tarafsa, nedir bu kavga?
Mesafe...

Üyeleri arasında tutuklu vekil Hatip Dicle’nin yerine Meclis’te Oya Eronat, 2006 yılında Kilis şehir suyuna zemzem karıştırılması absürt olayının aktörlerinden Ahmet Salih Dal gibi isimlerin de bulunduğu TBMM İnsan Hakları Araştırma Komisyonu, Kürt gençlerinin neden dağa çıktıklarını da araştırma karıştırma faaliyetleri arasına aldı. Böylece Türkiye’de ilk defa, PKK’lıların aileleri ile de görüşülecek ve “Oğlunuz/kızınız niye dağa çıktı?” sorusuna yanıt aranacak. Altı-yedi aya her şey tamam olacak.
* * *
Özcan Alper de ismini filozof Louis Althusser’in kitabından alan yeni filmi ‘Gelecek Uzun Sürer’de bir doksanlar genci olarak o dönem genç arkadaşlarının neden dağa çıktığını anlamaya, anlatmaya çalışıyor. Dağa çıkmış yitik sevgilisinin ardından boynunda yemenisi, elinde silah gibi mikrofonu ağıt derlemeye çıkmış sarışın kız Sumru’yla Diyarbakır’a gidiyoruz. Pekâlâ dağa çıkabilecek bir hikâyeye sahipken felsefe okumuş ve hayata Diyarbakır’da korsan film satarak devam etmeye koyulmuş esprili Kürt genci Ahmet de ekleniyor çok geçmeden hikâyeye.
‘Gelecek Uzun Sürer’in tartışılan diyaloglarından biri, belki Özcan Alper’in kendisine de yönelttiği (ki Althusser’in kitabı bir ‘itiraf’ kitabıdır) Ahmet’in Sumru’ya müstehzi bir şekil sorduğu “Kürtler şimdi de sosyolojik araştırma malzemesi mi oldu?” . Bu sorunun filmdeki yerini Altyazı dergisi röportajında şöyle açıklıyor yönetmen: “Kürt meselesi gibi acil bir meselede, en solda olan insanların bile içten içe hep biraz mesafeli olduğunu biliyorum. Sumru karakteri onlardan da bir şeyler taşıyor. Aslında ben de ne kadar içeriden bakmaya çalışsam da, sonuçta dışarıdan biriyim. Ahmet’in sorusu biraz da bu dışarıdanlığa, bu mesafeye işaret ediyor.”
Başbakan ve bakanları da son günlerde sık sık mesafeye işaret ediyorlar. Gazetecilere, yazarlara, çizerlere, vekillere terörle aranıza mesafe koyun deyip duruyorlar. Mesafe’nin tanımı ‘şu mesafeden ateş açıldı’nın ötesine, terör’ün tanımı doksanlardan kalma Terörle Mücadele Kanunu’nun ötesine geçmeyen onlar, dirisiyle olduğu kadar ölüsüyle de savaşıyorlar terörün. Hayatla arasında akıl almaz mesafeler olan ölülere dahi mesafe koyalım istiyorlar. “Ölünün tek tarafı o gizemli öte tarafsa, nedir bu kavga?” diye sormak bile suç olsun istiyorlar.
‘Gelecek Uzun Sürer’ kitabını Louis Althusser, karısı Helene’i 1980’de boğarak öldürdükten sonra ‘deliliği’ sebepli kendisine reva görülen yargısız infazı sonrası yazdı. Akıl hastanesinden, çocukluğundan, devletin en fena ideolojik aygıtı ailesinden, feylezoflar çevresinden, ‘deli filozof’un peşindeki Fransız basınından anlattı. “Tek çözüm var, susup kadere boyun eğmek” diyenlere, kendini kazarak verdiği cevaptı kitap. “Yaşamı boyunca altına gömüldüğü mezar taşını kaldırmaktı” amacı.
* * *
Özcan Alper de filminin sonunda Hakkâri’ye, bir mezar başına götürüyor bizi. Sumru yemenisini artık ölü sevgilisinin mezar taşına bağlıyor. Başlangıcında Cesare Pavese’den
“Savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız, peki ya ölüleri ne yapacağız” sorusunu soran film, sonunda cevabı mezar
taşının altında arayın diyor.
“Oğlunuz/kızınız niye dağa çıktı?” diye kapı kapı gezecek TBMM İnsan Hakları Araştırma Komisyonu acaba böyle sorular da soracak mı? Sırtında Nijeryalı mülteci Festus Okey’in
Beyoğlu Emniyeti’ndeki
“şaibeli” ölümü, Hrant Dink’in inatla meçhule sürüklenmeye çalışılan davasıyla, o aksak ayakla kaç kapıyı çalabilecek? Sanırım Özcan Alper bu yüzden gelecek uzun sürsün istiyor. Hakikat Komisyonları mezar taşlarını teker teker kaldırsın…