13.6 C
New York kenti
Çarşamba, Eylül 23, 2026

Buy now

Haaretz’den Netanyahu analizi: İstenmeyen adam konumunda

İsrail basını Haaretz, Netanyahu’nun BM Genel Kurulu konuşması öncesinde Tel Aviv yönetiminin uluslararası konumunu mercek altına aldı. Analizde, konuşmanın İsrail’in diplomatik alanda yaşadığı sorunları değiştirmeye yetmeyeceği ileri sürüldü.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kürsüsünde yapacağı konuşmanın, Tel Aviv yönetiminin son yıllarda sürüklendiği derin diplomatik ve stratejik çöküşü örtbas etmeye yetmeyeceği bildirildi.

Haaretz gazetesinde yayımlanan analize göre, yarın BM 81. Genel Kurulu’na hitap edecek olan Netanyahu, ülkesinin parya bir devlet, kendisinin ise bir savaş suçlusu olarak görüldüğü ve iç siyasette hedef aldığı medyadan bile daha düşmanca karşılandığı bir platforma çıkacak.

Analizde, Filistin Devleti’ni tanıma yönündeki adımları, işgalin yasa dışı olduğuna hükmetmesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin çıkardığı tutuklama kararı ve Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) bünyesindeki tartışmalar nedeniyle Netanyahu’nun BM’yi suçlamaktan geri durmadığı, ancak geçmişte kürsüde haritalar ve çizimlerle şov yaptığı günlerin geride kaldığı ifade edildi.

NETANYAHU “İSTENMEYEN ADAM” KONUMUNDA

Gazetenin analizinde, Netanyahu’nun artık dünya liderlerinin görüşmek için sıraya girdiği bir figür değil, “istenmeyen adam” (persona non grata) muamelesi gören ve devri geçmiş bir aktör konumunda olduğu vurgulandı.

Analizde, Netanyahu’nun son üç yılda İsrail’i sürüklediği diplomatik ve stratejik çöküşün, ülkeyi dünyadan her alanda kopma noktasına getirdiği vurgulandı. İsrail’in küresel ölçekte sivil, akademik, kültürel ve ekonomik bir tecritle karşı karşıya kaldığı belirtildi.

Bu tablonun sahaya yansımalarına dikkat çekilen analizde; İsrailli akademisyenlerin prestijli uluslararası üniversitelerde sunum yapamadığı, turistlerin yurt dışında İbranice konuşmaktan çekindiği, yüz binlerce vatandaşın ülkeyi terk ettiği ve ardı ardına gelen ekonomik yaptırımların biriktiği aktarıldı. Analizde, bu bedellerin Netanyahu için önemsiz ayrıntılardan ibaret görülebileceği ifade edildi.

Asıl krizin Washington hattında patlak verdiğine işaret edilen analizde, bizzat ABD Başkanı Donald Trump’ın Netanyahu ile görüşmekten kaçındığı hatırlatıldı. Amerikan yönetimindeki üst düzey yetkililerin, iki ülkenin çıkarlarının artık uyuşmadığını kamuoyu önünde açıkça dile getirmesinin, İsrail hükümetine yönelik açık bir dışlanma ve küçümseme göstergesi olduğu kaydedildi.

NETANYAHU’NUN “İRAN NÜKLEER TEHDİDİ” KOZU FİİLEN RAFA KALKTI

Analizde, Netanyahu’nun siyasi kariyerini üzerine inşa ettiği “İran nükleer tehdidi” kozunun fiilen rafa kalktığına işaret edilerek, “uluslararası toplumu İran’a karşı harekete geçirme girişiminin” tam bir fiyaskoya dönüştüğü vurgulandı.

Tahran yönetiminin çökeceği yönündeki vaatlerin ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) tarafından dahi “zırvalık” olarak nitelendirildiği, İran lider kadrosuna yönelik suikastların ise planlananın tam aksine sonuçlar doğurduğu ifade edildi.

Analizde, “Orta Doğu’nun çehresini değiştirme” vaadinde bulunan Netanyahu’nun yeni bir Orta Doğu kurduğu, bu denklemde İsrail’in önceliğini, nüfuzunu ve güç kollarını kaybettiği dile getirildi.

İsrail’in halen binlerce bir tonluk bomba, modern savaş uçakları ve ileri askeri teknoloji satın alabildiği ancak bu mühimmatı nasıl kullanacağına dair kararın artık kendi elinde olmadığı vurgulanan analizde, Netanyahu’nun BM kürsüsünden yapacağı hitap ne kadar cilalı ve etkileyici olursa olsun, İsrail’i varoluşsal bir tehlikeye sürükleyen diplomatik erozyonun üzerini örtemeyeceği kaydedildi.

İSRAİL ARTIK MÜTTEFİK DEĞİL BÖLGESEL TEHDİT HALİNE GELDİ

Analizde, BM’nin artık küresel düzeni belirleyen ya da oyunun kurallarını koyan merci konumunda olmadığı, uluslararası örgütün yetersiz kaldığı noktalarda alternatif geliştirmek zorunda kalan bölgesel, askeri ve siyasi ittifakların giderek BM’nin yerini aldığı ifade edildi.

Bu yeni denklemde Tel Aviv’in, Suriye ve Lübnan’da “sarı çizgiler”le işgalini genişletmeye çalıştığı, işgal altındaki Batı Şeria’da saldırganlık yaparak Filistinlilere ateş açan Filistin topraklarını gasbeden İsrailli çetelere destek verdiği vurgulandı.

İsrail’in, Trump’ın Gazze planına ayak diremesi ve Mısır ile Ürdün gibi barış anlaşması bulunan komşularıyla yaşadığı diplomatik krizler nedeniyle müttefik değil, bölgesel bir tehdit haline geldiği bildirildi.

Küresel liderliğin kürsüde şov yapmakla değil, konuşma bittiğinde arkada duracak müttefiklerin mevcudiyetiyle ölçüldüğünü vurgulayan analiz, İsrail’in asıl sorununun dünya kamuoyunun tavrı değil, ülkeyi savaşa sürükleyen lideri olduğunu anlayacağı tespitiyle son buldu. (AA)

SON GİRİLEN İÇERİKLER